Eveeet, geldi yine Mayıs ayı, ödeyelim bu yılın hesabını :) Bu monolog yazılarını özel bir içeriği veya belli bir sıralaması olmadan yazıyorum. Geçmiş yıla bakıp blog için bugüne kadar ne yaptım sorusunu kendime soruyorum. Sorunun cevabına göre kendimi ve blogumu değerlendiriyorum. Bir bakıma otokontrol gibi oluyor, bir disiplin ve içgörü sağlıyor. Muhtemelen bu yazıları gereksiz bulabilirsiniz ve bu da gayet normaldir. Ama olur da bir gün benim gibi düzenli blog yazmaya başlarsanız, mutlaka bu geçmiş sorgulamasını yapmanızı tavsiye ederim. Ben arkamda blog yazılarımla beraber, kim neden yazdı, ne yaşadı ve düşündü sorularının da cevabını içermesi için özellikle yazıyorum.
Tabi ki öncelikle 2. yıl yazısına göz attım ve 1 yıl önce neler yazmışım diye baktım. Blog yazmada 3 yıl doldurdum. Bazıları kısa bazıları uzun toplamda 66 adet yazıyı, şiirler hariç hepsini 2 dilde yazabildim. Toplamda ayda neredeyse 2 yazı eder ama takdir edersiniz ki insan hayatında düzenli bir dağılım olmuyor. İlk yıl ayda ortalama 3, ikinci yıl ayda ortalama 1 yazı olmuş. Bu yıl yani üçüncü yıl içinde ise ayda ortalama 1,3 adet yazı olmuş :) Bence fena değil.
Bu şekilde bakınca ayda 1 yazı çok az gibi geliyor dışarıdan. Yazmaya emek verirseniz, doğru şeyi yazmaya ve doğru şekilde yazmaya çalışırsanız, ciddi zaman alan bir uğraş oluyor. Benim için hobi midir uğraş mıdır derseniz bence her ikisi diyebilirim. Hem keyif alıyorum hem de bir manada miras bırakıyorum. Ben olsam her hafta 1 tane yazarım diyenleri sahneye davet ediyoruz :D Kendi blogunuzu yazmasanız da olur, 2 dilde yazmasanız da olur. Medium hesabınızı açıp yazmaya başlayabilirsiniz. Şakası bir yana, öğretmek öğrenmekten zordur, yazmak da öğretmekten zor, emin olun.
Geçen yıl yaptığım sorgulamanın esas konusu gelecek 1 yıl ne üzerine yazarım sorusu idi. Mesela hobi olarak uğraşmak ve yazmak istediklerim vardı. Ayrıca insanoğlunun geldiği saçma sapan noktada kendimize uyarı niteliği taşıyan sorunları araştırıp yazmak da mümkündü. Bir yanda kapitalist sistemlerin yeniden doğmak için kurguladığı saçma sapan savaşlar, bir yandan dünyanın iklim dengesinin insanlar tarafından kelimenin tam anlamı ile bozulması, bir yandan da biz insanların dezenformasyon isimli yazımda dikkat çekmeye çalıştığım akıl körelmesi varken, oturup yazılım geliştirmenin inceliklerinden veya quantum parçacıkların felsefi açıdan birşey söyleyip söylemediğinden bahsetmenin ne mantığı var diye düşünüyor insan.
Mayıs ayında Türkiye çok enteresan bir seçime girdi. 1 yıl boyunca kendi içinde savaş verdi, kendisi için savaş vermeyi unuttu. Sonunda 2 adaydan birisi sakin ve yumuşak, diğeri ise hiddetli ve ağzı bozuk seçenek olarak sunuldu. 2. aday kazandı. Bu bile bu ülkede birşeylerin eksik olduğunu kanıtlıyor ama bir yandan da kendi yaşadığım ülkemin tanınamayacak hale gelmesi ihtimali belirdi. Aynı Maraş depreminde olduğu gibi dönüp baktığımızda sokaklarını tanıyamamamız gibi... Şimdi aynı soru geliyor tabi insanın aklına. Ne yazmalı?
