Günümüzde ekonomi ile ilgili fikirlere veya yaklaşımlara baktığımızda, çoğunluğunun önceki düzenlerin çıktıları üzerine kurulu olduğunu görüyoruz. Mesela zenginleşmeye karşı komünizm veya gücün dağılmış olmasına karşılık kapitalizm anlayışı gibi. İnsanoğlunun ekonomiyi deneme yanılma yöntemi ile düzeltmeye çalışması bence enteresan. Bir şekilde bir ekonomik düzen bulup kuruyoruz, sonra insanlar kendi çıkarları doğrultusunda kuralları esnetmeye çalışıyor ve günün sonunda insanlar yüzünden oluşan kaostan ekonomi düzeni sorumlu tutuluyor. Bu yüzden, eğer düzgün işleyen bir ekonomi düzeninden bahsetmek istiyorsak ekonomi kavramına ihtiyaç duyan ilk adımlardan başlamamız lazım. Tabi ekonomi konusunda fazla teorik bilgim yok ama en azından sorgulayacak verilerim var. Yani bu blog yazısında kendi ideal ekonomi düzenimi açıklayıp savunacağım. Bu yazıyı okumadan önce, daha çok kaptalizm ve insanların hataları üzerine odaklandığım Bir garip kapitalizm.. Yada başka birşey. isimli yazıma da göz atabilirsiniz. Bu yazı daha detaylı olacak ve çözümler önerecek.
İlkel bile olsa işleyen bir toplum içerisinde insanların ihtiyaçları olur ve bu ihtiyaçlar çeşitlenir. Bu ihtiyaçlar ise birileri tarafından karşılanır ve bunlara ürün veya hizmet diyebiliriz. Gereksinimler çeşitlendikçe ürün ve hizmet çeşitliliği de artar ve bir şekilde ürün ve hizmet üretimi sorumluluğunun dağıtılması gerekir. Herkes herşeyi yapamayacağına göre, herkes başkaları için belli bir ürün veya hizmet üretir ve basit anlamda alışveriş başlar.
Bu noktada ekonomi yaklaşımımın yan gelip yatmak yerine işçilik ile başladığını fark etmişsinizdir. İşçiliğiniz sonuçta değer oluşturur ve bu değer başkası tarafından satın alınır. Ama satın almak demek birşey için ödeme yapmak demek. O zaman insanlar ürün ver hizmet karşılığında kendi ürün ve hizmetlerini önermek zorunda kalırlar ve bir berbere gidip "senin evini temizlemem karşılığında beni tıraş eder misin" demeniz gerekebilir. Bu sürdürülebilir olmadığı için size bir aracı birim gerekir. İşte bu aracı birim de paradır.
Burası herşeyin karışmaya başladığı ve insanoğlunun aç gözlülüğünün ve vurdumduymazlığının ve aptallığının da işin içine girmeye başladığı yer. Para insanoğlu için resmen yönetici bir güce sahip oldu. İnsanlar arz talep dengelerinden veya piyasa değerlerinden veya serbest piyasalardan ve bin türlü garip kavramdan bahsediyor. Burada benim anlayamadığım ve dolduramadığım bir boşluk var. Tarihte insanların bu kavramları icat etmesine sebep olacak bazı olaylar olmuş olmalı. Bir çözüm bir sorunu çözmek için bulunur. Peki insanlar nasıl bir sorunla karşılaştılar, işte bunu bilmiyorum. Ama insanların ideal olduğunu düşündükleri ekonomik sistemlerin aynı zamanda sosyoekonomik tarafı da var. Yani, bir yandan ekonomiyi ve bir yandan da ekonomiyi oluşturan insanların davranışlarını da yönetmeye çalışıyorlar. Bence bu nokta beni kanıtlıyor. İnsan davranışları sorunlar üretmeye başlıyor ve çözümler ekonomi yaklaşımlarını şekillendiriyor.
