Herşey basit bir arz-talep dengesi mi?

Bir süre önce iyi bir ekonomi nasıl olabilir sorusunu cevaplamaya çalıştığım bir yazı vardı. O yazı da aslında daha önce dünyadaki ekonomik gidişatı anlamaya çalıştığım Bir garip kapitalizm isimli bir yazının devamı idi. Önce ne olduğunu, sonra nasıl düzelebileceğini düşünmüştüm kendimce. Sonra daha enteresan bir durum fark ettim. Birçok insan 2026 yılında dünyanın geldiği saçma durumu normalleştirmiş ve herşeyin belli bir süreç içerisinde (Hegel gibi !) devnim halinde olduğunu ve varacağı bir noktanın olduğunu düşünmeye başlamış. Bunu fark ettiğimde bana yeni bir yazı yazma fikri verdi. Yazının başlığına bakınca sadece arz-talep dengesi dediğimiz ekonomik kavram üzerine yazacağımı düşünebilirsiniz. Ama bu yazıda ayrıca insanların dünyadaki anormal gidişatı nasıl normalleştirdikleri ve bunun ne kadar büyük bir hata olduğunu yazmaya çalışacağım.

Ne var canım dünya ekonomisinde?

Önceki yazılarımda daha çok tarihsel süreçte olup bitenleri yazıp anlamaya çalışmıştım. Sonra da kendimce ben olsam ne yapardım diye sorarak bazı öneriler sıralamıştım. Bu yazılar aslında insanoğlunun geldiği noktanın ne kadar vahim olduğunu göstermiyor ve gerçekten de bir kısım insan "ne var canım" şeklinde bakabiliyor. Bunu cehalet veya vurdumduymazlıkla açıklayabiliriz tabi ki ama insanları yargılamak yerine biraz olan bitene detaylı bakmak lazım. Özellikle son 2-3 yıl içerisinde.

Yaklaşık 10 yıl önce 2016 yıllarında, daha öncesinden süre gelen bir sürecin sonucu olarak dünya genelinde yaşanan krizler ve parasal genişlemeler yavaş yavaş sona ermeye başladı. (Zaten baktığımızda parasal genişleme ve sonrasında çeşitli krizler oluyor yakın tarihte, ama bunun frekansı sıklaştı.) Sonra benim bildiğim kadarıyla 2020 'lere doğru bazılarından "great reset" veya "paylaşım savaşları" gibi kavramları duymaya başladık. Bunlar aslında "facade" dediğimiz paravan kavramlardı ve daha fena geçekleri saklamak için çıkarılmmıştı. Çünkü devletler doğal kaynaklarının da sonsuz olmadığını fark etmekle beraber, demokrasiden giderek uzaklaşıp haydutluk düzenine geçtiler. Dünya nüfusunun çoğalması da (görünen köy kılavuz istemez misali) aslında insanların çeşitli sebeplerden dolayı birbirine düşeceği saçma bir geleceği işaret ediyordu zaten.

Sonra nasıl olduğu hala tartışmalı olan bir pandemi dönemi geldi, dünyadaki ekonomik denge tekrar darbe aldı. Böylece paylaşım savaşı daha da hızlandı. Buradaki paylaşım kelimeası aslında hatalı. Çökme savaşı demek daha doğru. Çökme savaşının sadece asker gönderip işgal etmekle olamayacağı az çok herkes tarafından biliniyor artık. Çünkü dünya ekonomisi o kadar diken üstünde ki, (küreselleşememek ve birbirine ihtiyaç duyduğunu inkar etmek yüzünden) kimsenin kalkıp istediği gibi asıp kesmesi bile pek mümkün değil. Ama bu önemsiz bir ayrıntı şimdilik. Sonrasında yeni bir endüstri dönüşümü olmaya aday yeni bir teknoloji çıktı: Yapay zeka. Ama bu kısımda bir dejavu yaşıyorum. Hani yıllar önce metaverse 'de yeni dijital dünya kuruluyordu, insanoğlu aya gidiyordu marsı keşfediyordu, kuantum bilgisayarlarla çözülmez sorunları çözüyordu bir zamanlar... Neyse, sonunda 3 yıldır yapay zeka ciddi biçimde hayatımızın içinde.

