Bilincin derinliklerine doğru gizemli bir yolculuk

Bilim ve felsefenin en temel sorularından birisidir bilinç ve bilincin doğası. Ben de sizi filozoflardan bilim insanlarına, bu konudaki fikirleri ve yaklaşımları özetleyen bir yolculuğua çıkarma niyetindeyim. Fakat öncelikle, bu yazı kişilik veya kişiliğin sorgulanması konusuna girmiyor. " Ben kimim? " sorusu tamamen başka bir konu. Ben insanların bilinci anlamak için izledikleri yollar üzerine yazacağım. Bu arada eğer somut bir cevap arıyorsanız bu yazıda bulamayacaksınız, boşuna zaman kaybetmeyin :) Bilinç bilmek midir, hissetmek midir, eyleme geçmek midir, farkındalık mıdır, insan icadı mıdır, gerekli midir veya bizi insan yapan şey midir gibi sorulara kafa yormak istiyorsanız, veya konu hakkında biraz bilgi sahibi olmak istiyorsanız buyurunuz. :)

Basitten başlarsak..

Sanırım en basitten başlarsak bir insanın bu konuda sahip olacağı ilk düşünce bilincin algıların kişisel sonucu olduğudur. Yani algısal yeteneklerim sayesinde bilinç sahibi oluyorum. Fakat bu başka bir soru doğuruyor. Algı ne demek? Biris gelip elinize iğne batırdığında elinizi çekiyorsunuz. Bu konuda algılayıcı yeteneğiniz ve buna bir cevabınız var. Fakat belli bir durumda elinizi hissetmediğinizi farz edersek ne batırırsak batıralım bir geri bildirimi olmayacaktır. Yani bu açıdan aslında bu olay özelinde bilinçsiz oluyorsunuz. Bu örneği çok daha büyük bir resme uyarlayalım. Şu anda bütün dünyanın, insanların, binaların, seslerin ve diğer duyularınızla algıladığınız şeyler için bir algınız var. Bu daha üst seviye bir algı oluşturuyor. Bu sayede "hayattayım" diye düşünüyorsunuz aslında. Yani uzayda tamamen boşlukta sessiz ve herhangi bir ışık olmadan kalp atışlarınız ve nefes alışverişiniz olmasa yaşadığınızı bile fark etmeyebilirsiniz mesela. Örnek olarak hayvanlarla da karşılaştırdığımızda beyin yapımız daha karmaşık olduğu için bir şekilde daha yüksek seviyede bilince sahip oluyoruz sanırım. Neyse konuya dönelim. Aslında bütün bu anlattıklarım basitçe "bilmek" ile açıklanabiliyor. Yani iğnenin acıttığını reseptörler ile biliyoruz, ışığın sesin maddelerin ..vs bu dünyada bulunduğunu biliyoruz. Bunların hepsi için alıcılarımız ve belli bir formda bilgimiz mevcut. Başka bir deyişle bilgiyi edinip saklayabilmekle eyleme dönüştürebiliyorsunuz. Bunu bilgisayarlar bile yapıyor. Bu onların bilinç sahibi olduğunu gösterir mi? Bence tam olarak değil. Yani en azından insani anlamda bahsettiğimiz bilinç bundan daha derin ve karmaşık bir konu.

Tabi ki daha ilk adımı atmış bulunuyoruz. Merak etmeyin daha görecek çok şey var bu konuda. Çünkü bilimsel veya felsefi anlamda bir konudan bahsetmek istiyorsan önce kavramları oturtmak gerekiyor. Mesela arabalar üzerine bir tartışma yapacaksan arabaları 4 tekerli insan veya eşya taşıyan herşey olarak tanımlayabilirsin. Veya motoru olup hareket eden taşıyıcı yapılar. Yani nedir bu sorusunun cevabını tanımlayarak başlarsın. Fakat bilinç nedir biliyor muyuz ki üzerine kafa yoralım nereden geldiğini düşünelim. Sorun burada başlıyor. Tam da bu noktada benim yazıyı yazmanın esas amacı beliriyor. Çünkü bu konuda farklı görüşler ortaya atılmış durumda.

