Blog yazmanın 1 yılı

Bundan tam 1 yıl önce blogumda ilk yazımı yazdığımda her ay ortalama 2 yazı yazabileceğimi düşünüyordum. Şu ana kadar ortalama ayda 3 tane yazabilmişim. 2022 mayısında bu sayı ne olur şu anda kestiremesem de geleceği tahminlemenin dışında daha önemli bazı sorulara kafa yormayı istedim. Kendi çapımda blogumda yazdığım yazılar bana ne kattı ve neleri değiştirdi veya gösterdi? Blogda yazdığım ilk yazım gibi bu da monolog şeklinde iç sesimin dışa vurumu olacak :)

Orta okul yıllarında türkçe öğretmenimiz kompozisyon yazmamızı isterdi bizden. O zamanlar çocuk olarak tabi ki bir konuyu irdeleyip üzerine düşünüp çıkarımlar yapıp düşüncelerimizi kelimelere dökmek kolay olmuyordu. Fakat bu her seferinde yapmak isteyip de yapamadığım ve içimde kalan bir tecrübe olarak kalıyordu. Sürekli birşeyler düşünmeye ve merak etmeye odaklı bir zihin yapım olduğu için bazen bir konuda 1 paragraflık kısa bir anlatım ile düşüncelerimi ifade edebiliyordum. Fakat daha fazlasını söylemeyi istiyor, kafamdan geçiriyor, üzerinde düşünüyordum. Yani o zamanlar ifade edemediğim şey şuydu: Üzerine kitap yazılabilecek bir meselede 1 paragrafı ancak yazabiliyorum, ne kadar da çok bilmediğim ve ifade edemediğim şey varmış. Keza öğretmenimiz de o zamanlar kompozisyon yazmanın bizi geliştireceğini söylüyordu tabi ki ama nasıl geliştireceğini biz anlamıyorduk.

Yine o yaşlardan bir örnek daha. Aynı öğretmenim bana Montaigne 'in denemelerini okumamı tavsiye etmişti. Yukarıda bahsettiğim özellikleri fark ettiği için muhtemelen :) O kitabı okuyup anlamayı çok istemiştim ama bir hikaye gibi kafamda canlandıramadığım için havada kalan bir dizi cümle olmuştu benim için. O kitabı da bitiremedim ve bu da içimde kalan bir hatıra oldu. Bir konuyu irdelemek, yeri gelirse araştırmak, üzerine kendi düşüncelerini sentezlemek ve belli bir bütünlüğe getirebilmek, felsefi yatkınlığım olduğu için her zaman ilgimi çekmişti. Fakat kendi cümlelerimi yazabilecek olgunluğa ancak üniversite zamanlarında adım atabildim.

19 yaşımda iken kendi kendime küçük hikayecikler yazardım. O zaman mantar gibi türeyen forumlarda bildiğim veya inandığım şeyleri anlatmaya çalışırdım. Üniversite sonrasında internette bazı yerlerde programlama üzerine yazılar yazmıştım. Gelgelelim bu günlere. Yaklaşık 3-4 yıldır bir blog sitem olsa da orada yazsam şeklinde bir düşüncem ve yazmaya hazır konularım ve hatta hazır yazılarım vardı. Geçen sene bir arkadaşın fark etmeden beni gaza getirmesi ve pandemi dolayısı ile iş yerinden aldığım izni evde geçirmek zorunda kalmam neticesinde 2 haftada blog sitemi ayağa kaldırmış ve ilk yazımı yazmıştım.

Hikayenin asıl kısmı burada başlıyor. İnsanlar mülakatlara ve görüşmelere girmeden önce ayna karşısında alıştırma yapar. Bu sayede düşüncelerini ifade ederken nerelerde zorlandıklarını ve açıklarını görürler. Benzer şekilde blog yazmanın (veya herhangi bir kompozisyon yazmanın) en büyük faydası da neleri bilmediğinizi fark etmek oluyor. Yani aslında yaklaşık 20 yıl gecikmeli olarak türkçe öğretmenimin ne demeye çalıştığını anlıyorum :) Bunu benden önce blog yazan bir sürü insan da yaşamış ve yazmıştır muhtemelen. Hepsinin ortak noktası eminim ki oturup yazmaya başlamalarıdır.