Bu noktaya kadar en az yorum ile yazmaya çalıştım. Yorumlarda ayrışabiliriz. Fakat herşey herkesin gözü önünde yaşandığı için "ne var canım" cılara şu an daha net açıklama yapabilirim. Yapay zeka yeni transformer modeli ile görünür olduğunda tabi ki dünya için büyük bir adım oldu. Aslında gerçekten endüstriyel ilerleme anlamında çok büyük katkıları olabilecek güzel bir araç oldu. Fakat daha en başından, insanlığı kurtaracak, insanlar yerine çalışıp değer üretecek, insanlardan çok daha zeki olup sorunları çözecek bir ürün gibi lanse edildi. Bunlar kapitalist sistemde bir şirketin yapacağı "ya tutarsa" türünden iddialardı tabi ki, ve bunu o kadar da yargılamıyorum. Sonra özetle çip üreticileri ve teknoloji sağlayıcıları arasında enteresan anlaşmalar ile şirketler anormal büyümüş göründü ve aslında bir yapay zeka balonu oluştu. Bu balon yapay zekanın yetersiz veya aptal olması ve bir gün çökecek olması yüzünden değil, ona verilen değerin manipülasyona dayalı olması ve şirketlerin çeşitli dolambaçlı mali yolları kullanarak değerli görünmeleri yüzünden oluştu. Ayrıca her dönemde olduğu gibi bu işe yanlış yerden girip batacak insanlar ve şirketler de olacak ama bu balonun sadece bir kısmı.

Ama buradaki konu aslında yapay zeka değil. Dünyada artık süreçlerin nasıl gelişip ilerlediğini göstermesi açısından güzel bir örnek sunuyor bize. Eskiden bir şirket bir ürün geliştirirdi. Devletler ona destek olurdu ve kendi çıkarını korumuş olurdu doğal olarak. Aynı zamanda milli gelirini arttırırdı. Buna benzer bir şeyi önceki yazılarımda yazmıştım sanırım. Bu dünya basit anlamda baktığında aralarında alış veriş yapan 150-160 kişiden ibaret bir topluluk gibi. Normal bir dünyada herkes birşeyler üretir ve diğerlerine satar. İşte bu noktada o sihirli kavram hayatımıza girer. Arz-talep dengesi.

Normalde bir ürün çok bol olunca bulunması kolay olduğu için fiyatı düşebilir, çok talep edilirse az bulunduğu için veya yerine koyması sürecinin riskini amorti etmek için fiyatı yükselebilir. Bunlar (ve muhtemelen daha fazlası) gayet doğal olarak arz talep dengesinin temel doğasını ifade eder. AMA, bunlar ancak normal bir dünyada geçerli olabilir. Yine somut örneğimize dönersek, yapay zekanın maliyetleri, altyapı gereksinimleri, çevreye etkileri, olası dönüşüm süreçleri veya riskleri gibi etmenler hiç konuşulmadan firmalar ve devletler tarafından deli gibi arz ediliyor. Sonra bu arzın yanında bir de finansal bir takım numaralar ekleniyor ve talep de yükseliyor. Böylece aslında bir arz talep dengesinden değil, manipülasyon düzeninden bahsediyoruz. Ama bunu da biraz detaylandırmak lazım.

Yanlış anlaşılmayı anlayalım

Yazının gidişatı karmaşık olabileceği için kısaca özet geçeyim: 2000 'li yıllardan sonra, daha önceden de benzerleri olan parasal genişleme ve sonrasında gelen kaoslar sıklaştı ve hızlandı. Yapay zeka ile endüstri devriminden sonraki en büyük devrimin içerisindeyiz. Fakat normal dışı ekonomi anlayışlarının bir yansıması olarak, ve herkesin gözleri önünde, yapay zeka balonu oluştu. Bu bir arz talep dengesi değil, çünkü yanlış anladığımız şeyler var.

Normalde bir ürün veya hizmet üreten insanın ilk kaygısı "bunu satabilir miyim ?" sorusudur. Sonraki kaygısı da "bunu ne kadara satabilirim ?" korkusudur. Talep olmazsa üretim maliyetini boşuna üstlenmek saçmadır, veya risk alıp girişim yapmaktır. Yada sermaye koyup üretip sonra talebini oluşturmak için çalışabilirsiniz, bu da bir seçim. Ürettiğiniz şey ne kadar talep edilirse o kadar değerlenebilir ama aslında bu "değerleme" dir. Gerçekten ne kadar değer üretip katma değeri olduğunu ifade etmez, sadece talep ediliyor göstergesidir. Ama günün sonunda ürününüz bir değer görür, rakipleri olur veya olmaz, talebi çeşitli parametrelere göre belirlenir. Sonra siz de ne kadar üretip ne kadar ve hangi fiyattan satacağınızı az çok piyasaya yani alıcılara ve ortama göre dengelersiniz. Böylece arz talep dengesi oluşur. Çok talep edilince sırf talep yüksek olduğu için istediğim fiyata satarım diye düşünebilirsiniz. Veya bugün elimdeki herşeyi satarsam 2 ay sonra enflasyon yüzünden üretimim zarara girer diye düşünüp biraz yüksek fiyattan satmak isteyebilirsiniz. Alıcılar fiyatı yüksek bulursa fiyatı düşürüp üretimi devam ettirmek isteyebilirsiniz. Hatta belki de üretim maliyetiniz sadece zamanınızdır, bu yüzden fiyatınızı yüksek tutar ve sadece talep edildiğinde üretirsiniz ...vs. Çeşitli sebepler ile bu arz talep dengesi bir yerde bir şekilde oturur.