Bu konuda farklı alanlarda farklı görüşler var

Farklı alanlarda çalışan insanların fikirlerini vereyim. Aşağıdaki video Kurzgesact isimli kanaldan. Videoları genelde epeyce bilgilendirici oluyor. Videoda şu sorunun cevabını arıyorlar: Bilinç nasıl ortaya çıktı? Nasıl oldu da bilinçsiz varlık bilinçliye dönüştü?

Temelde bu süreci evrimsel ve tekrarlı süreçlere bağlıyorlar. Buna da enerjinin kullanımı ve ihtiyacının karşılanması için arayışı ile başlatıyorlar. Videoda çoğunlukla -ebilir -abilir cümleleri geçiyor çünkü böyle bir konuda kimse kesin sınırlarla veya kanıtlarla konuşamaz. Evrimsel perspektiften insanoğluna kadar getiriyorlar konuyu (ki bu bence pek de sağlam bir temele oturmuyor).

Bu videonun altına uzuuunca bir yorum yazmıştım ama şu anda konuyu dağıtmamak için kendi yorumumu sona saklıyorum. :D Şimdi buradan daha bilimsel bir yaklaşıma doğru gideceğiz. PBS digital studios tarafından hazırlanan aşağıdaki videoda bilinç ile ilgili bir soruna değiniyorlar ve şu soruyu soruyorlar: Bilinç bir ilüzyon mudur?

Tam burada ister istemez fiziğin dibine vurmam gerekiyor. :) Çünkü kuantum fiziği denen bir geçek var. Beyinimizin daha derinlerine indiğimizde ister istemek kuantum fiziğinin yasalarına denk geliyor atomik seviyelerde. Bu noktada meşhur çift yarık deneyine bir kere göz gezdirmenizi tavsiye ederim. Çünkü bu video ölçümleme probleminden bahsediyorlar. Kopenhag yorumu isimli yoruma göre kuantum halindeki bir parçacık gözlemlendiğinde olasılık fonksiyonu kesinlik kazanır ve bu noktada gözlemleyenin objectifliği tartışılabilir. Başka bir deyişle bu geçişin ne zaman olduğunu kesin olarak bilebiliyor muyuz diye soruyorlar. Daha basit anlamda, gerçekten dediğin gibi mi oldu yani foton gözlemlendiğinde olasılık halinden kesinlik haline mi geçti. Bunun ne zaman ve nasıl olduğunu biliyor musun? Gerçekliği kendi subjektif gözlemlerin veya algın üzerine inşa edebilir misin? Veya bir üst bilinç gibi hepimizi saran bir algı mı var? Bu ssorular ışığında sonuçta gerçekliğin kendi gözlemlerimizden bağımsız bir şekilde var olduğunu çünkü aksi takdirde kuantum yasalarının hiçbir şey ifade etmeyeceğini ifade ediyorlar. Ayrıca kuantum zihin gibi teoriler de mevcutmuş ama bu konular burada konuşmak için fazla metafiziksel :)

Bu konuda yanlışım varsa düzeltin ama bir bilimadamından, ismi Brian Green, irade diye bir kavramın olmadığını duymuştum. Ruh veya amaç gibi kavramlar da benzer şekilde sadece atomik parçacıkların belli bir şekilde bir araya gelebilmesi herşeyi belirliyormuş. Bu fiziki olgular eylemleri gerçekleştiriyor ve insan sadece olan bitene uyuyormuş. Bu şekilde inanan da bir çok bilim insanı var. Bu görüşe göre bilinç sadece ve sadece beyindeki belli fiziksel işlemler silsilesinden ibaret. Bana sorarsanız bu "benlik" kavramını direkt olarak ortadan kaldırıyor manevi anlamda. O zaman şöyle bir soru sorarım, ceza ehliyeti neden var? Bu görüşe göre ben istediğimi yapar suçu da elime veya beynime atarım ki bu da pek mantıklı gelmiyor.

Son bir video daha. Bu da Closer to Truth serisinden. Bu videoda filozof da var bilimadamı da var. Bu videoda bilincin ne olduğunu anlamaya ve bir konsepte oturtmaya çalışıyor farklı açılardan bakarak. Nöroloji, psikoloji ve sosyolojiden oluşmuş bir içeriği var. Hatta şu soruyu da soruyorlar: Bütün bunları ben uyduruyor olabilir miyim ? :) Hepsi benim kafamın içinde olabilir mi? Bu minik belgesel bilinci sorgulamak ve anlamak için doğru olan yolu bulmaya çalışıyor.

