Duygular

İnsanlar fiziksel duyuları ile algılayamadıkları şeylerle yaşamak konusunda genelde zayıf olabiliyor. Yani duyamadığı, göremediği, koklayamadığı, dokunamadığı veya tadamadığı şeyler insanlar için genelde sorunlara konu oluyor, anlamak veya üzerinde uzlaşmak zor oluyor. Bu yüzden duygular da çok tartışmalı bir konu oluyor. Ben de bu yazıda duyguları açıklamaya ve yanlış anlaşılmaları düzeltmeye çalışacağım.

Basit tanımı ile duygular

Benim gibi tanrı, ruh ve şeytan gibi inançlarınız varsa da yoksa da, duyguların hormonal veya beyin yapısından kaynaklı olduğunda hemfikiriz. Yani genelde bir duygunun oluşması veya yok olması konusunda elinizden neredeyse hiçbirşey gelmez. Bunu fizyolojik olarak biliyoruz. Ama duyguların etkisi biraz subjektif ve kişisel oluyor. Mesela bana bir nesneyi çizebilirsiniz ama bir duyguyu veya hissi ancak tarif edebilirsiniz. Bu yüzden soyut kavramlar üzerinde ihtilafa düşeriz. Ama bu tartışmalar çok yersizdir, sadece duyguların her insana farklı seviyelerde etki edip farklı yaşanacağını bilmeniz yeterlidir. Ama burada duyguların doğaüstü bir gücün eseri veya doğra üstü güçleri falan olduğunu düşünmeyiniz. Duygular gözlemlenebilir ve yönetilebilir.

Duygular kontrol edilmeli mi?

Eğer duygular gözlemlenebilir ve yönetilebilirse, onları kontrol altına almamız gerektiğini de söyleyebilir miyiz? Çünkü bana şunu sorabilirsiniz mesela: "Eğer kötü hissediyorsam ve bu sürekli devam ederse fiziksel olarak da bana zarar vermeye başlamaz mı?". Kesinlikle evet, çünkü beyniniz ve vücudunuz bu yeni gerçekliği kabul edip ona ayak uydurmaya başlar. Ama bu dediğim sadece kötü durumlar için geçerli değil mi? Eğer pozitif bir duyguyu yaşıyorsanız mesela neşe gibi, kimse size çıkıp "neşeli olma" demez. Kimse size sıkılmış veya üzülmüş olmanızı telkin etmez. Ama burada da vücudunuz ve beyniniz bu yeni gerçeğe adapte olmaya başlar. Bu dönüşüm de düşündüğünüz kadar lineer olmayabilir. Mesela kendinizi zorla mutlu edemezsiniz veya sihirli bir şekilde üzüntülerinizi yok edemezsiniz. Günümüzde "positive vibes" yani "pozitif enerji" diyebileceğimiz anlayış yaygınlaştı ve bunu ben de desteklerim. Ama insanların aynı zamanda gerçeklikten de kopmamaları gerekiyor. Kötü şeyleri yok saymak toplum için faydalı olmayacaktır. Ayrıca siz de toplumun bir parçası olarak bir balon içinde yaşayamazsınız. İnsanlarla ve hayatla etkileşime gireceksiniz. Bu yüzden hayatınızı veya duygularınızı kontrol etmeye çalışmak yerine kendinizi eğitin ve hazırlayın.