İnternet çağında yaşadığımız için her bilgi elimizin altında falan diyoruz ve bu yüzden kendimize çok güveniyoruz. Ama aslında araştırma becerisi ile kompozisyon becerisi bambaşka şeyler. İkisinin size kazandırdığı yetenekler de farklı, bakış açıları da. Bir gün kendinizi aynanın karşısında test edin. Güncel veya mesleki bir konuda çok iyi bildiğinizi düşündüğünüz bir olguyu 5 dakika konuşun kendinize. Bu saçma gelirse oturun 250-300 kelime bir yazı yazın. Eğer "şu cümle olmadı, şunu söyledim ama doğru mu acaba, bu böyle miydi, 4-5 kelime daha yazmam lazım buraya" gibi düşünceler aklınızdan geçiyorsa doğru yoldasınız. En azından benim kriterlerime göre :)

Çünkü gelişime açıksınız demektir. Bildikleriniz belli bir metodoloji veya formatta dış dünyaya iletiliyor demektir, ağzınıza geleni söylemiyorsunuz yada bol keseden sallamıyorsunuz demektir. İşte aslında blog yazmanın bir insana bunu kattığını söylemeye çalışıyorum. Aynı zamanda bunun herkese göre bir iş olmadığını da fark ettim. Analitik ve sistematik bir zihin yapınız yoksa böyle bir işe hiç başlamayın, muhtemelen sıkılır ve yarım bırakırsınız. Tabi bu kişisel görüşüm, pek ala yanlış da olabilir.

Didaktik bir yazı olmaması için bir paragrafı kısaca geçeceğim. Blog yazarak bilginizi ve tecrübenizi kalıcı olarak paylaşmanın sizden sonrakilere de faydası olacağını uzun uzun anlatmama gerek yok sanırım. Daha ilk yazımda belirttiğim gibi bilgi paylaşılıp eyleme geçirildiği zaman güç ve anlam kazanır. Bu açıdan baktığınızda bir podcast veya youtube 'a yüklediğiniz bir video da bir kompozisyondur ve blog yazmanın farklı bir versiyonudur. Yazmayı sevmiyorsanız belki bunları da deneyebilirsiniz.

Son olarak da şu var. Blog yazıyorsanız ne amaçla yazıyorsunuz? Kendinizi geliştirmek için mi, başkalarına birşeyler öğretmek için mi, günlük veya hatıra gibi yazılarınız için mi, yarın bir gün arkanızda yazılı bilgi birikimi bırakmak için mi, geleceğe yatırım yapmak için mi... şeklinde farklı farklı amaçlarınız olabilir. Bana sorarsanız hepsi :) Fakat bu amaçlarınızı baştan belirlemeniz sürdürülebilirlik açısından önemli. Çünkü bir noktada kişisel blog yazmak para kazandıran bir iş olmadığı için bunu yazmalı mıyım, ne yazmalıyım, bunu yazsam ne faydası var gibi sorularınız olacak. Cevapları ise başta koyduğunuz hedefler olmalı.

Peki bundan sonra ne olur? Aslında bu sorunun cevabını şu ana kadar çıkarımlamış olmalısınız. Benim sol tarafta 5 kategori belirlememin amacı başta belirttiğim gibi "bu konuda öğrenilecek ve yazılabilecek birşeyler var" şeklinde bir kamçı görevi görmesi. Bu da zaten insanın hayata bakış açısını değiştiriyor. Bu konuyu araştırabilir, blogda yazabilir ve başkalarına yeni bir pencere açabilirim diye düşündürüyor. Blog yazarı yazılarım okunuyor mu veya okunacak mı diye düşünerek yazmaz. Okunduğunda birşeylere katkı yapacak mı diye yazar. Bence bu ulvi bir amaçtır. Yazmaya devam :)


Bir yorum yazabilirsiniz