Descartes 'in bir youtube videosu yok malesef ama var mısın yok musun sorusuna, je pense, donc je suis, yani düşünüyorum, o halde varım diyor. Bu da içgüdüsel ve aslında mantıklı bir yaklaşım. Beyninde anlamlı bilgileri tutabilmek ve üretebilmek bilinci açıklarmış gibi geliyor. Başta dediğim gibi sadece bilmek değil bilgiyi de üretebilmek. Tabi Descartes sanırım biraz da varlık nedire cevap arıyor ama bilinç dediğimiz şey de bizim varlığımıza atfedilmiş bir olgu sonuçta. Bunu bir başka versiyonu da "şüphe ediyorum, bu yüzden düşünüyorum, o halde varım" şeklinde. İçsel düşüncelerin farkına varabilmekle açıklıyorlar bir bakıma.

Bu konu son derece soyut ve ben de yeterince açıklayıcı olamamış olabilirim. Ama bu videolar izledikten sonra bilinç sanki canlı olmak ve etkileşim içinde bulunabilmenin arkasındaki esas motor gibi geliyor. Beynmizde belli bir bölüm bizim bilinçli olmamıza sebep olmuyor. Muhtemelen fiziksel bir yapı da değil. Sosyal etmenlere de dayanıyor. Ve hiçbir zaman da nereden başladı nasıl ortaya çıktı neden bilinç var ve sınırları nedir tam olarak öğrenemeyebiliriz. Sadece hayatta kalmamız için mi? Veya yaşamak için? Canlılar canlılık sıfatı kazandıktan sonra mı ortaya bilinç çıktı. Hatta muhtemelen bu soruların cevapları konusunda hiçbir zaman ortak bir cevabımız da olmayacak insalık olarak. Bu noktada umarım aklınızda yazının başındakinden daha fazla soru vardır. :) Kurzgesact videosunun üzerinden kendi yorumumu yazacağımı söylemiştim. Burada aslında yazımın içeriği bitiyor ama benim görüşümü de okumanızdan mutluluk duyarım.

Bana göre

Videoda koklamak duymak görmek gibi kavramların üzerine kurulu olgulardan ve işleyişlerden bahsediyorlar. Ayrıca hareket etmek aramak ve hatta hissetmek şeklinde argümanlardan da besleniyorlar. Basitten karmaşığa doğru evrimsel bir süreçten bahsediyorlar. Ama bu tek kelimelik olgular bile aslında önceden bir sürü parametrenin veya sistemin önceden harekete geçmiş olmasını gerektiriyor. Mesela enerjiden ve onu karşılamak için kullanılan yiyecekten bahsediyorlar. Enerji ve yemek kavramlarını nasıl tanımladın ki? Önceden bahsettiğim gibi bilimsel olarak konuşmak istiyorsan tanımlarla başlaman lazım. Bu enerji ve yiyecek kavramları nereden ortaya çıktı? Enerjinin eksikliği ne demektir? Buradan daha derine gitmek istiyorum ben. Çünkü bu terimleri oturtmadan bunların üstüne süreçler inşa etmek yanlış olur.

