Seçim kelimesini sadece politik anlamda yaptığımız seçimlerle eşleştiriyor olmamız maalesef bu kavramın derinliğini gözden kaçırmamıza sebep oluyor. Bu blogda Ağaç başlıklı bir yazı yazmıştım. O yazıda hayatımızda bulunduğumuz noktanın, bir ölçüde bizim seçimlerimiz sonucunda şekillendiğini ifade etmeye çalışmıştım. Fakat seçim yapmak ne demektir sorusu üzerine fazla düşünmemiştim, ana konu süreç üzerine idi. Türkiye genel seçimleri öncesinde kafamda şekillenen bu yazıda, seçim kavramı üzerine incelemelerimi bulacaksınız. Politik bir yazı değil şimdiden söyleyeyim :) Seçim kelimesinin kökü tabi ki seçmektir. Seçme eylemi ise temelde 2 olmazsa olmaz ayaktan oluşmaktadır. Seçenekler (birden fazla) ve hür irade. Bu dünyada tek kelimelik kavramların çok karmaşık, geniş veya derin olması beni çok etkiliyor. Seçenek nedir?
Bizi belli bir sonuca götüren veya bir amaca hizmet eden soyut veya somut olgulardır. İş seçimi, eş seçimi, ev seçimi, araba seçimi, şehir seçimi gibi ilkokuldan bildiğimiz üzere somut örneklerimiz var. Ayrıca nispeten daha soyut olan niyetlerimiz, bir soruya verebileceğimiz cevaplar, bir söz söylerken yapabileceğimiz tonlamamız gibi seçeneklerimiz de var. Bazen seçenekler elimizde olmadan bize sunulanlardır, bazen de bizim elimizde olanlardır.
Bu açıdan baktığımda önemli olan bir nokta da seçenek diyeceğimiz olgunun bize mutlaka 1 'den fazla alternatif sunabiliyor olmasıdır. Tek seçenek dediğimiz ifade bir anlatım bozukluğudur ve diğer seçenekleri seçilebilirlikten çıkardığı için zaruriyete dönüşmüştür. Konu ile çok alakalı olmasa da şunu belirteyim, elinizde tek seçeneğiniz olduğunu düşünüyorsanız iradeniz de otomatik olarak ortadan kalkacağı için seçim eyleminden bahsedemeyiz.
Seçeceğimiz seçeneklerden bir beklentimiz olur genelde, veya beklentimize hizmet edeceğini düşündüklerimizi seçeriz. Bu da tamamen sunulan seçeneklerin doğasına ve neden seçim yaptığımıza göre değişir. Örnek olarak kendimize istediğimiz gibi bir ev veya araba yaptıramayacağımız için ihtiyacımıza hizmet etme seviyesini göz önüne alabiliriz. Fakat meclis veya yönetici seçimi gibi bir durumda bir milletvekilinin veya yöneticinin bize hizmet edeceğini düşünürüz, hizmet bekleriz. Veya sorulan bir soruya verdiğimiz cevap ile karşıda bir his uyandırmayı bekliyor olabiliriz. Yani bazı seçenekler aktif bazıları pasif ögelerdir.
Size saçma gelse de seçenek nedir sorusunu irdelemek istedim. Elimizde bir amaca hizmet eden veya sonuca götüren seçenekler somut veya soyut olarak bulunuyor. Bu seçim kelimesinin 1. ayağı idi. 2. ayağı ise seçimi yapan kişi, yani irade olacak.
Seçenekler arasında karar veren, bir mantık yürüten, bir çıkarım yapan olguya irade diyebiliriz. Öncelikle şunu belirteyim, tek seçenek olduğu yerde irade ve seçim olmamasının sebebi zaten yürütülebilecek bir mantık kalmamasıdır. Bu noktada "diğer seçenekleri eleyerek teke düşürürsem irademi kaybetmiş mi oluyorum?" derseniz hayır, aslında o noktada seçenek elemek için mantık yürütmüşsünüzdür. Bunu kaçırmamak lazım. Zaruriyete düşmek demek diğer seçeneklerin sizin iradenizden bağımsız olarak elenmiş olmasıdır.