İnsanlar zaten karmaşık ihtiyaçları ve düzenleri varken ayrıca sorunlar da çıkarmasalardı, basit ama işleyen bir sosyoekonomik dengeleri olabilirdi. Benim ütopik anlayışımda insanlar ürün ve hizmet üretebilir olmalı ve diğerleri de bunlara gereken değeri verip satın alabiliyor olmalı. Esasında bundan fazlasına çok da gerek yok. Herkesin yaptığı veya çok para kazandıran şeylerin peşinden koşmanıza gerek yok. Emekliliğiniz için korku içerisinde para biriktirmenize gerek olmamalı. Sürekli koskoca dünyadaki trendleri takip etmek zorunda olmamalısınız.
Çok basit olan alış veriş mantığı insanların garip davranışları ile birleşince ortaya çıkan bir de sosyal olay var. O da gruplaşma. Bu gruplaşma da hem uluslar arasında hem bir ülkede sınıflar arasında oluyor. Bazı uluslar kendilerini diğerlerinden üstün görüyor veya herşeyi hak ettiğini düşünüyor. Bazen de birileri ülkede yaşayan diğer insanlardan fazlasını hak ettiklerini düşünüyor ve kendilerinin yönetimde olması ve diğerlerinin çalışması gerektiğini düşünebiliyor. İnsanlık öyle bir noktaya geliyor ki, iş yapmak dediğimiz şeyin anlamı yok oluyor resmen. Şimdi de ekonomi emperyalizm veya sömürgecilik veya kapitalizm veya başkabirbokizm gibi zararlı sistemlere dönüşüyor. Bunların tersinin otomatik olarak iyi ekonomi olduğunu söyleyemem ama artık kansere karşı yara bandı uygulamaya benziyor yaptığımız.
Bence insanlar bir şekilde aç gözlü veya dar görüşlü olmazlarsa, iş yapmaya hak ettiği değeri verirler ve kolektif olarak üretilen değeri de paylaşabilirler. Çünkü daha en başında birbirimize bir şekilde ihtiyaç duyarak başlıyoruz. Sonrasında sağlıklı bir şekilde büyüyen ve ekonomiye katıda bulunan bir toplumunuz olabilir. Tabi bu durumda "köprüler, yollar, barajlar gibi büyük maliyetleri kim karşılayacak" diye sorulabilir. Bu noktada mecburen hazine dediğimiz bir yapı ortaya çıkıyor ve genelde bir yönetimi de oluyor. Ortak hazine dediğim aslında herkesin para veya işçilik ile katkıda bulunduğu ortak havuz. İşte bu hazine büyük şeyleri yapmak veya yenilikleri fonlamak için kullanılabilir. Bu basit sistem bütün insanlığın sorunlarını çözmeye yetmez miydi?
İnsanların ekonomi konusunda sorunları çözmek için insan davranışını bir kenara bırakıp çözümler üretmeye çalıştığına eminim ama örnek veremiyorum. Ayrıca hangi ekonomik model olursa olsun, birileri çıkıp kendilerine kısa yollar bulmaya veya sistemi kendi menfaatlerine göre eğip bükmeye çalışıyorlar. Hükümetler de hazineyi propaganda için kullanıyor. Bazı ülkelerde karma ekonomi modellerinin olduğunu ve biraz kapitalizm biraz merkezi otorite ile yürütüldüğünü duymuştum. Fakat sistemlerin işlemesini sağlayan esas ön koşul insanların sisteme sahip çıkmasıdır. Birbirlerine ihtiyaç duyacaklarını fark ettiklerinde insanlar iş birliği yapmaya ve paylaşmaya başlayabilirler.
Benim basit ekonomi tezimle bile milyarlarca insanın olduğu bir dünyada düzen kurmanın zor olduğunu biliyorum. Bir noktada bir yönetim grubunun insanların veya ülkenin neye ihtiyacı olduğunu ve ne üretmesi gerektiğini bilmesi gerekiyor. Bu da merkezi bir planlama gerektiriyor. Örneğin ne kadar mühendise veya tesisatçıya veya berbere ihtiyaç var gibi bazı ipuçları faydalı olabilir. Ayrıca merkezi hazinenin de adil bir şekilde harcandığından emin olmak gerekir ve bu da şeffaflık demek. Ayrıca büyük balıkların küçükleri yemesine imkan vermemek gerekiyor. Ekonominin veya yeniliklerin yıkıcı veya dejeneratif olmadığından da emin olmak gerekiyor. İnsanların zengin olmasını yasaklamanın bir anlamı yok sanırım ama zenginlerin yıkıcı olmamasını sağlamak zorundasınız. Yani ekonomi dediğimiz zaman birçok karmaşık kavramın var olduğunu biliyorum. Özetle baktığımda benim sistemim "devletçi sosyalizm" gibi görünüyor :) İki tarafın işleyen taraflarını almaya çalışıyorum.
