Bilim ve teknoloji. Bu ikisi el ele gider ve birçok insan bunları hafife alır. Kullandığımız cihazlara ve altyapılara derinden bağımlıyız ama insanlar bu ilişkinin ne kadar derin olduğunun farkında değil. Telefonunuzdan başkasına giden basit bir whatsapp mesajı milyonlarca transistör sayesinde gerçekleşiyor, dünya çapında bir tur atıyor ve farklı bir altyapıya sahip bir cihazda sunuluyor. Basit bir telefon görüşmesi yüzyıllarca süren bilimsel araştırma ve deneye dayanıyor. Hayatınızı kurtaran tıbbi cihazlar veya ilaçlar da tesadüf değil. Bir araba kullanıyorsunuz veya bir yerden bir yere uçakla gidiyorsunuz ya, işte onların arkasında yüzlerce mühendisin emeği var. Dünyada mucitlere minnettar olmalı ve perde arkasında ne kadar çok şeyin döndüğünü takdir etmelisiniz. Bu, tembel olduğunuz ve hayatınızdaki tüm teknolojiyi bir anda bırakmaya hazır olmanız gerektiği anlamına gelmez. Ancak bazen, teknolojiye devrettiğimiz becerileri kazanmak da iyi bir şeydir. Bunun dengesine siz karar verirsiniz. Ama her halükarda, teknolojiyi kendimiz için korumalıyız çünkü yeri doldurulamaz hale geldi. Bu yüzden bilim ve teknolojiyi anlamaya çalışalım.
Bilim bir zihniyet gibidir. Bazı provokatörlerin aksine, tanrıyı yok saymakla ilgili değildir. Elinizdekileri felsefi anlamda değil, gerçek fiziksel anlamda anlamlandırmakla ilgilidir. Bilimin sınırları olabilir ve bu bilimin başarısız olduğu anlamına gelmez. Bence bu sadece anlamadığımız veya asla anlayamayacağımız bir şeye dair güçlü bir kanıt olduğu anlamına gelir. Tabi bir yandan bilimin şeytan işi veya benzeri bir şey olduğunu iddia eden provokatörler de var, sonra bunların beyinlerini tedavi etmek için kafalarını duvara vurmak yerine bir MRI makinesine girdiklerini görürsünüz. Ben bilimi gerçekten seviyorum. Hangi açının başarılı olacağını görmek için yeni açılar getirme alışkanlığıdır bilim. Merak etmektir, varsayımları bırakmaktır, deneyler önermek ve bunlar hakkında heyecanlanmaktır.
Sanayi devrimi üzerindn 200 yıl geçtiği bu zamanlarda normalde refah içinde olmalıydık. Eskiye göre çok fazla fırsatımız ve olanaklarımız var ama aynı zamanda büyük eşitsizliklerimiz de var. İnovasyonlar oluyor, keşifler yapılıyor ama bir şeyleri elde etmek de giderek zorlaşıyor. Daha fazla teknoloji herkes için daha fazla erişilebilirlik ve daha fazla üretim anlamına gelmeliydi, ancak tam tersini görüyoruz. Bu çoğunlukla kar maksimizasyonundan kaynaklanıyor çünkü bu zihniyet kördür ve size bir ürün sağlamanın ilk kuralını, yani herkes için erişilebilir kılmayı unutturur. Bu aynı zamanda gerçek gelişmelerin de önünü kapatır ve olası yenilikçileri engeller. Bence zengin insanlar hangi gelişmelerin başarılı olacağına karar vermemelidir çünkü kolektif iyilik yerine sadece garantili getiri ve tekelleşme ararlar.
Teknoloji derken kastettiğimiz şey %99 oranda bilime dayanır. Tahminlerle, varsayımlarla veya hipotezlerle ilerleyemezsiniz. Gelişim gerçek ve somut bir zemin gerektirir. Bugün insanlar teknolojinin sadece kar amaçlı bir araç olduğunu düşünüyor. Aslında teknolojiye ne kadar bağımlı olduklarının farkında değiller. Onu yatırıma dönüştürüyorlar ve bu nedenle aşırı fiyatlandırma yüzünden erişilemez hale getiriyorlar. Ayrıca, cehalet nedeniyle bazı insanlar bunun “öylece olduğunu” sanıyor ve arkada ne kadar çaba harcandığını veya teknolojiye sahip olmanın veya kullanmanın neye mal olduğunu fark etmiyorlar. Teknoloji bir oyuncak veya yatırım veya tekelleşme aracı değildir. Günümüz toplumlarının temelidir.
Bazı insanlar teknolojideki tüm yeniliklerin doğrusal veya hiperbolik olduğunu düşünüyor. Eğer gelişim başladıysa, aynı ivmeyle devam edeceğini veya zamanla hızlanacağını varsayıyorlar. Yapay Zeka veya Kuantum Bilgisayar gibi örnekler, bazıları hızlı başlar ancak gerçek dünyanın sınırları olduğu için daha yavaş büyür. Bu yüzden bir fütürist olmaya çalıştığınızda, vizyonunuzu hayallere veya spekülasyonlara değil, gerçek verilere ve projeksiyonlara dayandırmalısınız. Ayrıca, bazı fütüristler sadece idealizm maskesinin altında kapitalist sistemde ürün satıyorlar.