Peki duygular bastırılmalı mı yoksa olduğu gibi bırakılıp yaşanmalı mı? Bu soruya farklı şekillerde yaklaşabilirsiniz. Ama ilk kural kendinizi bilmenizdir. Mesela ben duyguları uçlarda ve hızlı yaşayan birisi olduğumu çocukluğumdan beri biliyorum. Kendinizi tanımazsanız ve duygularınızın sizi nasıl veya ne kadar etkilediğini göremezseniz, duygularınız size sorun yaratmaya başlayabilir. Ama yine de genel geçer olarak öfke veya haset gibi kötülüğe yönelten duyguların bastırılmasını tavsiye edebilirim. Bu şekilde en azından felakete giden yolları kapatmış olabilirsiniz. Ama bir yandan da korku veya üzüntü gibi tamamen normal duygular da var ama bunlar da sizin ilerlemenizi engeller. Bunları bastırmanızı tavsiye etmem. Sizinle beraber var olmalarına izin verip onları gözlemleyerek, belki yönetebilirsiniz, belki ipleri ele alabilirsiniz, belki zamana bırakabilirsiniz, belki profesyonel yardım alabilirsiniz. Ama öncelikle kendinize karşı dürüst olmanız gerekir. Bu sayede duygularınızı ve kaynaklarını analiz edebilirsiniz. Pozitif duygular gerçeklikten sizi koparmadıkça neredeyse her zaman iyidir diyebilirim. Duygular hakkında konuşunda konu hemen hayat tavsiyesine dönüşüyor ve bu konuda hayat tavsiyesi vermek de biraz tehlikeli aslında.

Duygusal olmak kötü birşey midir? Aksine hayır sizi daha çok insan yapar. Ama insanlar genelde duygusal olmayı "gerçekleri görmemek veya kafasının içinde tıkılıp kalmak" gibi tarif ederler. Bazı insanlar duygularının kendilerini yönetmesine tamamen izin veriyor ve gerçek dışı davranışlarda bulunuyor veya fikirler ediniyor olabilir. Bu da onları zaten güvenilmez yapar. Ama duygularınızı yaşıyor ve onları benimsiyorsanız ve onları fark edip kendinizi kontrol ediyorsanız, karar verme aşamasında gerçek verilere dayanan realistler olurunsunuz. Realist yani gerçekçi olma konusu da biraz yanlış anlaşılıyor. Realist olmak duyguları yok etmek veya yok saymak değildir. Onların varlığını bilip gözlemlemek ve çıkarımını objektif bir biçimde yapmaya çalışmaktır.

Duygular ve hayatlar

İnsan duygularının davranışlarda enteresan etkilerinden birisi şudur. Bir insan birini sevip aşık olabilir. Ama evlenip beraber yaşamak için nadiren zekâsına veya başarılarına veya entelektüel birikimine bakar. Genelde duygularına bakarlar ve bu duyguların ortak olmasına bakarlar, buna da ortak ilgi alanları deriz. Mesela aynı konularda kızmak, heyecanlanmak veya mutlu olmak gibi şeyler ararlar. En temelde de bir robot değil, duyguları olan bir insan ararlar. Bu da gayet normaldir. Bu hayatta aptal ama eğlenceli birine aşık olup onunla yaşamayı düşünebilirsiniz. Ama bu noktada bir realist size temelleriniz sağlam olmadığı için geleceğinizin sallantıda olduğunu söyler ve muhtemelen haklıdır da. Duygular aramak çok normaldir ama ilişkinizi duyguların üzerine temellendirmek beraber yaşamak için yeterli değildir. Hayatta birçok alışkanlığı ve kişiliği olan bir insanın görüşleri ile sık sık çatışabilirsiniz. Bu yüzden günün sonunda ilişkiyi "yürütmeye istekli" kişilere ihtiyaç duyarsınız.

Duygularla ilgili en kötü 2 durum da şu ikisi olabilir sanırım. Birincisi duygulardan yoksun psikopat gibi bir insan olmak olabilir. İkincisi de aslında çok duygusal olup duygularla yönetildiği halde bunu görmezden gelen veya gelmeye çalışan birisi olmak olabilir. İkinci durum sizi hatalarınızda inatçı yapar ve hayatta olanlara sürekli bahane arayan insanlara dönüşürsünüz. Duygularınızdan fazla etkilenmeniz normal olabilir ama bunu görmezden gelmeye çalışmanız sizi sadece bir kuklaya dönüştürür. Yukarıda yazdığım gibi duygularınızı bastırmak zorunda değilsiniz. Fark edip yönetmeye çalışmanız gerekiyor. Hatta bazı noktalarda duygularınızın hüküm sürmesine izin verecek lüksünüz bile olabilir. Ama sonra durup düşünürsünüz, mesela birine kızıp bağırdığınızda "bunu gerçekten hak etti mi yoksa ben mi biraz fazla tepki verdim" diyebilirsiniz. Duygularımla hareket etmiyorum inadına girerseniz kör olursunuz ve doğru şeyleri doğru sebeplerle yaptığınızı varsaymaya başlarsınız.

