Ekonomi büyük ve garip bir kavram. Ben şahsen cüzdanıma giren ve cüzdanımdan çıkan para hesabından fazla ekonomiden anladığımı söyleyemem. Ama günümüz dünyasında ekonomi dediğimiz olgu, teorik ve pratik boyutu ile, insan hayatının daha çok içine girmeye başladı. Herkes yerel ve küresel ekonomi konusunda konuşur tartışır oldu. Tarih boyunca ise tüketim alışkanlıklarımız değişti ama sonsuz tüketme isteğimiz değişmedi. Üretim modellerimiz değişti ve gelişti ama yeterli üretime de ulaşamadık. Bu durumların nedenleri eminim çok karmaşıktır ama ben basit bir insan olarak ekonomi başlığı altında anladıklarımı ve sorularımı yazmak istedim.
Bu iki kavramı ele almak istiyorum ama yanında arz, talep, market, sermaye gibi kavramlar da işin içine giriyor. Ekonomi kavramını basit düşünürseniz yanılırsınız. Ama ben yine de basit düşüneceğim :) Bir elma düşünün. Yetişmesi için bir ağaca ihtiyacımız var. Bu ağacı yetiştirmek için toprağa ihtiyacımız var. Ağacı sulamamız için suya ihtiyacımız var. Elma olgunlaşınca toplayıp bir markete götürmemiz lazım. Sonra orada elma almak isteyen birisini bulmamız da gerekiyor. Bu kişiyi bulduğumuzda ise elma için yaptığımız yetiştirme ve taşıma masrafının daha fazlasını çıkarmamız gerekiyor. Yani en basit anlamda ekonomi anladığım kadarıyla böyle çalışıyor.
Bir noktada ekonomiden bahsetmek için gerekli olan minimum kavramları ortaya koyabilmek için basit düşündüm. Bahsettiğim elma örneğinin çalışabilmesi için daha kısa bir süreç göremiyorum. Bu örnekte bile ne kadar fazla aşama veya değişken parametre olduğunu fark ediyoruz aslında. Sonra bir de işin içine başka elma üreticileri veya başka alıcılar veya başka süreçler dahil olursa benim kafa hepten yanıyor :) O zaman sadece ürettim tükettim diye düşünemiyorsunuz ekonomiyi. Çok boyutlu olarak görüp çok bilinmeyenli bir denklem gibi ele almanız gerekiyor.
Bu görev ekonomistlere düşüyor tabi. Ama eminim bu yazıyı okuyanların çoğunluğu hayatlarını idame ettirebilmek veya geleceklerini inşa edebilmek adına bazı ekonomik kavramlara aşinadır. Hele ki Türkiye 'de ekonomiden sorumlu olanlar sorumsuz davrandığı için hepimiz ekonomi konusunda hatırı sayılır bilgi düzeyine ulaştık. Bu garip değil mi? Yani ekonomi dediğimiz şey kendiliğinden işleyen bir olgu değil mi? Benim gibi sıradan bir insanın ekonomiyi yakından takip etmesi neden gerekli oluyor? Ben üretiyorum, birileri de ürettiklerimi tüketiyor. Bu benim için neden yeterli olmuyor?
İşte kapitalizm dediğimiz olgu bence bu aşamada hayatımıza giriyor. Ama sadece üretmek ve tüketmek kavramından çıkarak kapitalizme atlamak yanlış olur. Biraz tarihe de bakmak lazım. Çok anladığım için değil, sorgulamak için.
Ekonomi dediğimizde bahsedecek çok kişi ve geniş bir tarihçe var ama benim bilgim en fazla sanayi devrimine kadar erişebiliyor. 1800 'lü yıllara kadar toplu üretim ve hızlı dağıtım gibi kavramlar mümkün değildi. Sonra makineleşme başladı ve insanlar işsiz kaldı. Buna rağmen hızlı ve seri üretimler başladı. Dünya nüfusunun artışının da bu refah ile hızlanması ile tüketim çılgınlığı da baş göstermiş oldu.