Peki irade neler yapabilir? Seçenekleri sorgulayabilir, kendine yeni seçenekler arayabilir, seçimlerinden dolayı sorumlu tutulabilir, seçim yapmaktan vazgeçebilir. İradenin olmadığı yerde seçenek bir hiçtir. Şimdi bir önceki başlıktan birçok şeyin seçenek olabileceğini düşünürsek, aslında irade kavramının birkaç seviye daha önemli olduğunu da fark edebiliriz. Farkında olmadan seçimler yapıyor olabiliriz. Peki irade dediğimiz kavram bu kadar basit mi? Ben bu kadar sorgulamayı neden yapıyorum? :) İradenin başında biz insanlar varız, bu yüzden irade sorgulanası bir kavramdır. Örneğin benim iradem mi başkasının iradesi mi veya irademi neden kullanıyorum gibi sorular sorabilirsiniz.
İradeyi yönlendirip seçenekler arasında bir seçim yapıyoruz. Yani idealde bu böyle. Ama birisi elimizde olmayan diğeri de manipüle edilebilen 2 ayaktan oluşan seçim eylemi bu kadar basit olmuyor. İrade kavramı çok daha detaylı tartışılabilir, tabi ki iradenin tecellisi dediğimizde hayatın birçok alanına girmek mümkündür. Şu anda biz seçenekler üzerinde irade ile seçim yapmanın manasını anlamaya çalışıyoruz. Ayrıca burada dikkatinizi çekecek bir nokta var. Açık açık söylemesek de hür iradeden bahsediyoruz. Çünkü hür iradenin olmadığı yerde seçenekler arasında seçim yapmıyoruzdur zaten. Geldik seçime.
Yukarıdaki çıkarımlar ışığında gerçek bir seçim yapmanın çok da kolay olmadığını söyleyebiliriz. İdeal bir seçimde gerçekten birbirinden bağımsız seçenekler var olmalı ve hür irade ile manipüle edilmeden bunlar üzerinde bilgi sahibi olup mantık yürütebilmeliyiz. Bu koşullar politik seçimlerde gerçekleşmiyor her zaman maalesef. Bu yüzden politik anlamda söyleyebileceğim tek şey, seçim kavramının genelde bir yanılsama olduğudur. Bunun sonucunda da günümüzde kendi seçeneğini seçenler yerine diğer seçenekleri elemeye çalışanlar meydana geliyor sanırım.
Bir seçim yapılırken neler yanlış olabilir? Hür irademiz bile olsa seçenekleri tam manasıyla tanıyamamış olabiliriz, bütün seçenekleri görememiş olabiliriz, bazı aktif seçeneklerin yani kendi kendine işlevi olan seçeneklerin hangi sonuca götüreceğini veya hangi amaca hizmet ettiğini bilemeyebiliriz... Bütün bunlar sonuçta iradenin manipüle edilmesi ve hür irade olmaktan çıkması demektir. Çünkü normalde irade kendisine sunulan seçeneklerini de sorgulayabilir doğal olarak.
Bizler seçenekler arasında mantık yürütüp harekete geçtiğimiz an, bir seçim aktivitesi içerisinde oluyoruz. Dünya benim ilk iki başlıkta anlattığım kadar basit bir denklem ile çalışmıyor. Bu yüzden bu yazıyı yazıyorum ve an anlamlı kısmı da şimdi geliyor.
Biraz genelleme yaparak bunu söyleyebilirim. Başta bahsettiğim ağaç yazısında da benzer şekilde bunu anlatıyordum. Hür iradeniz var olduğu sürece onu işleme koyan ve sonucunu alan da sizsiniz. Bu yüzden sonuçlarda aslında kendinizi görebilirsiniz. Tabi ki politik oylamalar gibi seçeneklerin olasılıklarının konuşulduğu bir sistemde herşey daha karmaşık olabiliyor ama bireysel bazda bakıldığında herkes kendi kararını veriyor. Bu noktada "dünyadaki bütün şeylerde benim payım ve sorumluluğum mu var, bu ne saçma bir çıkarım?" diye sorabilirsiniz ve haklısınız da. Ama biz burada yanlış açıdan bakıyoruz, açıklayayım.
