Gerçeklik kavramı üzerine filozoflar insanlık tarihinin başından beri sorgulamalar yapıyorlar. Bunun bir sebebi var. Bazen insanoğlunun ürettiği veya keşfettiği kavramlar insanüstü boyutlara taşabiliyor. Yapabileceğimiz bütün tanımlar veya aklımızın alabileceği sınırlar, bazı kavramları kapsamaya yetmeyebiliyor. Gerçeklik bu kavramlardan birisi ve tam da bu yüzden ingilizcede "Bending the Truth" dediğimiz gerçeği çarpıtmak veya yanılsamalara alet etmek mümkün oluyor. Evet yazının girişi çok karmaşık ama önemli :)
Bugünlerde birçok yerde Metaverse konuşuluyor. Bütün dünya metaverse 'e geçiyor, ekonomi orada, yeni teknolojiler orada, web 'in ve internetin geleceği orada şeklinde sözleri sık sık duyuyoruz. Benim bakış açıma göre birşeyi herkesin yapıyor olması yapılanların doğru olduğu anlamına gelmiyor her zaman. Kaçıncı kere yazdığımı bilmiyorum ama sosyal uygulamaların bize hizmet verme amacıyla çıkması ve sonra bizim vazgeçilmezimiz haline gelmesi sağlıklı bir süreç değildir. Hele ki bu ürünleştirme lokomotifinin arkasında güvenilmesi zor oluşumlar varsa.
Bu yazıda da Metaverse kavramının gördüğüm potansiyel tehlikelerini ve yan etkilerini yazdım. Metaverse kavramını biraz daha yakından tanıdığımda üzerine çok daha fazlasının yazılabileceğinden eminim. Dijitalleşme çağında sanallaşma ile beraber gerçeklikten kopuyor olmamız sağlıklı mı? Ürünler doğru amaçlara mı hizmet edecek? Gerçeklik neden önemlidir? Ve en önemli soru: Mavi hap mı, kırmızı hap mı?
Metaverse düşünce olarak çok yeni olmasa da günümüzde uygulama olarak internette gezinmenin yeni bir yolu olarak giriyor hayatımıza. Web sayfalarında sörf yapmak yerine gerçek ortamların kopyaları oluşturuyor ve sanal kahramanlarınızla GERÇEK OLMAYAN bir alemde bu ortamlarda dolaşıyorsunuz. Yerinizden bile kalkmadan bir SANAL GERÇEKLİK gözlüğü ile farklı ortamlarda OLDUĞUNUZDAN FARKLI BİR GÖRÜNÜMLE bulunabiliyorsunuz. Fikir güzel aslına bakarsanız ama burnuma kötü kokular geliyor, ki bunu da büyük harflerle yazdığım kelimeler bile rahatlıkla özetliyor.
Metaverse dediğimiz kavramın hızla dünyaya yayılması 2 olay ile hız kazandı gördüğüm kadarıyla. Birisi Matrix 4 çıkmadan önce çıkan UNREAL 5 Matrix demosu oldu. İkincisi de Facebook 'un verilerin güvenliğini ve güvenilirliğini sağlayıp sağlamaması adına davalara (2018) konu olmasından sonra ismini ve cismini Meta olarak değiştirmesi ve metaverse dünyasında öncü olmak istediğini belirtmesi idi. Ben blog yazısının bu kadarı ile bile ortada garip şeylerin döndüğünü düşünmeye başladım :)
Sosyal medya uygulamaları üzerine yapılmış ve yapılan yığınla araştırma var. Netflix 'te Social Dilemma isimli bir belgesel de var. Psikologlar ve sosyologlar konuya bugünlerde çokça kafa yoruyorlar. Bu yüzden benim dikkatimi çeken ve bana önemli gelen bazı noktalardan bahsedeyim. 2000 'li yıllarda insanoğlunun takındığı maskeler var. Korona yüzünden taktığımız maskelerden değil soyut olan maskelerden bahsediyorum. Başkalarına kendimizi olduğumuzdan farklı bir şekilde gösterebilmenin yollarını arıyor ve bunu sosyal medya ortamlarında bulabiliyorduk.