Hem bilim hem de teknoloji benim için büyük tutku meselesi. İşim tam anlamıyla teknolojinin üzerine kurulu. Bilgisayarlar olmasaydı ben de bilgisayar mühendisi olamazdım. Ayrıca ileri fizik hakkında da kapsamlı bilgim var, her ne kadar çoğunlukla teorik olsa ve çok matematiksel olmasa da. Bir konuda daha derine inmek istiyorsanız meraklı ve çok yönlü olmalısınız. Ama unutmayın, bilim sadece fizik veya biyoloji veya kimya ile ilgili değildir. Psikoloji, sosyoloji, ekonomi vb. gibi sosyal bilim alanları da vardır. Bazen dener ve başarısız olursunuz ve en iyiyi bulursunuz. Bazen önceden deneme ve formüle etme fırsatınız olmaz. Bazen önceki gelişmeleri toplar ve yeni bir fark veya bakış açısı eklersiniz. Her şey sahip olduklarınızı veya bildiklerinizi geliştirmeye istekli olmakla ilgilidir.
Cahil insanların, onları hayatta tutan şeyin bilim ve teknoloji olduğunu anlamaları gerekiyor. Çok fazla bilimin ve bunun sonucunda ortaya çıkan fırsatların dünyayı nüfusu çok fazla arttıdrığını ve insanların bu kadar çok çoğalmaması gerektiğini iddia edebilirsiniz. Bence aksine insanlara bu durumları yönetmeleri için güçlü bir beyin verilmiş. Bir şeyler inşa etmek ve konforumuzu geliştirmek için, dünyadaki ve uzaydaki keşiflerimiz aracılığıyla tanrıyı keşfetmek için yaratıldık. Kesinlikle başka bir gezegende yaşamak için yaratılmadık, ne yaparsak bu dünyada olacak. 2026 yılında sorunları çözmek yine dönüp bilime ihtiyacımız var. Ancak bundan önce insanları bilim ve teknolojinin gerekli ve zorunlu olduğu konusunda eğitmeliyiz.
Teknolojiyi severim ama aynı zamanda çok fazla teknolojinin insani değerleri azaltabileceğini veya yok edebileceğini de biliyorum. Bazen telefonla aramaktansa arkadaşınızı ziyaret etmek daha iyidir. Bazen bir mahallede yol tarifi sormak, harita uygulamasının aksine, size yeni arkadaşlar kazandırabilir. Bazen bir mektup yazmak daha özel ve samimi hissettirebilir. Bazen eski usul bir kartpostal göndermek bile Instagram'da paylaşım yapmaktan daha ilgi çekici hissettirebilir. Bazen internetten sipariş vermek yerine alışverişe gitmek ve meyve sebze koklamak kafanızı dağıtabilir. Bazen akıllı saatinizin müdahalesi olmadan sadece yürürsünüz veya koşarsınız ya da manzarayı seyredersiniz. Kendinize “şu anda kullandığım teknoloji olmasaydı ne olurdu?” diye sorabilirsiniz. Teknolojiden vazgeçmek zorunda değilsiniz. Sadece onu kontrol altında tutmalısınız çünkü aksi takdirde o sizi kontrol altında tutacaktır.
Bugünlerde yapay zeka arkadaşlıklarına ve robotik fikirlere bakarsanız, teknolojinin sizi kontrol etmeye başladığını görürsünüz. Sosyal medyadaki, LinkedIn'deki ve çeşitli yerlerdeki algoritmalar alışkanlıklarınızı ve davranışlarınızı zaten şekillendiriyor. Yeni bir şeyin fiyakalı görünmesi otomatik olarak yararlı ve faydalı olduğu anlamına gelmez. Dediğim gibi, bugünlerde teknolojiyi zengin insanlar kontrol ediyor ve amaçları da sizi ona daha bağımlı hale getirmek.
Ayrıca, insanlığın bugünlerdeki en aptalca alışkanlıklarından biri de savaş teknolojisi ve silahlanma yarışı. Ne kadar büyük silahları olursa, o kadar güvende olduklarını varsayarlar. Ama sonunda, diğerlerini de yeni ölüm makineleri geliştirmeye iterler ve sonuçta dünya daha az güvenli hale gelir. Bu saçma ikilem 2. Dünya Savaşı sonrası gerçekliğidir. Ayrıca bugünlerde 'ulusal güvenlik' anlayışıyla ilgili casusluk teknolojimiz de var. Fakat bu da tıpkı savaş teknolojisi gibi, hükümetler tarafından kendi halklarına veya diğer uluslara baskı yapmak için kullanılıyor. Yani teknolojinin kirli gündemler için kullanıldığını söyleyebiliriz ama bu teknolojinin kendisinin kötü olduğu anlamına gelmez.
Hem bilim hem de teknoloji yok yıkıcı doğası olan insanın elinde tehlikelidir. Bu, ekmek kesmek için bir bıçak yapmanız ama insanların bunu başkalarına zarar vermek için kullanmasıyla aynıdır. İnsanlığın hayatta kalması çoğunlukla doğaya karşı korunmak için yapılan bazı iyileştirmelere bağlıdır. Bundan sonra, daha fazlasını sağlamak ve kaynakların adil paylaşımı için daha fazla üretmeniz gerekir. Sonra toplumunuzu yönetmek için de araçlara ihtiyacınız olduğunu fark edersiniz. Yani hayatta kalmanız teknolojik altyapıya ve nihayetinde bilime (sosyal veya uygulamalı) bağlı olmaya başlar. Bu, küçümseyebileceğiniz bir şey değildir. İşbirliği yapın ve yenilik yapın... Aksi takdirde insanlık tarihini yeniden icat etmek zorunda kalacaksınız. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere :)
Bir yorum yazabilirsiniz