Biz küçük irademiz ile büyük olaylara sebep olduğumuzu düşünüyoruz. Politik seçimler bunun en büyük örneği. Ama aslında büyük olgunun küçük bir parçasını belirliyoruz sadece. Yani kendinizi dünyadan sorumlu tutmanız zaten anlamlı değil, hiçbir seçimimiz o seviyede belirleyici olmuyor. Konuyu belirleyicilik bağlamından çıkararak düşünmemiz gerekiyor. Kendinize ben neyi seçtim, neden seçtim sorularını sormanız yeterli. Çünkü kendi hayatınızdan siz sorumlusunuz en başta ve sizi sizden başka kimse sorgulayamaz. Elinizde zaten hergün bilinçli veya bilinçsiz olarak yaptığınız birçok seçim var. Hür iradenizi kullanmamak bile bir seçim yapmaktır mesela. Ayrıca seçenek dediğimiz şeyin her zaman bize sunulan şeyler olmadığını da belirtmiştim. Bütün bu altyapı, sürekli seçimler içinde olduğumuzu anlatabilmesi adına şimdi biraz daha anlamlı geliyordur sanırım.
Seçim kelimesi çok basit 2 ayaktan oluşan ama çok büyük çıkarımları olan bir kelime. Bir kaya gibi doğada durmuyorsak, yaşamımızda kendi dokunuşlarımızı görmeye çalışmak zorundayız. Aksi takdirde doğuştan kazandığımız hür irade nimetinin kıymetini ve sorumluluğunu bilmeyen insanlar olarak yarıda kalıyoruz. Burada dikkat ederseniz, doğru seçenek veya yanlış seçenek, doğru seçim veya yanlış seçim gibi bir ayrıma gitmiyorum. Zaten neyi doğru neyin yanlış olduğunu benim bilmem mümkün değil. Bizler çok fazla noktada seçimler yaptığımız gerçeğini fark etmeliyiz.
İşte bu sorunun cevabını aslında ağaç kavramından bahsederken yazmıştım. Yaptığınız her seçimin, her ideal seçimin demek daha doğru olur, direkt veya dolaylı, az yada çok bir etkisi de olacaktır. Etki tepki yasasına göre bunu görmezden gelseniz bile inkâr edemezsiniz. İşin kötü tarafı da yaptığınız seçimlerin başka hür iradeler üzerinde de etkisinin olabilmesi. Bu yüzden şu soruyu hiç sormadım bu yazıda: Seçimlerin seçenekleri ve seçenleri etkilediği noktada bu yazının ve kavramsallaştırmaların bir anlamı kalıyor mu? Belki de hayır. Hele ki seçeneklerimizi tanımıyor ve irademizin hür olduğundan emin olamıyorsak, insan kendini kapı kolu gibi hissedebiliyor.
Bu şekilde beyin yakıcı bir yazı daha bitmiş oluyor. Her zaman olduğundan daha farklı bir tecrübe oldu benim için, ilk defa bir yazıyı tek oturuşta yazıp bitirdim. Bu yazı subjektife kaymasın diye ciddi uğraş verdim. Ama kendi yorumumla bitireyim. İnsan olmakla başlıyor sorumluluk ama insanlığı kaybetmekle (kaybetmeyi tercih etmek ile) bitmiyor. İrade verilince insan oluyoruz ama iradeyi kullanmamayı tercih ettiğimizde de sorumluluğu atmış olmuyoruz. Bizler daha ideal bir seçim yapıp yapamadığımızı bile bilmiyoruz, hayatımızda kaç noktada seçim yaptığımızı fark edemiyoruz. Yine de bir şekilde seçimlerimizden eminiz. Sorumluluklardan da muaf olduğumuzu düşünüyoruz. O kadar kolay mı sizce? Seçim yaptık ve herşey bitti mi? Bu yazıyı okumayı seçtiğiniz için teşekkür ederim. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere :)
Bir yorum yazabilirsiniz