Adalet

Çok uzun bir yazı oldu :) İyi, kötü ve adalet kavramlarını yerli yerine oturtup dünyayı idealize etmeye çalıştığınızda herşey çorba oluyor. İyiyi ve kötüyü ayırt etmek kolay değil. Adalet genelde hakları teslim etmek veya hak yiyenleri cezalandırmak ile ilgili. Ama burada da haksızlığı ölçmek ve dengeli bir şekilde cezalandırmak da zor. Bu yüzden insanoğluna beyin verilmiş. Farklı karmaşık durumlara adapte olabileceğimiz bir zihnimiz var ve sadece ham veri ile kararlar vermiyoruz. İyiyi ve kötüyü ayırt edip adaleti sağlamanın en ideal yöntemini bulmamız gerekiyor.

Her zaman iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı ayırt edemiyoruz

Bir davranışa veya söze doğru veya yanlış demek her zaman o kadar kolay olmuyor, duruma göre bakmak gerekiyor. Hatta doğru ve yanlış ayırımını bir tanrıya bağlamak isteseniz bile subjektif ve göreceli durumlarınız oluyor. O yüzden birini yargılamak isterseniz bunu doğru yapmak da çok büyük bir sorumluluk aslında.

İyi, kötü, doğru ve yanlışı ayırt etmenin zor olduğunu gösteren basit örnekler var. Mesela 2 yaşındaki çocuk her yere düştüğünde elinden tutup kaldırmak yerine bazen düşmesine ve kalkmasına izin verirsiniz ki yürümeyi öğrenebilsin. Mesela zorbalık yapmak iyi birşey değildir ama zorbalara karşı zorbalık göstermek gerekirse belki normal görülebilir. Bir çocuğun anne babasından birşeyler saklaması kötü görünebilir ama belki de harçlığını hızlı bitirmesinin sebebi parasını arkadaşı ile paylaşmasıdır ve arkadaşının utanmasını istemiyordur. Mesela bir insan birkaç ay ömrü kaldığı için herkesi kendinden uzaklaştırmak ve acıyı hafifletmek isteyebilir. Bunlar gibi türlü senaryolar üretilebilir.

Zaten genelde normal insanlar bu dünyada hata yapabileceğini bilen insanlardır. Bu yüzden genelde "hemen yargıya varma" deriz. Kendi iyi, kötü, doğru ve yanlış algılarımızla yani değer yargılarımızla değerlendirmeyi çok doğru bulmayız. Hatta bazen isteyerek yapılmayan yanlışları mazur görürüz. Şartlara uyum sağlamak insan olmanın bir gereğidir. Bazen gerçekten bilmediğimizi biliriz, hatalar yapılabileceğini biliriz. Yani normal insanlar genelde hata arayıp yargılama peşinde olmazlar.

Ama yargılama yapmaktan ve adaletten bahsedeceksek, suç veya haksızlık nedir sorusu ile başlamamız lazım. Suç nedir? Birine zarar vermek mi birşeyler çalmak mı? Doğruları gizlemek de suç olabilir mi? Vurdumduymazlık suç mudur? Burada sınırlar çizmeye çalışmıyorum. Aksine ortak bir suç veya haksızlık tanımını nasıl oluşturabiliriz diye soruyorum. Çünkü iyi - kötü, doğru - yanlışı bile karışabiliyorken, suç dediğimiz olgu da bağlamına göre değişebilir. Hatta, iyi bir davranış suç olabilir mi? Veya kötü bir davranış suç olmayabilir mi?

Adaletin birçok açısı

Subjektif alana girmeyen ve biline iyi ve kötü davranışlar ile adalet kavramına odaklanalım. Sonra girdap gibi derine ineriz. Adalet demek adil olmak yani haklıya hakkını teslim etmek ve korumak demek değil mi? Mesela biri sizin paranızı çalmış olsa, adil olmak o parayı geri size iade etmektir. Ama bunun herhangi bir caydırıcılığı yoktur. Bu yüzden ayrıca bir cezaya tabii tutmanız gerekir ki insanlar bu suçu işlemekten uzak dursun. Muhtemelen bu yüzden adalet kavramı düzeltmek için ceza vermeyi de içeriyor.