Birbirimize olan güvenimiz ise zaten azalmıştı ve farkında olmasak da gerçek olan insanları yani maskesi olmayan insanları aramaya başlamıştık. Bütün bu sürecin üstüne kendimizi ve hatta ortamımızı rahatça gizleyebileceğimiz bir evren de çıkageldi. Sosyal medya uygulamaları güya bizi bir araya getirecekti, aksine aldatıcı imajlarımız ve önyargılı bakış açılarımız ile birbirimizden uzaklaştırdı.
İnsanoğlu sosyal bir yaratıktır ve gerçeklik algısı diğer insanlarla, gerçek fiziksel insanlarla, kendi etinden kemiğinden olan insanlarla, etkileşimleri sayesinde belirlenir. Aradan gerçek insan faktörünü kaldırdığınızda insanoğlu gördüklerinin ve duyduklarının çizdiği çerçevenin gerçekliğine inanmaya başlayacaktır. Platonun mağara alegorisini hatırlarsak, bu dediğim daha iyi anlaşılacaktır. Doğumdan itibaren bir mağarada yaşayan ve duvarda gölgelere şahit olan kişilerin de gerçekliği o ölçüde algılayacaklarını söyler Platon. Günümüzde de bu deney gerçekleştiriliyor desem komplo teorisi mi dersiniz?
Madem öyle, işin komplo teorisi kısmına gelmeden önce bir başka bakış açısı sunayım. Bundan yıllar önce çekilen devrim niteliğinde bir film olan Matrix filminde kahramanlar matrixe girerken fiziksel olarak başka yerde bilinç olarak başka yerde bulunuyorlardı. Bir nevi uyku hali yani. Social Dilemma isimli belgeselde son cümlede "Matrix 'te olduğunu bilmiyorsan matrix 'ten nasıl çıkabilirsin ki?" şeklinde bir soru soruyordu. İşte başta belirttiğim gerçeklik kavramı da tam burada devreye giriyor. İnsan yaşadığı ve deneyimlediği şeylerin gerçek olduğunu test etmeye çalışır, doğası böyledir. Düşünsenize belki de şu anda hepimiz yataklarımızda uyuyoruz ve her tuvalete gittiğimizde altımızı ıslatıyoruz :) Şaka yapıyorum tabi ki.
Matrix 'in Unreal Engine videosu üzerine Keanu Reeves ile röportaj yapıyorlar. Bu röportajda Reeves bir anısını anlatıyor. Bu röportaj videosunu aşağıya ekledim. Bu anısında özetle şöyle oluyor: Keanu 'nun konuştuğu küçük bir kız "metaverse karakterinin veya aleminin gerçek olup olmamasının ne önemi var ki?" şeklinde bir yorum yapıyor. 07:00 'a bakarsanız bulabilirsiniz. Bu tehlikeli bir bakış açısı. Gerçek ve sahte kavramları insanoğlundan üst kavramlardır. Yani benim insan olarak hiçbir şeyin gerçek veya sahte olduğunu kanıtlama gücüm yoktur. Aslında tam da bu yüzden gerçek ve sahte ayrımı önemlidir. Ben realize edebildğim olguları gerçek olarak kabul ederek hayatımı idame ettirmeye çalışsam da daha gerçek olan bir kavram çıkıp benim gerçek kabul ettiğimi yıkabilir. Zaten bu sürecin sonucunda en gerçek olan tanrıyı buluruz bana sorarsanız ama esas takıldığım konu gerçekliği arama dürtüsünün kayboluyor olması.
Çünkü eğer esas Meta 'nın ne olduğunu fark edersek, bence yüzeysel ve aldatıcı kopyalarımızı oluşturmaktan daha önemli dertlerimiz olur. Gerçekliği sen belirlemezsen bir başkası senin gerçekliğini belirleyecektir. Sen gördüklerin ve duydukların ile yetinirsen ve kontrolü başkasına bırakırsan insan olmanın en temel yapıtaşlarından birisini, yani hür iradeyi, başkalarına emanet etmiş olabilirsin.
