"O hayat" ın yolcuları

O hayatın yolcusu dediğim bir kavram var. Belki de insanların "o yolun yolcusu" diyerek ifade etmeye çalıştığı şey olabilir. Fakat ben bu kavramı biraz daha ekstrem olarak görüyorum. Zamanında insan hayatını bir ağaca benzeten bir yazı yazmıştım. Bu yazı ise spesifik bir konuda, insanların hayat algıları ve motivasyonları konusunda genel görüşlerimi içeriyor. Tatsız yazılardan birisi maalesef.

Bir yola baş koymuş insana o yolun yolcusu diyebiliyoruz. Sonunda erişmeye çalıştığı herhangi bir hedef olabiliyor insanın, belki bir pozisyon, belki bir ev veya araba, belki şöhret, belki de bir evlilik gibi. Bu bir hedef olarak insanın ulaşmaya çalışacağı ve oraya varmak için yapması gerekenleri düşünüp hayata geçireceği anlamına geliyor. Bu hedef o kişide takıntı haline bile gelebiliyor. Bütün hayatının odağı haline gelebiliyor. O zaman bu kişinin gelecekte herhangi bir zamanda olacağı veya olabileceği yeri tahmin edebildiğimizi ima etmek adına "o yolun yolcusu" diyoruz. En azından kabaca durum böyle.

Fakat bundan 1 adım daha ötesi var ve ben bunu inceleyeceğim. O hayatın yolcusu olmak, bir hayatın peşinden koşup kendini orada var etmeye çalışmak. Peki yukarıdaki olgudan farkı nedir? Özetlersem, daha büyük, daha dönülmez, hatta öldürücüdür.

Bu kişilerin yaşamak istediği, başka alternatifini düşünemediği ve hatta kendini belki de hezeyanlarla bir parçası olarak gördüğü bir hayat vardır. O hayat dediğimiz kavram aslında belli bir hedef değildir. Belki de bir hayat tarzıdır, yaşanabilen tecrübelerdir, gidilebilen yerler veya edinilebilen varlıklardır. O hayata varıldığında elde edilen elle tutulur bir hedef yoktur. Aslında "bu dünyada işte bu şekilde yaşanılır" şeklinde bir çıkarımdır.

Zaten o hayat nedir sorusunun cevabının büyük bir önemi yoktur. Çünkü günün sonunda söylemek istediği şey şudur: Bak görüyor musun, şu anda yaşadığım şeylerle ve elimdekilerle bir çerçevenin içerisindeyim. Bu insanın kendine edindiği bir hedeften çok daha fazlasıdır. Bu kişinin hayat felsefesi veya hayatın anlamının ta kendisidir. O hayat dışında başka bir şekilde yaşanamaz bu dünyada. Yaptığı herşey o hayata sahip olanların yaptıklarına benzer ve düşünceleri bile o hayatı yaşıyor gibi gelişir, şekillenir.

Kendisini çok fazla kaptırır insan o hayata. O hayatın gereklilikleri her ne ise, oraya varabilmek için hangi yollardan geçilmesi gerekiyorsa, bulunmaları gereken yol orasıdır. Diğer yollar gereksiz ve hatta zaman kaybıdır. Hayatın içindeki her kararda ve her eylemde o hayatın emirleri ile hareket eder.

Nereden geldiğine veya nerede olduğuna veya kim olduğuna bakmaksızın bir şekilde o hayata ulaşmış olmalıdır. Bu durumda da karşısına çıkan herşeye kör ve sağırdır. Yollardan yollara atlar. Bu süreçte yorulur ve hatta yaralanır ama onun gözünde bu süreç hayatın yaşanmamış kısmıdır. Asıl hayat, o hayatı elde edebildikten sonra başlayacaktır. Belki 1 yıl belki 10 yıl sonra...

Yaşadığı herşeyi o hayatın bir öncülü olarak görür veya biriktirir veya görmezden gelir. Maalesef bu süreçte kendi öz benliğini kaybeder. Ama onun için o hayata erişmeden zaten bir hayatı bile yoktur. Bu yüzden vurdumduymazdır. Neleri kaybettiği, kaçırdığı veya heba ettiği kendisine görünmez bile. Yaşamaz, sadece yol alır.

İşin ironik kısmı, gerçekten o hayatı bulsa ve tatmin olsa bile, yaralarının kanadığını ve elinde bir birey kalmadığını fark edebilir. Buraya gelene kadar geçen süreçte kendisini kandırmak için fazla çaba sarf etmemiştir, çünkü kendinden ve hedefinden emindir. Fakat son duraktan sonra herhangi bir hayali veya gidecek yeri de olmadığı için "şimdi ne olacak" sorusu gelir.