Bu devrimin sosyal yönü de uzun uzun konuşulabilir ama benim alanım dışında kalır. Eminim o dönemin düşünürleri bu konuda konuşmuşlar ve yazmışlardır. Devrim zamanla gelişmeye açık olan ülkelere de yansıdığı için dünyayı ciddi bir biçimde değiştirmiştir. Bana sorarsanız insanlık tarihinin en büyük değişimidir bu. İkincisi de internet ile olmuştur.
Sanayi geliştikçe insanların refaha kavuşacağını bekleyebiliriz doğal olarak. Fakat sanırım herşey bu şekilde yürümedi. Fakir zengin ayrımları oluşmaya başladı. Bence bunun sebebi ekonominin çarklarını döndürme gücünün insanların eline geçmesidir. Çünkü benim anladığım ekonomi kendiliğinden iyi veya kötü yürür. Ama sanayi devriminin sömürücüleri de mutlaka olmuştur ve insanların ekonomi alanındaki davranışlarını yönlendirebilme gücüne erişmiştir.
Yani şunu söylemeye çalışıyorum. Sürekli kapitalizm kötü diyoruz ama aslında kötülüğün esasını kaçırıyoruz. İşleyen sistemi etkileme gücünü insana veren her sistem kötüdür. Hele ki belli bir zümreye veren bir sistem ise her türlü isyana sebep olacak ve onları baskı ile bastırmak zorunda kalacaktır. Yine de biz 1900 'lü yıllara da bakalım. Bu sayede neden böyle düşündüğümü daha iyi anlatmış olurum.
Bazıları dünya savaşlarının hep ekonomik sebeplerle çıktığını söyler. Günümüzde de bölgesel savaşların birilerinin ekonomik emelleri için çıkarıldığını savunurlar. Belki de öyledir. Sonuçta dünya 2 tane büyük savaş ve yıkım gördü. Sonrasında herkes akıllanmış ve kendini barış içinde gelişmeye adamıştır diye düşünüyorsanız çok yanılıyorsunuz. 100 yıldır süren kin ve nefreti hala yaşayanlar ve yaşatanlar var bu dünyada. Yani insanoğlu akıllanmıyor. Ama o başka konu. Ekonomiye odaklanalım.
Bu savaşlardan sonra devletlerin yeniden kalkınması gerekiyordu tabi ki. Bunun için de stabilite gerekli idi doğal olarak. Büyük savaşlar yaşanmadan ve fizik, kimya gibi alanlardaki gelişmelerle ve yeraltı kaynaklarının kullanımının mümkün hale gelmesi ile yine ciddi bir değişim gösterdi dünya. Bu sefer tam anlamı ile tüketim çılgını oldu ve sonsuza kadar tüketebileceğini düşündü. Halbuki ürettikleri bazı yerlerde tükettiğini karşılamıyordu bile. Bir yandan da fakirlik de vardı dünyada, sömürenler de vardı. Yine sosyolojiye girmeden devam edelim tarihe.
Tarihin kısa kesitlerine sadece ekonomi odaklı bakıyorum farkında iseniz. 2000 'li yıllar teknolojinin çığ gibi büyüdüğü ve çok daha erişilebilir olduğu yıllar oldu. İnsanlık yine büyük bir atılım yaptı. Bu kısmı çoğunuz yaşayarak gördünüz zaten, anlatmama pek gerek yok. Bu da 3. büyük refah atılımı olmadı mı? Ama yine dünyada fakirlik yok mu? Hatta her zamankinden daha büyük değil mi? Hatta zenginler dışında rahat olan kimse kaldı mı? İşte bu yazı bunu fark edince başlıyor.
