Hayatta hız felakettir

Son 25 yıldır moda olan birşey var, günümüzde de sosyal medya ile çokça reklamı yapılan birşey. O da hızlı hayatlar. Televizyona veya sosyal medyaya baktığımızda bir CEO'nun veya influencer 'ın bir aktiviteden diğerine koşturduğu hayat tarzlarını pazarladıklarını görüyoruz. Bu tarza "hiper optimize" hayatlar da denebiliyor. Burada temelde şöyle bir sorun çıkıyor: İnsanlar birşeyi yapmak veya yapmamak konusunda uçlara gidiyorlar. Mesela patates gibi bütün gün koltukta oturmak yerine hayatınıza anlamlı veya faydalı birşeyler katmak tabi ki iyi birşey. Ama kurulu saat düzeninde bir robot gibi yaşayıp verimli bir hayat sürebileceğinizi sanıyorsanız, çok yanılıyorsunuz. Hız genelde felakettir. Açıklayayım.

Hızlı yaşa, çok kaçır

Hızlı giden at deyimini başlık olarak koymayı düşündüm ama vazgeçtim :) En başta, günlük saat sınırımız az çok belli olduğuna göre, maddenin doğası gereği, ne kadar hızlı yaşamaya çalışırsanız yaşadığınız herşey için daha az zaman kalır. Gerçek tecrübe kategorisine girecek şeyler yanınızdan hızla geçip gider. Yani her bir tecrübenin gerektirdiği veya hak ettiği zamanı ayıramamış olursunuz. Zaten neye ne kadar zaman ayırmak gerektiğine siz karar da veremezsiniz. Mesela her gün çocuğunuzla 30 dakika ilgilenip buna ebeveynlik diyemezsiniz. Bir toplantıya istediğiniz kadar katılıp çıkamazsınız. Derin bir sohbeti 15 dakikada özümseyip bitiremezsiniz. Her gün 30 dakika yürüyüp aynı faydayı bile göremeyebilirsiniz.

Bu süper optimize hayat mantalitesinin altında bazı şeyler yatıyor sanırım. Mesela insanlar aslında herhangi bir kişinin veya olayın veya fikrin derinine inmek istemiyorlar veya doğal akışlar üzerinde hükümleri olabileceğini düşünüyor olabilirler. Bu da birçok şeyin tadına vardığınızı veya tecrübe ettiğinizi düşündüren aldatıcı bir tatmindir. Halbuki çoğu kısa robotik zaman aralıklarıdır. Ama gerçekte, ve normalde, mesela her gün enerjik olmazsınız. Bazı günler 16 saat uyuyabilirsiniz. Bazen iş yerinde işleri tamamlayamayabilirsiniz. Bazen kendinizi kötü hisseder ve spor salonuna gitmezsiniz. Bazen sadece bir arkadaşınızla plansız ve saatler süren bir buluşma yaparsınız. Bazen yatağa uzanır ve bir saat boş boş tavanı seyredersiniz.

Bazen sadece durur ve gözlemlersiniz. Etrafınıza bakarsınız ve ne yaptığınızı veya neler kaçırıyor olabileceğinizi sorgularsınız. Mesela belki de insanları tanımaya yeterli zamanı ayırmadığınız için yalnız olabilirsiniz. Mesela içinizdeki boşluğun sebebi sizi tatmin edecek şeyleri aramaya veya kendinizi tanımaya zaman ayırmamanız olabilir. Belki çocuğunuzun sırlarını başkalarına açmasının sebebi, ona gerek veya yeter gördüğünüz minimum süreyi veya "planlı" bir süreyi ayırıyor olmanız olabilir. Hatta belki hayatta başka alternatifler varken siz hızlı olduğunuz için bunları kaçırmış ve hatta gerçeklerden kopmuş da olabilirsiniz.

Aşırıya kaçmamak kaydıyla her zaman yeni tecrübelerin değerli olduğunu düşünüyorum. Eğer deneyimden deneyime atlayıp duruyorsanız, kim olduğunuz hakkında bir fikriniz bile oluşmayabilir. Derinlerde bir yerde bu hızlı hayatlar kendi gerçekliğinizden kaçmanın bir yolu bile olabilir. Ben genelde "kimsin" sorusundan çok "nesin" sorusunu sormayı severim. İnsanlar kim olduklarını bir şekilde ifade edebilirler, "ben şuyum buyum" şeklinde. Ama çok az insan normal şartlarda kendisini analiz etmeye çalışır. Bu analiz kendi benliği hakkında fikir sahibi olmayı ve hayatta bir amaç veya hedef sahibi olmayı gerektirir. Bunu bir yol haritasına da benzetebilirsiniz. "Ben buyum, şuradan başladım ve şuralardan geçtim ve şuraya doğru gidiyorum" gibi. Tabi bu çok felsefi bir tanım. Bu yüzden kendimden örnek vermeyi deneyebilirim: Ben içine kapanık ve içinde yoğun duygular yaşayabilen bir insanım. Bazen inatçıyım ve genelde bildiğimi yaparım. Her ortamın insanı değilim. Fikirler konuşmayı çok severim ve bazen de fazla hayalci veya felsefi olurum. Hayatta en çok önemsediğim şey geride iz bırakmaktır. Gibi...

Hayatı durdurmayın, sadece yavaşlayın

Özetle benim ideal hayat tanımım şu olurdu: Her zaman bir yönünüz olsun ama açık kapılarınız da olsun. Yeni deneyimleri arayın ve tecrübe edin ama kendinizi de değerlendiriyor olun. Hayatımız programlanmış bir bilgisayar gibi olamaz. Zihnimiz de bir makine değildir. Aktiviteler bulun ama "akış" dediğimiz şeyi de kaçırmayın. Kim olduğunuzu, ne olduğunuzu veya ne yapmanız gerektiğini sorgulayarak hayatınızı optimize edin. Tatmin için gazı köklemeyin yani. Bütün bu über-felsefi olay "Farkındayım, kabul ediyorum ve görmek istiyorum" şeklinde özetlenebilir sanırım. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere :)


Bir yorum yazabilirsiniz