Basit bir organizma veya bakteri olarak bile belli bir mekanizma ile bu tanımlara haiz olman ve eksikliklerini bilmen gerekir ki ona göre davranış geliştirebilesin. Yani bu seviyede bile belli bir bilinç yapısına ihtiyaç var. Daha da derine inelim. Bu kavramların hepsi de bir çeşit yaşam olgusu üzerine kurulmuş. Bir şekilde yaşamak için birşeyler yapma ve dış dünya ile iletişime geçmek gibi bir kavram var ortada.Hayatta kalmak buradaki anahtar ise enerjinin ne demek olduğunu, canlılığı ve bunlara neden ihtiyacın olduğunu bildirecek bir mekanizmaya da ihtiyacın var. Bu şekilde ay şekerim düştü gibi bir eksikliği fark edip yiyecek peşinde koşma mekanizmasını oluşturabilirsin. Başka türlü yiyecek, enerji ve hayat üçlüsü bir anlam ifade etmeyecektir. Video buraları direkt olarak atlıyor bu kısım biraz da felsefeye giriyor muhtemelen. Sonuçta da bilincin yiyecek ihtiyacı ve hayatta kalma güdüsü ile ortaya çıkabileceğini düşünüyorlar. Ama bana sorarsanız basit yapılı canlıların bir şekilde yiyecek ile karşılaşması onlarda belli bir bilincin oluşması için tek başına yeterli değil. Yani ya yiyecek bulmadan enerji bilincine sahipti, ya da yiyecek bulunca mecburen bilinç kazandı gibi zorlama bir düşünceye ve çıkmaza dönüşüyor. Ve aslında farkında olmadan ön kabuller ile açıklamalara başlıyor. Burada bilgi nedir gibi bir tanımı hiç yapmıyorlar mesela. Bütün bu işleyişler bir şekilde bilgiye de haiz olmayı gerektiriyor. Videoda tamamen bu hali hazırda bulunan eneji ve yiyecek gibi kavramların üzerinde kurulu. Demem o ki, bilinç bu şekilde ön tanımlı kavramların birbirleri ile tesadüfi karşılaşmaları ile ortaya çıkacak kadar basit bir kavram değil.

Ben tanrı ve yaratıcı inancı olan bir insanım. Bu kısım bilimsellikten epeyce uzak tabi ister istemez :) Ama eğer bir şekilde bir yaratıcıya inanıyorsanız bilinç kavramı biraz daha mantıklı ifade edilebiliyor, en azından felsefi açıdan. Bence tanrı insanları ve diğer canlıları (çevresi ile etkileşime geçen bütün varlıkları) yarattığında onları belli bir seviyede bilgi ile donattı. Bu bilgiyi işleyebilme gücü de bu canlılara belli bir bilinç kazandırdı. Bu da bilginin canlılar için nasıl anlamlı hale gelebildiğini açıklamış oluyor. Tüyo almış gibi yani. Bugünkü yaşayan canlılara bakarak bilginin nasıl doğduğunu ve nasıl anlamlı hale geldiğini açıklayamazsın. Hatta kuamtum mekaniiği açısından bakarsan bilgi dediğin şey bile sadece nedenselliğin fizik yasalarına uygun bir sonucudur, yani bildiğin herşey beynine işleyebiliyor ki biliyorsun ve bilinç de aslında bu temele dayanıyor. Bu nedenselliğin gözlemlenmesi ile gerçeğe dönüşüyor. Elini uyuştur iğneyi batır hissetmediğin zaman kayboluyor yani. Zaman mesela biz insanlar tarafından bir şekilde algılanıyor ve biz zamanın bilincinde oluyoruz. Yukarıda dediğim gibi uzayın boşluğunda sessiz hareketsiz ışıksız nefes alıp vermeseniz kalp atışı gibi bir olgu olmasa yaşadığınızı bile anlamayabilirsiniz. Basit bir hücde çeşitli kimyasal olaylar gerçekleşmeden enerji durumunu sorgulayamaz. Bir bakteri yiyecek nedir ve neden önemlidir gibi basit soruları bir şekilde yapılandırmadan yiyecek arayışına giremez. Bunların hepsi aslında bilginin yorumlanması değil mi? Bu şekilde de farklı bilinç seviyeleri ortaya çıkmıyor mu?

Fazla uzatmadan özetleyeyim. Bilinç dediğimiz bence nedenselliğin etkilerinin bir şekilde bir seviyede gözlemlenmesi ile başlıyor. Bilgi onu algılamadan hiçbir işe yaramayacaktır. Canlılık ve ölüm kavramları konusunda bir bilgi birimi ve bilinç olmadan enerji ve hayatta kalma kavramları oluşamaz. Evrimsel olarak bakılan videolarda bu temel yok ve çıkmaza giriyor. Benim görüşüme göre başlangıç aşamasında bir yaratıcı tarafından ilk adım atılıyor. Başlangıcı açıklayarak bugünü sorgulayabilmeni sağlıyor. Temeli oluşturup bunun tezahürü üzerinde dolaşabilmeni sağlıyor. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere :)


Bir yorum yazabilirsiniz