Evet duyguları kontrol etmek zordur. Mesela kızmadan sakin kalmak çok zordur. Ama benim düşüncem, şeytanın da duygularımız ve fizyolojik yapımız üzerinde etkisi olduğudur. Bu da bizi daha çok hata yapmaya müsait hale getirir. Duygular genelde filtreden geçirmeden hareket eder. Bazılarının da şeytan tarafından dürtü olarak kullanıldığını düşünürüm. Burada duygular şeytanidir demiyorum ama arkalarında ruhani bir katman da olduğuna inanıyorum. Bu da duyguları kontrol etmenin gerekliliği konusunda bana bir sebep daha veriyor.

Zaten duyguların kontrolü konusunda tek konuşan ben değilim. Duygusal zekâ dediğimiz kavram uzun zamandır konuşuluyor. Ama garip olan şey, insanlar duyguları yok sayıyor veya bastırıyor ve bunu duygusal zekâ olarak tanımlıyor. Bunu da genelde eğitimli insanlarda görüyoruz, çünkü eğitimsiz insanlar zaten hareketlerini pek kontrol etmeye çalışmıyorlar bile. Normal diye nitelendireceğimiz insanlar da hayatta birşeye odaklanıp at gözlüğü ile ona erişmeye çalışıyor bazen. Bu da sizi inatla ilerlemek durumunda bırakıyor, günbegün, santim santim bile olsa. Ama bu da duygusal açıdan maliyetli oluyor çünkü yukarıda belirttiğim gibi duygularınızın var veya yok olmasını direkt olarak kontrol edemezsiniz. Sürekli kendinizle bir savaş halinde olursunuz. Bu konuyu daha farklı bir şekilde O hayat 'ın yolcuları isimli yazımda yazmıştım.

Zaten bir insanın duyguları yaşamıyor olmasını temelde 3 sebebi vardır. Ya fizyolojik olarak hissetmiyordur, ama bu tedavi edilebilir. Ya sürekli aynı şeyleri yaşayıp görmekten uyuşmuş hale gelmiştir. Bu da zararlı olmasa da ideal değildir, insan olarak biraz enerjiye ihtiyaç duyarız mutlaka. Son kategori de bahsettiğim gibi duyguları bastırıp bunu duygusal zekâ olarak adlandıranlar. Hatta bunu "kurumsal" şirketlerde çok görürsünüz. Duygusal zekâ kavramı her insan için farklı uygulanabilecek çok derin bir kavramdır ve hayat tarzıdır.

Duygular et kemik kadar gerçektir

İster beyninizdeki bağlantılar yüzünden olsun ister hormonlarınız yüzünden olsun, duygularınız da etiniz kemiğiniz kadar gerçektir. Hayatta birçok şeyde olduğu gibi duygularını da fark edip onları tanımalı ve anlamalısınız. Böylece kendinizi daha iyi tanır ve huzurlu bir kontrol ile yaşayabilirsiniz. Ben duygularla karar vermeniz her zaman kötü olacağını düşünürüm. Ama materyalizm ruhunuzu söküp almadıysa, duygularınızın olmaması da felakettir. Benim yazılarımı okuduğunuzda ne hissettiğinizi de merak ediyorum. Öfke? Sıkılma? Umutsuzluk? Yine de, bir sonraki yazıda görüşmek üzere :)


Bir yorum yazabilirsiniz