Benim ekonomi anlayışıma göre emeklilik diye bir kavram yok gibi, ama günde 5 saatten fazla çalışmak da yok. Böylece emeklilik birikiminize mecbur kalmadan ve yıllarca yıpranmadan yaşamayı hedefliyorum. Günde 2 saat bile olsa topluma verebileceğiniz birşey varsa yaşadığınız sürece katkı vermeye devam etmelisiniz. Bu şekilde büyük ölçüde "yaşlanan toplum" sorununu azaltabilirsiniz. Ama öncelikle insanlara çalışıp başkalarına fayda üretebilmeleri için fırsatlar oluşturmak zorundasınız. Buna engelliler de dahil. Yani elinden ne geliyorsa ona alan açmak gerekiyor.
Dünyanın sınırsız kaynaklara sahip olmadığını biliyorum ama efektif çözümlerin var olabileceğine de eminim. İsrafı azaltabilirsiniz, sanayi ve tarımı optimize edebilirsiniz, dağıtımı optimize edebilirsiniz, iklim değişikliğini kontrol altına alabilirsiniz. Ayrıca eminim dünyaya 10 milyardan fazla insanı bile insan gibi yaşayacak şekilde sığdırabilirsiniz. Sadece istek ve optimizasyon konusu bu.
Bazen bir icat insanları işlerinden edebiliyor. Bu bize korkacak birşey gibi geliyor. Çünkü belki de bu dünyada yapabileceğimiz sadece 1 işin olduğunu düşünüyoruz. Bu da tembellikten olabilir. Ama bir yandan insanlar çalışıp para kazanabilecekleri imkanlar az olduğu için de işlerinin yeni icatlar tarafından ellerinden alınmasını istemezler. Bu gibi durumlarda insanlara bir şekilde yeni alanlara yönelme veya yeni gelişmelere ayak uydurma konusunda destek verilmeli. Bu da istismar edilmediği sürece merkezi hazinenin destek vereceği birşey olabilir.
Ekonomi bilgim fazla olmasa da para basmanın da kötü birşey olduğunu fark ediyorum. Bana yoktan para var etmek gibi geliyor eğer bir karşılığı yoksa. Zaten durduk yere paranın çoğalması da benim paramın değerini düşürüyor. Nasıl olur bilemiyorum ama para basmanın bir iş veya maddi karşılığının olması gerekir. Eskiden dolar altına endeksli imiş ve Amerika istediği gibi dolar basamıyormuş. Sonrasında Nixon Bretton Woods anlaşmasını bozmuş ve istediği gibi para basmaya başlamış. Bu yüzden para basmanın bir karşılığının olması gerektiğini düşündüm. Bu fikir size ütopik gelebilir.
Ütopik demişken, ekonominin başka bir yanı da şirketlerin zenginliği. Bu olayın bize bir faydası yok. Bir CEO 'ya istediğiniz kadar maaş verebilirsiniz. Ama sizin yapamayacağınız işinizi gerçeğe çeviren gerçek işçiler var. Patron dediğimiz şey genelde işçilerin omuzları üstünde yükseliyor. Tabi ki her isteyenin kendi şirketini kuruyor olması da mümkün değil, günün sonunda birileri için çalışmak anormal birşey değil. Ama daha ideal olan birileri ile çalışmak. Yani ne kadar çok üretir ve katkıda bulunursan, o kadar kârın olmalı. Bunu da belki işçilerin çalıştığı yerde hissedar olmalarını sağlayarak yapabilirsiniz. Veya şirket kârına ortak olabilirler. Bu aynı zamanda insanlara motivasyon da olacaktır. Peki bu durumda insanların şirket sahibi olmalarını yasaklıyor muyum? Aslında hayır, şirketini kur, zengin ol ama seni zengin edenlere de kârından pay ver. Vermezsen merkezi otorite tepene çöker.