Belki de o hayatın içinde tatminini de bulamaz, kim bilir. Geçmişini yok sayıp, o hayatı elde edince "işte şimdi yaşıyorum" demenin ağır bedeli, o geçmişte denk geldiği herşeyi de kaybetmiş olmasıdır. Muhtemelen yalnızdır. Yalnız değilse bile geri dönüşü olmayan nihai noktasında artık o hayatın esiridir. Kendisi bunu esaret olarak görür mü bilinmez, ölmek var dönmek yoktur belki de onun için.

En kötüsü de geri dönüşü olmayan insanlardır bu kişiler. Çünkü bir hedefe ulaşmak için çalışan kişiler değil, bir hayatı yaşamadan yaşayamayacak kadar saplantılı kişilerdir genelde. O hayatı yaşamıyorlarsa zaten hiçbir şeyin anlamı yoktur. Yani maalesef, iletişimin açılacağı nokta tam olarak geri dönülmez noktadır. Tek bir yol var ve o yolda gidecek... Bu kişiler yaşamaz, sadece yol alır demiştim. Şunu da ekliyorum, bu onların kendilerine giydirdikleri hüküm ve esarettir.

Sorduğunuzda bilinçli olarak hayatlarının bir dönüm noktası olduğunu ve o noktada kendi yollarını çizdiklerini söyleyebilirler. Yada aksine gayet normal bir şekilde hayatlarının kontrolünü ellerine aldıklarını söyleyebilirler. Benim hissettiğim ise sanki genlerine işlemiş gibi veya kaderleri böyle yazılmış gibi görünen bir şablon var. Muhtemelen farkında bile değiller ve kendilerine makul bir bahane bulmak istiyorlar. Bu motivasyonun insan hayatının daha ilk aşamalarında, 4-5 yaşlarında bile başlayabildiğini düşünüyorum.

Düşünsenize, bu hayatta karşınıza çıkan hiçbir yola bakmadan, hiçbir tecrübeye şans vermeden ve sahip olduğunuz herşeyi heba ederek sadece bir noktada var olduğunuz veya olabileceğiniz algısı ile yaşamaya mahkum olduğunuzu fark etseniz, nasıl bir şok olurdu? Bu kişiler geri dönülmez olarak bir yola çıkarlar fakat bir yolda olduklarını bilmeden kendilerini o hayatta var etmeye çalışırlar. İronik bir şekilde süreçte kendilerini yok ederler. O hayat ne istiyorsa o olmaya çalışırlar. İnsan buna mahkum değildir ve mecbur da değildir bence. Seçim isimli yazıma da göz atabilirsiniz.

Yani günün sonunda bu insanların kaderi bu dünyada heba olup gitmektir demiyorum. İrade teslimidir bu. Bütün yazı boyunca "o hayat" dediğim kavrama örnek vermedim. Çünkü ne olduğu veya nasıl olduğu hiç de önemli değil. Ama yine de bu kadar yazıyı neden yazdın, bu kadar analizi neden kastın derseniz söyleyeyim. Yazının başında sansasyon yaratsın diye yazmış algısı vermemek için bahsetmedim. Günümüzün "fenomen" kavramı ve beraberinde sosyal medyanın bunu heryere yayması, "o hayatın yolcusu" diyeceğimiz insanların sayısını ciddi biçimde arttırdı. Çoğunluk benzer olmak üzere çok fazla insan kendilerine bir hayat örneği buldu. Çok güzel bir betimlemesini isterseniz "Kuş Uçuşu" isimli dizide de bulabilirsiniz.

Yazı biraz karmaşık oldu belki ama siz çizmeye çalıştığım resmi görmüşsünüzdür. Bu yazımın amacı yargılamak değil. İnsanları bir kefeye koymak da değil. Özetlersem: Hayat bu değil. Hayat yaşanır ve tecrübe edilir. Bizim elimizde, bize verilen birşeydir. Hayatta hedefler koymak ve hayatı ıskalamamak yerine kendimizi belli bir noktada var etmeye çalışmamız, ve bu yüzden bu kadar fazla potansiyeli ve olasılığı heba ediyor olmamız bana çok büyük bir hata gibi geliyor.

Bu yazıda bir de uyarım olur aslında. Ama bu uyarı bir soru mahiyetinde. Siz hangi hayatın yaşanabilir olduğunu düşünüyorsunuz? Kim bilir, belki de bir gün "yaşayamayanlar" başlıklı bir yazı da yazılabilir. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere..


Bir yorum yazabilirsiniz