Fakat, son 10 yıldır dünyada hiçbirşey bu kadar basit işlemiyor. En temel 2 sorumuz vardı, "kime satacağım" ve "kaçtan satacağım". Bunları garantilemek adına çeşitli manipülasyonlar veya makyajlar yapılıyor. Bunu yapay zeka konusunda çok net görüyoruz. Şirketler veya yatırımcılar (hani şu balina denenler) zararına bile olsa sizi yapay zekaya muhtaç etmek için sürekli "herşey yolunda, gelişiyoruz, uçuyoruz, kaçıyoruz" gibi mesajlar veriyorlar, sorunları gizliyorlar. Hatta "o kadar geliştik ki yapay zeka tehlikeli olmaya başladı, biz de vicdanımız gereği çalışmaları yavaşlattık" diye lanse ediliyor, para suyunu çekiyor demek yerine :) Fakat garip bir şekilde bu saçma süreçler normalleştirilmiş ve insanlar yadırgamaz olmuş. Ekonomik süreçlerin doğal yoldan değil de suni şekilde ilerlemesi sadece aldatmacadır. Ama bu aldatmacaları bile arz talep dengesi içinde basit bir etkenler olarak görenler var. Şimdi şunu diyebilirsiniz: "Koca koca şirketler onlar ve arkalarında ne zenginler var, banane ne yaparlarsa yapsınlar". İşte o da öyle olmuyor :)

Banane !!

Benim en temel "iyi ekonomi" tanımım insanların kaliteli şeyler üretebilmesi ve ürettiğini kendine yetecek şekilde satabilmesidir. Fakat bu doğal bir süreç. Bu süreci yapay bir şekilde işletmek istersem çok paraya ihtiyacım var. Mesela yanıltıcı reklamlar yapmak veya rakipleri satın almak veya elemek veya zararına satış yapıp piyasayı domine etmek veya bazı durumlarda devlet yetkililerine rüşvet vermek... gibi kötü şeyler yapmam lazım. İşte sorun bunun düşünülmesi de değil, yapılabiliyor olması. Yani bizim "su yolunu bulur" dediğimiz gibi değil de "suyun yolu yapılır" şeklinde ilerlemsi.. Bunun da sadece zenginler eli ile yapılabilmesi. Sonra da geri kalan insanların bunu normalleştirip önünde engel olmaması ve her türlü ekonomik adımın böyle çeşitli yan yollardan veya manipülasyonlardan geçiyor olması... İşte bunlar sizin "banane" diyemeyeceğiniz şeyler. Bu şekilde dünya parası olanın istediği gibi at koşturduğu ve parası olmayanların kaderini belirleyebildiği saçma sapan bir yapıya dönüşür. (Dikkat ederseniz konu demokrasi veya adaletten bile bağımsız burada) Ayrıca bu da yeterli olmayacağı için işgaller savaşlar ölümler... vs. sonucunda insanoğlu ne ekerse onu biçer. Umursamazlık ederse umursanmayan durumuna düşer.

Tabi bu yazının konusu ekonomi olduğu için bir yandan konuşulması gereken hukuk konusunu burada yazmam yersiz olur. hukuk ne için ve kimin için vadır diye sorup o konuyu da düşünmek gerekiyor. Burada sadece ekonominin doğal yolundan çıktığını ve bunun sadece yalancı bir "köşe kapmaca" oyununa döndüğünü ifade etmeye çalışıyorum. Bu şekilde barış içinde yaşayabilen bir dünya mümkün değil. Çünkü bu sistemde kötülük yapmayan zarar görür hale gelir. Emin olun bunun normalleşmesini istemezsiniz...