Başka bir örnek, mesela biri sizin aracınıza kendi aracı ile çarptı ve sizi yaraladı. Belki de kolunuzda kırık oluştu. Bu durumda diğer sürücünün de aracına hasar verip kolunu mu kıracaksınız? Yani aslında eşitleme veya ödeşme adaleti pek sağlamıyor gibi. Farz edelim diğer sürücünün de kolunu kırdınız, ayrıca sizin aracınızın hasarını karşılamasını ve hastane masraflarını ödemesini de mi isteyeceksiniz. Aslında sizi bilerek yaralayan bir kişi ise belki mantıklı olabilir. Ama burada yine suçtan uzaklaştırma inisiyatifi yok. Mesela bu suç karşılığında hapis cezası olsa olur muydu? Veya ömür boyu tazminat? Şahsen benim bir fikrim yok :D Ama olayı daha da karmaşık hale getirelim. Mesela bir inşaat işçisisiniz ve kolunuz kırık olduğu için haftalarca çalışamadınız. Diğer kişiden bunun da telafisini mi isteyeceksiniz. Olay daha da karışabilir. Mesela ruhsal açıdan da hasara sebep olmuş olabilir. Böyle böyle çok enteresan yerlere uzayabilir bu durum. Sonuçta sorum şu: Bu durumda nasıl adil olunur? Bir noktada bana suç işleyenin yanına kâr kalması ihtimali daha yüksek gibi geliyor.

Başka bir adalet örneği. Mesela herhangi bir ürün geliştirdim ve bununla yıllarca para kazanacağım. Birisi bu yazılımı bende çalmış olsa geleceğimi de çalmış olacak belki de. O zaman burada adil olan nedir? Dünyadaki durumu bilmiyorum ama hiçbir ülkede hırsızlığa 20 yıl falan hapis cezası verileceğin pek sanmıyorum. Genelde belli bir üst ve alt sınırı oluyor cezaların. Ama bu hırsızlığın benim hayatımdaki karşılığı çok büyük olabilir. Tabi ki her suç için ayrı ayrı değerlendirme yapacaksak hem süreçler çok uzar hem de olay kişisele döner. Ama kalıplarla belirlenmiş cezalar uygularsanız da haklıya hakkını teslim etme konusunda yarım kalabilirsiniz.

Bir kişi birini öldürür ve sizin de delil toplamanız gerekir değil mi. Normalde suç ispatlanana kadar herkes suçsuzdur ama insanlar delilleri de ortadan kaldırabilir. O zaman bir şekilde delilleri bulmak konusunda muazzam yetenekleriniz olmak zorundadır. Ama bir yandan da deliller işaret ediyor diye suçsuz olduğu halde suçlanan bir çok insan da var. Yani sırf deliller işaret ediyor diye birini suçlamadan önce şüpheliyi de mental veya fiziksel olarak iyice değerlendirmeniz gerekiyor değil mi. Bu da adil olmanın en önemli gerekliliklerinden birisi değil mi?

Başka bir örnek daha. Mesela devlete veya ülkeye karşı işlenen suçlar ne olacak? Veya daha küresel kirliliğe sebep olmak gibi daha büyük suçlar? Bunların ceza alması gerektiğinde hemfikiriz. Ben bana kalsa bu boyuttaki suçları idam ile çözüp korkutmayı düşünebilirdim. Çünkü milyonları etkileyen veya geri dönüşümsüz suçlar kategorisine giriyor. Ama bazı insanlar da idamın insanlık dışı olduğunu düşünüyor. Bu konuda farklı düşünebiliriz ama kimse kesin kanıya varamaz bence.