Dijitalleşme tabi ki de küreselleşmenin en önemli ayaklarından birisidir. Dünyanın her yerinden insanların bilişsel duvarları yıkabilmek adına bir araya gelmesini sonuna kadar savunurum. Fakat kendinize şu soruyu sorun: Metaverse kavramı bu amaç için mi çıktı sizce? Veya amacını bir kenara bırakalım, bize reklamlarda vaat ettikleri veya bahsettikleri kavramlar neler hiç dikkat ettiniz mi? Hiç düşündünüz mü bu alışkanlığı kazanmak size nelere mal olabilir? Matrix 'i eğlence için bir sanal evrene çevirebiliriz ama onun gerçek olmadığının bilincinde olmak son derece önemlidir.
Peki ona da değineyim :) Sülün Osman 'ı duydunuz mu hiç? İstanbul 'da köprüler, yollar, kuleler falan satan Sülün Osman karakteri var. Bu kişi gerçekliği sorgulamayan ama kendini uyanık sanan insanları köprü, yol, vapur gibi kamu mallarının sahibi olduğuna inandırıyor. Sonrasında bu uyanık kişilere ucuz fiyattan satıyor. Bu sayede kolay para kazanacağını düşünen kişileri dolandırmış oluyor. Tanıdık geldi mi bu hikaye? Özellikle son 2-3 yıldır mesela?
Sülün Osman hikayesi günümüz kripto para vurgunlarına çok benziyor. Ama bana sorarsanız Metaverse 'lerden arsa satın almak da bu örneğe benziyor :D Bazı metaverse dünyaları gerçek dünyanın birebir aynısını inşa etmeye ve arsa satmaya başladı bile. Tamam bunların NFT veya kripto para gibi şeylerle karşılığı var gerçekte fakat Allah 'ınızı severseniz bir düşünün. Birilerinin sunucusunda birilerinin ürettiği dijital veriye gerçek para yatırıyor ve değerlenmesini bekliyorsunuz sonuçta.
Zamanında FarmVille vardı efsane oyun. Bu oyunda tarlaya daha çeşitli ürünler ekebilmek veya daha hızlı ürün alabilmek için oyun için coin satılırdı. Bu dijital meta satışının ilk günleri idi. İnsanlar bu oyunlarda coin alanlar ile alay ediyorlardı. SilkRoad gibi MMORPG oyunlarında da karakterler gerçek paralar ile satılıyordu ve insanlar bu kişiler ile de alay ediyorlardı. Yargıladığını yapmadan ölmezsin bu dünyada :)
Buna bağlı olan bir gözlemim daha var. Metaverse 'den arsa alma kavramı geleceğin trendini yakalamak adına öne çıkarılıyor. Hatta günümüzde yoğun takip edilen bir ekonomist Selçuk Geçer de bu konu hakkında konuşuyor. Videonun içerisinde metaverse 'ün ne gibi imkanlar sağlayabileceğini de anlatıyor fakat dikkatimi çeken şu: Dünyanın şu anki ekonomisinin 3 katı kadar büyük bir ekonominin oluşacağını söylüyor. Ben insanların ürettikleri katma değerlerin sanal alemlere gömülmesini mantıklı bulmuyorum. Bunun dışında bir detay daha var. Bu kişinin videoları genelde yorumlara açıktır ama her nedense metaverse videosunda yorumlar kapatılmış :) Videoya buradan ulaşabilirsiniz.