Özetle, benim idealimde sadece aracı olması gereken "para" herşeyin belirleyicisi olan bir güç değil ve merkezi otorite tarafından düzenlemeler ile kontrol edilen birşey. Ekonominin odak noktası işçilik ve üretmek olmalı ve bunların değeri bilinmeli. Böylece insanlar günde maksimum 5 saat çalışarak refah sahibi olabilirler belki. Bütün bu sistem için çok büyük bir anlayış değişikliği gerekiyor. Günümüz ekonomisinde normal görünen birçok kavramın yok olması gerekiyor. Benim sistemimin gerektirdiği anlayış değişikliğinin imkansıza yakın olduğunun farkındayım. Ama günümüzde kullandığımız ekonomi kavramlarının bazılarının çok zararlı veya gereksiz olduğunu da ayrıca açıklayabilirim.
Yatırım nedir? Kesin bir geri dönüşü veya faydası olacağından emin olmasanız bile, inanıp para veya emek verdiğiniz şeydir. Mesela bir insana yatırım yapıp onu eğitip ileride sizin için birşeyler üretmesini bekleyebilirsiniz. Ama bir meta 'ya yatırım yapmak isterseniz, ya onu kendiniz üretmelisiniz yada satın alıp değerinin yükselmesini beklemek zorundasınız. Mesela bir arabayı parça parça birleştirmek isteseniz yıllarınızı ve paranızı vermek zorundasınız ve bu çok anlamlı bir yatırım olmayabilir. Ama bir arabayı satın alıp yatırım olarak değerlendirmek isterseniz, bu arabanın bir şekilde değerinin yükselmesi gerekir. Bu değer de yoktan gelemeyeceğine göre, başka insanların üretip kazandıkları parayı arabanı değerine katması gerekir. Yani aslında işçilik ucuzlar ve araba pahalı olmaya başlar. Bu basit bir örnek ama genele baktığımızda dünyada yatırım dediğimiz mantık genelde işçiliğin değerini düşürüyor. Aynı zamanda, ev, araba, sağlık, eğitim gibi konuları yatırıma çevirdiğinizde bunların değeri de kontrolsüz bir şekilde artıyor. Günün sonunda ev veya araba alamaz oluyorsunuz, sağlık ve eğitim sektörleri zenginlerin eline geçebiliyor. Kendi bindiğiniz dalı kesmek ile aynı şey bu sistem.
Yatırım konusunda bir de risk yatırımı denilen bir durum var. Mesela bir aşı veya altın aramak için bir makine üretmek istiyorsunuz veya quantum alanında çalışmak istiyorsunuz. Bu gibi konular çok fazla araştırma geliştirme ve maliyet gerektirir. Bunu kim nasıl destekleyebilir. İnsanlar kesin bir kazanım olacağını görmeden bu kadar büyük bir girişime yatırım yapmak istemeyebilir. Bu da aslında akl-ı selim sahibi bir yönetim gerektiriyor. Bu yönetimin insanları bu yeni gelişmelere katkıda bulunmaları için ikna etmesi ve şeffaf bir şekilde desteklemesi gerekiyor. Tabi hangi alana ne kadar yatırım yapılacağı ise zor görünen ama ortak akıl ile çözülebilecek bir sorun. Günümüzde ise alınacak riskleri ve oluşabilecek gelişmeleri ve ilerlemeleri zenginler belirliyor ve ilgili konularda ürünlerini satıyorlar. Bu hiç ideal değil.
Peki finans nedir diye sorarsanız? Finans normalde bir çıktıdır, ekonominin temeli değildir. Finans dediğimiz kavrama ben neden ihtiyaç duyulduğunu anlayamıyorum. Çünkü eğer yenilikleri desteklemek ve merkezi hazine oluşturmak istiyorsanız, bunlar zaten devlet kontrolünde toplanabilir. Ama günümüzde finansın konusu garip piyasa verileri, acayip denklemler veya tahminler veya faiz oranlarından ibaret. Bunların neredeyse hepsi paradan para kazanmaya dayalı ve hiçbirinin dünyada daha ideal bir düzene katkıda bulunduğunu göremiyorum. İnsanlar finans ile yatırımı da bir araya getirdiler ve ortaya saçmalar saçması bir düzen çıktı. Düşünsenize, başkalarının işçiliklerini metalar üzerinden yatırıma dönüştürme eğilimleri üzerinden para kazanmaya çalışıyorsunuz. Bu sistem çökmekten kurtulamayacak bir açmaz sistemi bence.