Mesela adaletin düzeltici tarafı da var. Tabi burada bilerek işlenen suçlardan bahsediyorum. Yaptığının farkında olan bir insan yaptıklarından sorumlu tutulabilir. Fakat bazıları düzeltici cezalar da öneriyor. Normalde bunu ben de desteklerim ama bir sorum var: Hapiste kalmak veya kamu hizmeti için sokakları temizlemek bir insanı düzeltir mi? Yani düzeltme dediğiniz zaman bir risk alıyorsunuz. Ben genelde insanların düzeleceğine pek inanmam. Bu yüzden bana gaddar diyen çıkabilir.

Sınırlı bilgimiz ve vizyonumuz ile gerçek adaleti sağlamamız çok zor. Arabam çalındı veya saldırıya uğradım diye milyon dolarlık dava açsam ve ruhsal olarak yıprandığımı söylesem, bu belki de hak talep etmek değil çakallık olur. Ama her haksızlığın karşılığı herkeste aynı da olmayabilir. Veya desek ki zengin birinden bir milyon dolar çalmak onu etkilemez. O zaman bu hırsızlık suç olmaktan çıkar mı? Birini kasten öldürmek kötü birşey ama masum birinin katili öldürmek suç mudur? Ben kendi başıma gelen bir haksızlığın cezasını kendim belirleyebilir miyim? Yada bir başkası benim adıma cezaya karar verebilir mi?

Birşeyin iyi veya kötü, doğru veya yanlış olduğu konusunda biraz toleranslı davranıp hemen karara varmayabiliriz. Fakat adalet düzgün sağlanmadığında buna tolerans gösterebilir miyiz? Şu açıdan bakın mesela. Tanrıya inanıyorsanız 2 türlü suç işleyebilirsiniz. Biri tanrıya karşı, diğeri insanlara karşı. Tanrı kendi sınırsız bilgisi ile yargılama yapabilir. Ama insanlar arasında eşitleyici kim olabilir? Bana sormayın benim bir fikrim yok :D Zaten bütün bu blog yazısının amacı karar vermenin çok zor olduğunu anlatmak.

Geç gelen adalet de adalet değildir mesela. Bir anne babanın evladını öldürüp onların yıllarda acı içinde adalet bekleyerek yaşamasına sebep olmak anlamlı değildir. Katili 20 yıl sonra bulup hapse attığınız için gerçekten iyi bir iş yapmış olmazsınız. Adaletin zamanında gerçekleşmesi de bir sorumluluktur.

Peki cezalar vererek insanları caydırmak isterseniz, bu cezaların ölçüsü ne olmalı? Belli kurallara göre cezalar verebilirsiniz ama gaddar cezalar mı belirleyeceksiniz? İnsanların hata yapma potansiyeli düşünüldüğünde bazıları "çivi çiviyi söker" diyebilir. Başkaları da "ceza verme, eğit" görüşünü savunabilir. Ben bu ikisinin ortasındayım :) Ortada amacı olan bilinçli bir suç varsa genelde o bilinç kolay kolay yok olmaz. Bu yüzden eğitmeye çalışmak yerine ağır cezalar ile en azından insanların düşünmeleri için bir sebebi olabilir.

Bilinçli bir suç bile işlense bunun da bir gri alanı var. Mesela birisini zorla suça iterseniz veya kötü bir çevrede büyüyüp suça karışırsa ne olacak? Fakir olmak hırsızlığı mazur kılar mı? Veya kötü bir çevrede büyüyen çocuk 18 yaşında suç işlediğinde acımasızca ceza mı vereceksiniz? Bu şekilde neyi çözeceksiniz? Bu yüzden sordum yasalarınızda ağır cezalar mı olacak diye. Her zaman balyoz indirebilecek bir güç mü olmak istiyorsunuz yoksa orantılı güç mü? Ama tabi insanların bu durumdan faydalanmaya çalışması da muhtemel olduğu için kafanız daha da karışacak. Benim kafam epeyce karışık, zaten bu blog yazısında da rekor sayıda soru sordum sanırım :)

Size bir açı daha vereyim. Yasalarınız ile belirlenmiş belli cezalar herkese aynı etkiyi yapar mı? Mesela bir suçtan dolayı bir milyoneri 1 yıl hapse atsanız, bu çocukları olan bir anne veya babayı 1 yıl hapse atmak ile aynı etkiye sebep olmaz. Yani birine iyilik, diğerine kötülük yapmış olabilirsiniz. Sanırım bu durumlarda bazı sistemlerde yorumlanabilir yasalar var ama hukuktan pek anlayan birisi değilim. Yani sabit ceza homojen topluma uygulanabilir, sözün özü bu.