Birkaç açı daha

Yapay zeka üzerinden açıklamalar yaptım ama baktığınızda Çin Tayvan gerilimi, Amerika 'nın Venezuela hamlesi ve İran 'a saldırısı ve Küba hazırlığı, Rusya 'nın Ukrayna işgali... Bunlar organikliğinden kopmuş ekonomik düzenlerin ve bunların kanıksanmış olmasının sonuçlarıdır hep. İnsanlar bugünlerde Amerika İran geriliminde Hürmüz boğazı geçişleri kapandığı için petrol piyasasında para kazanmaya çalışıyor. Yani bu freni patlamış yokuş aşağı kazaya doğru giden arabadan rüzgar enerjisi ile elektrip üretip zengin olmaya çalışmaya benziyor. Aslında kârlı çıkmıyorsunuz, sadece birinin zarar etmesini fırsat bilip avantaj elde ediyorsunuz. Bu mantık başka yerlerde de geçerli olmaya başlıyor. Daha önce yazmıştım, insanlar krizden fırsat çıkarmaya odaklanırsa hem krizleri normalleştiriyor, hem de kriz olmadan birşey üretemez hale geliyor. Bu nasıl bir aptallıktır siz karar verin.

Bir çok ülkenin borsası dalgalanıp duruyor. Altın ve gümüş fiyatları bile dalgalanıyor, yada "balinalar" tarafından dalgalandırılabiliyor. Çünkü birilerinin yüklü miktarda para ile piyasalarda manipülasyon yapma gücü var ve regülasyonu yok. Her yeni gelişme birileri için fırsat ışığı yakıyor gibi gösteriliyor, sonuçta normal insanlar diyebileceğimiz çoğu insan zarar ediyor. İşin kötüsü bu manipülasyonlar kaçırma korkusunu da (FOMO) tetikliyor. Bir yere kadar bu doğal tabi ki, her gün birileri bir köşeyi kapıyor gibi görünüyor. Altın fiyatları hızla yükselirse insanlar bir fırsat kaçırdığı hissine kapılıyor. Benim burada açıklayamacağım enteresan yatırımcı davraşını profilleri var. Siz arayıp bulabilirsiniz. Ama onlar da genelde "organik" bir ekonomi düzeninde geçerli. Yani bugün aklı başında birisi uzun vadeli yatırım yapmayı planlayamıyor bile. Çünkü hem dünya güven vermiyor, hem de kısa vadede vurkaç fırsatları çok daha cazip görünüyor.

Burada bir anahtar kelime de "güven" tabi ki. Artık insanlar güvensizliği sıradanlaştırmış durumda. Çünkü dünyanın geldiği delilik noktasında kimse "bu iş buradan döner" diye düşünmüyor. İşte bu da geleceği öldüren şey. Yukarıda dediğim gibi, düzeltmeye çalışan veya normal davranan zarar görüyor. Başkasına zarar ettirmeden sen kâr edemiyorsun. O zaman "ne var canım" diyenlere sorum şu: Hegel gibi laflar ederken, dünyada nasıl bir düzelme işareti veya imkanı gördünüz acaba? Buz Devri 5 'te kuşlar dünyaya meteor çarparsa uçabildikleri için kurtulacaklarını düşünüyorlardı. Kuş beyinliler tabi :)

Çözüm bu yazıda değil...

Bu kadar yazıyı yazdıktan sonra çözüm önerisi de sunabilmek güzel olurdu ama çözüm burada değil. Yakın zamanda kendi ülkemde şahit olduğum üzere şunu söyleyebilirim. Bir toplulukta önce ahlak, sonra adalet sonra da ekonomi çöker. Bu yüzden düzelmesi en kolay olan ekonomi olduğu halde düzeltemezsiniz. Dünyanın da büyük ölçekte bir topluluk olduğunu düşünürsek, önce bu dünyada nasıl ideal yaşayabileceğimizi bulup onu kendi içimizde yaşamamız gerekiyor. Sonra bunu bozmak isteyenlere karşı hukuku işletmemiz gerekiyor. Sonra zaten ekonomi az yada çok kendiliğinden bile düzelir. Ama baktığımızda son zamanlarda dünyada insanların gelecek kaygısı hakim oldu. Bu da beni haklı çıkarmıyor mu? Önce başka şeyler çöktü çünkü.

İçimden bir ses bu yazının bu yıl içerisindeki en beğendiğim yazı olacağını söylüyor şimdiden. Çok büyük görünen sorunların bazen çok basit çıkış noktaları oluyor. Sonra sorunları çözme iradesi olan insanlar gerekiyor. Ama bu noktada arz talep dengesi oluşuyor. Arz edilen çözümler talep ediliyor mu? Bu yazıyı ben arz ettim, ama siz talep eder misiniz? Benim kaygım bu kadar. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere....


Bir yorum yazabilirsiniz