Son 200 yıldır dünyada "ne kadar çok imkanımız var" diyeceğimiz dönemler yaşayıp duruyoruz. Ama işin iç yüzü maalesef beklendiği gibi değil. Yakın zamanda John Steinbeck 'in Gazap Üzümleri kitabını okudum. 1930 'lu yıllarda Amerika 'da ekonominin değiştirdiği sosyolojiden bahsediyor. Bu kitabı okuyunca neden sürekli birilerinin musluk başında durduğunu ve diğerlerinin refah peşinde koştuğunu düşündüm.
Her ne kadar ekonomi karmaşık bir olgu olsa da temelde birilerinin herhangi bir ihtiyacını başkalarının gidermesi gerekiyor. Ama günümüzde çoğumuz başta verdiğim örnekteki gibi elma yetiştirip satmıyoruz. Çok değişik ihtiyaçları karşılamak için çok çeşitli işler yapıyoruz. Bu gereksinimler ekonomik gelişmelerle de paralel olarak büyüyor veya bazen küçülüyor veya değişiyor.
Aslında herkese ekmek var gibi görünüyor. Ama yine aynı soruyu soracağım. Neden dünyanın çoğunluğu geçim sıkıntısı veya gelecek kaygısı yaşıyor? İşte bu sorunun cevabı kapitalizm DEĞİL :) Ben ekonomiden anlayan biri olmadığım için kapitalizmin tanımını bile doğru dürüst yapamam aslında. Ama biliyorum ki bir sistem birilerini (herkesi veya belli bir zümreyi) besler ve büyütür. Günümüzde dünya öyle bir hale dönüştü ki çok küçük bir azınlık dışında kimse mutlu değil halinden. Yeni ve garip bir anlayış türedi dünyada.
Size söyle bir örnek vereyim. 10 tane elmanız olsa satar geçinirsiniz. 100 tane olsa yine aynısı. 1000 tane olsa işler biraz değişir. Peki sona atlayayım. 1 milyon elmanız olsa ne yaparsınız? Artık sattırmaya başlarsınız ve işleri yürütmeye başlarsınız. Sonra 2 milyon elma üretmek için işi büyütürsünüz. Sonra belki 3 milyon. Sonra belki 4 milyona çıkarır ama elmaların satın alınmadığını görüp tekrar 3 milyona inersiniz. Bu gayet doğal bir sürece benziyor.
Fakat eğer kötü niyetli iseniz piyasadaki diğer elma satıcılarının işini baltalamaya başlarsınız. Belki zorbalık ile belki de zararına ucuz ürün satarak bunu yapabilirsiniz. Çünkü bunu yapacak gücünüz vardır. Ayrıca insanların daha çok elma yemeleri için reklamlar yapar ve onları elma yemenin gerekliliğine inandırmaya çalışırsınız. Bir yandan da elinizin altında çalışan kişilerin sayısını veya ücretini azaltmaya çalışır ve kârınızı maksimize etmeye çalışırsınız.
Peki kötü niyetli değil de aptalsanız ne yaparsınız? Mesela işçileriniz grev yaparsa onları dinlemezsiniz. Nasıl olsa yerine ucuz işçi bulurum diye korkutursunuz. Ucuz işçilerle sürümden kazanmaya çalışırsınız. İşinizi geliştirmek için karşınıza çıkan fırsatları göremezsiniz. Görseniz bile %100 garantili olmayan yatırımlara girişmezsiniz. Çok fazla reklam vererek işleri yürütmeye çalışır ve aslında elde edebileceğiniz kârı kaçırırsınız. Fikirlere kapalı olur ve kendi bildiğiniz gerçekleri işinize uyarlamaya çalışırsınız. Mutsuz ve ortalama bir elma şirketiniz olur.