Peki hakaret veya aşağılama konusunda ne yapacaksınız? Kelimeler bir insana gerçekten zarar verir mi? Küfür içerikli bir tweet ile bir insanın canı acıyabilir mi? Belki de konuya göre evet. Birinden nefret edip bunu açıkça dile getiren birini nefret suçundan nasıl yargılayabilirsin? Veya birisi bir ülkeden veya dinden nefret ediyorsa, bu konuda önlem alır mısın veya ceza uygular mısın, yoksa ifade özgürlüğü kapsamında bu ifadenin bir eyleme ve suça dönüşmesini mi beklersin? Bir ülke yöneticisine veya bir dini figüre küfür etmek ceza gerektirir mi? Evet gerektirir diyorsanız buradaki amacınız nedir? Mesela adil olmak mı veya olası suçları önlemek mi veya suçluları eğitmek mi? Bana kalırsa eyleme dökülmeyen ifadeler pek suç içermez. Çünkü bu suistimal ediliyor ve baskı aracına dönüşüyor insanların elinde. Ama günümüzde ifadeler başkalarını tetikleyerek eyleme dönüşebiliyor. Ayrıca bu sözlü ifadeler çocuklara yönelik ise sadece söz olarak değerlendirilemez gibi istisnalar da var tabi ki. Veya düzenli olarak bir insanı hedef alan nefret ifadeleri de bir yerde durdurulmalı. Ama bunlar benim sınırlı görüşüme dayanan fikirlerim tabi ki.

Suç ve ceza bir yana, avukat dediğimiz bir konu da var. Mesela siz suç ne olursa olsun bir insanı sırf kendini savunma hakkı var diye savunur muydunuz? Bir okula gidip katliam yapan bir manyak, bir avukatı hak eder mi? Formaliteden bile olsa ona atanan avukat onun herhangi bir hakkını savunur mu? Bana sorarsanız bazı suçlar insanın sahip olduğu bütün haklarını elinden almaya yetebilir. Ama yine de sırf kendini savunabilmesi ve ifade edebilmesi için herkesin avukata sahip olma ve danışma hakkı olabilir mi, bilmiyorum. Ben avukat olsam savunmayı veya temsil etmeyi reddedeceğim kişiler olurdu.

Avukatlar konusunda şu da var. Günümüzde çok parası olan çok avukat tutuyor ve çok haklı gibi görünebiliyor. Yada en kötü ihtimalle karşı tarafı maddi olarak yorabiliyor. Burada da adaleti sağlamak için garip bir "avukat eşitliği" sağlanması gerekiyor. Yani eğer herkesin kendini savunabilmesi için bir hakkı varsa, zenginin 100 hakkı mı var? Ki zaten çürümüş sistemlerde ve dünya genelinde para ile çürümüş adalet yanyana gidiyor. Düşünsenize bu dünyada dava konusu bile edemeyeceğiniz şirketler var. Bu temelde adalet ile ilgili bir sorun değil de çürümüşlük yüzünden adalet anlayışının yok olması aslında.

Peki mesela niyet konusu ne olacak? Açık bir şekilde birisini öldürmeye çalışmış ama öldürememiş birisine nasıl ceza vereceksiniz? Birinin canına kast etmek zaten öldürmek kadar ağır değil midir? Hatta daha garip bir senaryo, birinin bir silah çalması olabilir. Bu kişi hırsız mıdır potansiyel katil mi? Yani bazen de gerek niyetini bilmelisiniz ki ona göre ceza verebilesiniz.