Bir başka örnek daha vereyim. İnternette takip edilmeden anonim olarak gezinmek isteyen insanlar var, ki bu çok doğal bir istektir. Kullanıcılar hangi web sitesine girdiğini saklayabiliyorlar veya çerez ayarları ile oynayabilirler veya VPN 'ler üzerinden internete erişebiliyorlar. Bu anonim erişimin bir mantığı ve amacı var. O da kötü niyetli kişilerin sizi dijital ortamda takip edebilmesinin önüne geçmek. Peki metaverse bize ne sunuyor. Sizin sadece internette gezinme alışkanlığınız değil, sanal kahramanlarınızın davranışı bile kelimenin tam anlamı ile gözetlenebiliyor. Yani bütün dünyayı güvenlik kameraları ile donattığınızı ve o dünyada yaptığınız her hareketin kayıt altına alınabildiğini düşünebilirsiniz. Ve bunu güvenlik amacı ile yapmayacaklarından da emin olabilirsiniz.
Son olarak da en gerçekçi sorunumuz geliyor. Günümüzde insanlık zaten kendi kendini yok edebilecek seviyede hatalar yapıyor. İçinde yaşadığı dünyayı her geçen gün daha hızlı bir biçimde bozuyor. Tarihte ilkler yaşıyoruz her gün farklı bir konuda. Bizim bu durumda gerçeklikten daha çok uzaklaşmamız mı gerekir yoksa aksine bu gerçeklik ile yüzleşmemiz mi gerekir? Gerçek dünyanın sorunlarını çözmek için sanal dünyalara mı ihtiyacımız var? Hayır. Ama görünüşe göre gerçek dünyanın sorunlarından kaçmak için sanal dünyalara ihtiyacımız var. Mesela meta evrenlerde iklim değişikliği sorunu yok, sanal karakterlerin açlıktan ölmüyor, haksız yere hapishanelere girmiyor, radikal düşüncelere sahip insanlar yüzünden katledilmiyor.
Kulağa hiç hoş gelmeyen bir komplo teorisi ile sonlandırayım: Gözünüzün önüne getirilen sanal bir dünyada size gösterilmek istenen şeyleri görerek, gerçekten görmeniz gereken evreninizi unutabilirsiniz. Bütün bu altyapıyı nerualink gibi bir teknoloji ile birleştirip düşüncelerinize de etki edebilme imkanı olsa nasıl olurdu sizce? 20 sene öncesinden düşünülmüş Matrix evrenine dönmüş olmaz mıyız? Mavi hapı yutmuş olmaz mıyız?
Tekrar edeyim, teknolojinin ilerlemesi ile hayatımıza girebilecek meta evrenler, arttırılmış gerçeklik, yapay zeka gibi konular beni son derece heyecanlandırıyor. Bir bilgisayar mühendisi olarak teknolojiye karşı değilim tabi ki. Ama teknolojiden anlayan birisi olarak olası yan etkilerden dilim döndüğünce bahsetmem gerektiğini düşündüm. Hatta bu kadar mızırdanmanın yanında bütün meta alemlerine alternatif olacak, gerçek alemde çalışan bir uygulama da yazdım zamanında. Adı WhoShares. Şu anda Iphone ve Android için indirip deneyebilirsiniz. Uygulama özetle harita üzerinde bulunduğunuz konumda video kaydetmenizi ve harita üzerindeki videoları izleyebilmenizi sağlıyor. Peki ben bu uygulamayı neden yaptım?
Bu yazının içeriğine binaen aslında kırmızı hapı hazırladığımı söyleyebilirim. Bu uygulama ile GERÇEK dünya üzerinde videolar çekip bunları bulunduğunuz konumda harita üzerinde kaydedebiliyorsunuz. Bu videolarınızı yaklaşık 30 farklı kategoride etiketleyebiliyorsunuz. Harita üzerinde videolar bularak GERÇEK dünyada hiçbir şekilde etkileşime giremeyeceğiniz insanları veya ortamları gözlemleyebiliyorsunuz. Bir zaman makinesi gibi sizden önce olup bitenlerden haberdar olabiliyor ve sizden sonrakilere GERÇEK dünyada neler olup bittiğini aktarıp hatırlatabiliyorsunuz. Kısacası bu yazıyı okuduktan sonra meta alemleri para kazanmak için kullanmak ile yaşadığınız dünyada olumlu izler bırakmaya çalışmak arasındaki seçim size kalıyor. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere :)
Bir yorum yazabilirsiniz