Şimdi sorum şu: İnsanlar kötü niyetli mi yoksa aptal mı? Bana kalırsa bir kısmı kötü niyetli bir kısmı da aptal. Çünkü dünyanın en yüksek refah seviyesine ulaşmış olması gerektiği noktada insanlar kendi yeteneklerini ve emeklerini vererek birşeyler üretmek istedikleri halde iş bulamıyorlar. Tembel olmadıkları halde refaha erişemiyorlar. Çünkü ekonomiye kendilerinin etki edecek gücü bulunmuyor. Gücü olanlar ise (yada sermaye sahipleri denebilir belki) ya kârlarını maksimize etmenin peşinde kör olmuş yada zaten kör doğmuş.
Ucuz işçi denen bir kavram var dünyada çooook uzun yıllardır. İnsanlar en az emek ile en fazla çıktıyı üretmek istediği için günümüzde çoğu iş sahibi debelenip duruyor. Çünkü işini iyi bilen kişilere yüksek ücret ödemek saçma geliyor. Bu sayede elmalar ya çürük çıkıyor yada yolda çürüyor yada satılamayıp çöpe gidiyor. Bu 1 kilo ağırlık ile kas yapmaya çalışmaya benziyor. Kendini zorlayacaksın ve 4-5 kilo ile çalışacaksın ki kasların normalden fazla yüke alışsın. Yani işin ve işçinin hakkını vereceksin :)
Günümüz ekonomilerinin kötü niyetli taraflarından birisi de insanları besin zincirinin dibine itmek ve orada tutmaktır. Daha önce yazmıştım sanırım, kapitalizm aslında zengin olmak değildir, diğerlerinin fakir olmasını ve fakir kalmasını sağlamaktır. Bu sayede basit bir elmayı üretip satacak gücü bile olmadığı için, elma üretip satan birinden iş istemek ve onun işinde çalışmak zorunda kalacaktır. Yani fakirin kaderi zengini zengin etmektir.
İşte günümüzde yapay zeka ile veya kuantum fiziği ile uğraşan insanoğlunun ekonomi konusunda geldiği garip nokta bu. Para dediğimiz olgu var olduğu sürece zengin daha zengin, fakir ise daha fakir olmaya mahkum gibi görünüyor. Ne kadar çalışmak istersen iste zenginleşemeyeceğin kadar kazanıyorsun. Çalışıp para kazanmak tabi ki normal birşeydir. Fakat biz çalışıp hayatta kalma moduna geçtik. Halbuki normal insanlar havadan para kazanmak peşinde değiller. Çalışıp üretmek istiyorlar. Kendi işlerini kuramadıkları için iş bekliyorlar. İşte gariplik de burada. Şu anda belli bir miktar para ile bir iş kursanız sizin için çalışacak insanları çok rahat bulabilirsiniz. Peki zenginler bunu neden yapmıyor? Bunu anlamıyorum.
Aslında insanlar güç ve para sahipleri karşısında ancak bir araya geldiklerinde onlara güç yetirebilirler. Günümüzde bunun da yolları kapanmaya çalışılıyor, muhtemelen 200 yıldır olduğu gibi. Buna karşı savaşmazsanız son aşamada zengini zengin et yada öl moduna geçecek dünya. O zengin kısım ise dünyanın belki de 100 'de 1 'i olacak.
Bu savaşınız için size barışçıl bir araç sunuyorum. Reklam veya bir ödeme içermeyen bir web uygulamasını tam olarak bunun için yazdım. İnsanların yeteneklerini bir araya getirip ortaya elma çıkarabileceklerini biliyorum. Bu yüzden bu insanların bir araya gelebileceği Öğret Bakalım isimli web sitesini hayata geçirdim. Detaylı olarak bu yazımdan bakabilirsiniz.
Böylece bu yazıda da kendimce bir sorunu irdelemiş ve bir çözüm önerisi sunmuş oluyorum. İnsan sadece sorunları konuşmamalı. Çözüm fikirleri de olmalı. Ben size fikirden öte çalışan bir sistem sunuyorum. Umarım faydasını fark edersiniz. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere :)
Bir yorum yazabilirsiniz