Bir de ülkeden ülkeye değişen ceza oranları veya uygulamaları var. Bana göre insan hakları tanrı tarafından verilir ve koruma altındadır. Ama dünyada bir grup insan bazı suçlara daha toleranslı olabilir veya farklı değerlendirebilir. Diğerleri daha ağır cezalar verebilir. Bu bana garip geliyor. Bir insan yaralamanın cezası bir yerde sokakları süpürmek iken diğerinde 5 yıl hapis olabilir mi? Yani burada ortak bir anlayış olması gerekmez mi? Evet bazen düzeltici bazen önleyici işlevi vardır adaletin ama sonuçta bu farklı uygulamalar suistimale de yol açabilir.

Son olarak da 2 sorum var, birbirleri ile biraz alakalı. Adil olmanın ne demek olduğunu kim belirleyebilir? Bunların yanında tanrı kavramını katacak mıyız? Hadi bir şekilde tanrının kurallarını işletmek istediniz, bu kurallar her durumda tam olarak net mi? Kim bu kuralları nasıl yorumlayacak ve kararlar verecek? Belki de bir jüri oluşturmak istersiniz. Bu jüri, ister tanrı kuralları olsun ister yasalar olsun, belli bir çerçevede karar verebilir. Veya bir otorite figürü de olabilir. Sorun bu değil. Soru: O kişi veya kişiler kim olacak ve nasıl belirlenecek? Onlara bu yetkiyi kim verecek? Yani tanrı tarafından atanmış bir insan aramızda olmadığına göre, birini veya birilerini yargıç olarak atayacağız değil mi? Bu seçim ile birilerine bu zor sorumluluğu yükleyeceğiz. Sonra bu seçimimizden memnun kalmayabiliriz belki.

Adil olmaya çalışırım ama adaleti sağlayamayabilirim

Bu yazıyı okuyunca belki benim vahşi batı gibi herkesin kendi adaletini sağlaması gerektiğini düşündüğüm izlenimine kapılmış olabilirsiniz. Bu şekilde bir dünyada yaşanmaz tabi ki, çünkü herkes kendi doğrusunu konuşturur. Ama adalet sağlanmazsa veya böyle bir niyet yoksa insanlar nefsi müdafaa kapsamında hareket etmeye başlar ister istemez.

Bu uzun yazıdan sonra bile benim aklıma gelmeyen farklı durumlar veya hukukun farklı alanları olduğuna eminim. Sonuçta ne kadar iyi niyetli olursan ol, kötülüğün olduğu yerde adaleti sağlayamamak gibi bir risk doğuyor. Ama işte insan olmak da durumlar arasında yolunu bulabilmek ile mümkün biraz da. Makine gibi belli komutlar ile idare edemiyoruz. Yolumuzu bulmak için de kendimizi sorgulamak, ön yargılı olmamak ve analitik düşünebilmek gerekiyor. Amaç iyiyi, kötüyü, doğruyu, yanlışı bilmek değil, bulmak istemek. Kötülükten kaçınmanın yegâne ön koşulu tanrı inancı olmamalı. Ama kendimizi kontrol etme konusunda ilkel varlıklar olduğumuz için sürekli birşeylerin bize hatırlatılması gerekiyor. Her gün bir doz "iyiliği ara, kötülükten uzaklaş" alarmı gerekiyor. Bana kalsa bütün bu karmaşadan kurtulmak için tanrı ile birebir iletişimim olmasını ve herşeyin kararının bir tanrı tarafından verilmesini tercih ederdim.

Yani özetle, adalet sadece iyi-kötü, doğru-yanlış ayrımı değildir ve dünyadaki en büyük sorumluluktur. Bana sorarsan insanoğlu bu dünyada çok nadiren gerçek adaleti sağlayabilir. Ayrıca yapay zekanın gözetlediği sistemler ile adaleti sağlayabileceğinizi düşünüyorsanız, iki kere düşünün. Çok bulanık bir alanda çok keskin kararlar vermek, bence korkutucu birşey. Para ve çürümüşlük de var bir yandan. Şimdi bana "senin adalet anlayışın nedir" diye sorarsanız, aslında bu blog yazısı ışığında bu soru biraz anlamsız. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere :)


Bir yorum yazabilirsiniz