Peki global ve ulusal ekonomi ne demek? Biraz daha normal bir dünyada, global ekonomi dediğimiz büyük bir ulus gibi birşey aslında. Sadece burada küresel bir üst yönetici veya kontrolcü yok. Tabi günümüz dünyasında bu konumda zenginler var. Bence idealde global ekonomi için global bir sağduyu gerekiyor. Ama biz baktığımızda "doğal kaynak" dediğimiz birşey var ve bazı insanlar şans eseri üzerinde oturuyor. Kaynaklar da insanlar için hayati öneme sahip olduğu için devletler sürekli kaos çıkararak elde etmeye çalışıyorlar. Ama kaynakları savaşlarla elde etmeye çalışmak yerine karşılığında verebilecekleri birşey üretmeye çalışmıyorlar. Ayrıca kaynaklar da sınırsızmış gibi kullanıp yarınlarını planlamıyorlar. Sonra bana "ekonomiden anlamıyorsun" diyorsunuz ama sizin yaşadığınız düzendeki fiyaskonuza kahkahalarla gülmek için birçok sebebim var.
Ulusal ekonomi konusunda bir detay daha var. Ülkede refah üretilen veya zenginleşen bölgelerin küçük bir alana sıkıştırılması hiç iyi bir fikir değil. Bu yaklaşımın sonunda eşitsizlik artıyor, daha çok insan yoğunluk olan bölgeye akın ediyor ve nüfus patlamasına ve sosyal sıkıntılara da sebep oluyor. Ayrıca bu stratejik olarak da hatalı. Ülkeye baktığınızda birkaç şehir büyük, diğerleri kaderine terk edilmiş oluyor. Günümüzde teknoloji sayesinde bilgisayar başında çalışan 10 binlerce insan rahat rahat istediği yerden çalışabilir. Ayrıca ülkenin sadece belli şehirleri dışında da insanların farklı işleri yapabilmeleri için fırsatlar olmalı. Bu ülke genelinde bir planlama ve destek gerektirir.
Peki kimin ne iş yapacağını kim belirleyecek, herşeyi gören göz mü? Aslında hayır, devlet planlaması dediğiniz şey katı kurallar değil, daha çok ipuçları ve olanaklardır. Mesela ne kadar doktora ne kadar hasta düşüyor veya kaç öğretmene kaç öğrenci düşüyor gibi bazı istatistiki içgörüler verilebilir. Ne kadar mühendis çalışıyor veya işsiz gibi veriler de verilebilir. Zaten insanlar da çok fazla berber veya market veya tesisatçı olduğunu veya olmadığını da az çok fark edeceklerdir. Fakat günümüzde meslek seçimi dediğimiz şey yetkinlik veya tatmin olma yerine "hangisinde para var" sorusu üzerine kurulu.
Ekonominin en tartışmalı alanlarından birisi de bir işin kıymetini kim nasıl belirler sorusu. Bu noktada arz talep kavramı da işin içine giriyor. Ama üretilen fayda da bir ekten, gereken birikim de bir etken. Mesela ben yaklaşık 18 yıldır beynimi yazılım geliştirme alanında geliştirmeye çalışıyorum ve bu alanda birikim elde ettim. Bu yüzden yaptığım işin değerli olduğunu düşünüyorum ve hatta bunu ispatlayabilirim de. Ama baktığınızda bir inşaat işçisi de vücudunu hırpalıyor ve yaşlandığında sağlık sorunları çekecek. Veya 20 yaşında bir genç çıkıp şarkı söylüyor veya futbol oynuyor ve milyonlar kazanıyor. Bir öğretmen kelimenin tam anlamıyla öğrencilerin geleceğini şekillendiriyor. Bir doktor insan hayatını kurtarıyor. Bir mimar çizim yapıyor ama basit bir çizimi birçok insan yapabiliyorsa bu mimarın değersiz olduğunu mu gösterir? Bütün bu durumlar biraz empati ve değerlendirme ve biraz da piyasa dengesi gerektiriyor. Bir hizmet veya ürüne sabit bir fiyat koymak anlamlı değil. Ama insanlar da işi ucuza kapatmaya ve işçilik değerini düşürmeye yöneliyorlar ve piyasa dengesi denge olmaktan çok dejenere edici güç oluyor. Böylece insanlar da yeterli kazanç getirmeyen işlerden uzak duruyorlar. Ama dediğim gibi para kazanmak bu kadar zor olmasaydı ve maksimum kârı hedeflemiyor olsaydık ve yapılan işin kıymetin algılıyor olsaydık daha normal bir denge sağlanabilirdi. Dediğim gibi, iş yaparak para kazanma ve refaha erişme imkanı yok gibi birşey.
Bütün bu sorunları özetleyince geri bildirim döngüsünü görüyorsunuz. İnsanların emeği yeterli karşılığı görmüyor, ucuz işçilik ile kar maksimizasyonu öncelikleniyor, insanlar iş yapmaktan kaçınıp yatırıma giriyorlar. Yatırım da daha fazla iş değerini metaya aktarıyor. Kendi kendini yemeye çalışan yılan gibi. Bütün bunun temelinde insan davranışlarındaki bozukluğun olduğunu düşünmeden çözüm üretemezsiniz. Bu sistemde kazanmak diye birşey yok, sadece başkasına kaybettirmek var.
Bu dünyada prize takıp çalıştırdığınız bir lamba gibi yeni bir ekonomi mantalitesi yerleştirmeyi ve herkesin de kabul etmesini tabi ki beklemiyorum. Ama gerçekçi bazı adımlar önerebiliyorum. Zenginliği öncelediğimiz sistemi parça parça tersine çevirmek ve avantajını kırmak gerekiyor. Mesela bazı zenginlerin küçük girişimleri desteklemesi gerekiyor. Satın almak veya tefecilik yapmak veya melek görünümlü şeytan yatırımcı olup girişimin inisiyatifini ele geçirmek yerine ortaklık gibi bir model daha anlamlı olurdu. Bunu da devletler kendileri teşvik edebilir ve hatta kontrol sağlayabilir ve kazan-kazan ilişkisi oluşabilir. İnsanlar bu sayede daha fazla imkan görüp daha girişken olabilir, eğer çalışarak para kazanmayı düşünüyorlarsa. Bu girişim destekleri ülkenin her tarafında yapılabilirse, her alanda ilerleme potansiyeli oluşur. Bu sistem yavaş yavaş ultra zenginlerin belirleyici olma gücünü azaltabilir. İnsanlar daha fazla bağımsızlığa kavuşur ve alışveriş artar. Eğer işçileri koruyan bazı kanunlar da işletilebilirse, işçilik yatırımdan daha değerli ve kolektif olarak emniyet verici olarak görülebilir. Bu değişim topluca bir paradigma değişimi olduğu için devlet eliyle veya bir grup insan ile yapılamaz.
Yani sihirli formül çok basit. Gelecek kaygısı olmadan bir iş seçebiliyor ve başkalarına birşeyler sunabiliyorsunuz. İşiniz size refah sağlayabiliyor çünkü herkes işinize gereken değeri verebiliyor. Herkes birden toplu ihtiyaçları için şeffaf bir hazine oluşturuyorsunuz. Gözetim altında zengin olabiliyorsunuz. Aç gözlülük, bencillik ve tembellik yasak. Blog yazısına "günümüzdeki çözümler, insanların ekonomik sistemlerde tarih boyunca yaptıkları yanlışları düzeltmeye yönelik" diyerek yazıya başladım. Bu yüzden çalışan bir ekonomiye sahip olamıyoruz. Sonra da ben olsam ekonomiyi nasıl düzgün işler hale getirebilirdim sorularını sordum. Sonuçta bunun belki naif ve ütopik olduğunu ama imkansız olmadığını görüyorum. Ben kısa yoldan zengin olacağım bir sistem istemiyorum. Ben çalışarak insan gibi yaşayabileceğim bir sistem istiyorum. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere :)
Bir yorum yazabilirsiniz