Geçen sene de bu soruyu sormuştum. 16 yazı yazmışım bu zamana kadar ve 10 adet yazı kendi ilgilendiğim konuları içeriyor. 6 adet yazı da yaşadıklarımızı ve yaptıklarımızı anlamlandırabilmek adına yazılmış. Bir gün bu blogu ve yazılarımı okuyanlara ben kendime ve insanlığa katkım olsun diye uğraştım diyebilirim :) Tabi ki durmak yok, yazmaya devam. Peki bu sene yazarım acaba?
Dünyada AI yani yapay zeka çok garip bir noktaya geldi ve benim bu konuda yazmak için çatladığım şeyler var. Bu konuda bilgili birilerinin yapay zekanın insan olmadığını anlatması gerekiyor. Eğitim konusunda yazılabilecek ve yapay zekaya bağlanabilecek çok şey var. Ben de bir yazılımcı eğitmeni olduğum için genç nesillere matematik, fizik, biyoloji ..vs öğretip onları nasıl ve neden eğitemediğimizi yazmak istiyorum. Bilim ve felsefe alanında evren, insan ve tanrı anlayışı üzerine yazmak istediklerim var.
İnanmak dediğimiz, günümüzde dezenformasyon ile epeyce iç içe geçebilen bir kavram var ve size inanıyoruz dediğimiz şeyin aslında inanmak değil beklenti tatmini olduğunu çok güzel örneklerle anlatmak istiyorum. Dünyada oyun sektörünün kapitalizm tarafından nasıl bozulduğunu ve artık hiçbirşeyin bu sektörde eskisi gibi olmadığını da yazmak istiyorum. Bizzat kendi şahit olduğum durumlar ve biraz araştırma ile çok geniş kapsamlı bir yazı da buradan çıkacaktır.
Yazılım ile ilgili blog yazdığını iddia eden copy paste 'cilere yazılım blogu nasıl yazılır veya yazılım nasıl anlatılır konularını öğretmek için yazmak istediklerim var :) İnsanlar arasında iletişim konusunda yazmıştım kendi penceremden. Bunun üzerine bireyselcilik kavramının da sorgulanabileceğini düşünüyorum. Dezenformasyon yazısının devamı olarak dijital çağda duyduklarımıza ve gördüklerimize nasıl yaklaşabiliriz konusunda bilgilendirici birşeyler de yazmak istiyorum. 1920 - 1960 yılları arasında bildiğim güzel filmleri yazmıştım, üzerine yazmak isteyeceğim başka filmler de var. Tabi kendimce yazabildiğim 1-2 şiir denemem de var.
Böylece epeyce spoiler da vermiş oldum. Yazının başında bu muhasebeyi yapmanızı tavsiye etmemin sebeplerinden birisi de kendinize hedef belirleyebilmeniz zaten. Dünyada herşey çok hızlı değişiyor veya deprem gibi büyük bir olay da olabiliyor. Bunlar da blog yazılarına girebiliyor. En azından bu noktada 1 yılı boş geçirmemiş olduğum ve kendime gelecek 1 yıllık hedef koyabildiğim için mutluyum. Yazılan yazı adetinden çok içerikleri önemli tabi ki. İçi boş yazılar yazmaktansa hiç yazmamak benim ilk prensibim.
Bu arada bazen hem İngilizce hem Türkçe yazmak zor olmuyor mu diye soranlar oluyor. İnanın işin genelde en kolay tarafı bu oluyor :) Biraz bilginiz olan bir konuyu aceleniz olmadığı için yani bir sunum veya konuşma yapmadığınız için yazıp yazıp silerek ingilizce yazabiliyorsunuz. Orta seviye bir dil bilmeniz yeterli oluyor genelde. Sadece zaman alıyor bir dilde yazıp diğerine çevirmek. Hayır bütün yazıyı alıp google translate 'e veya ChatGpt 'ye çevirtmiyorum kesinlikle :) Vermek istediğim mesajı özel kelimelerle veremeyebilir çünkü.
En zor kısmı nedir diye sorarsanız süreğenlilik diyebilirim. Düzenli yazmayı kafaya koyarsanız baştan konular ve plan belirleyip yazabilirsiniz. Fakat bir noktada düzgün yazayım ve boş yazmayayım diye kafa yormak ve yazdığını irdeleyip sonuçtan memnun olarak bitirmek zor olabiliyor. Bunu yazdım zaten diye silebiliyorsunuz, bunu daha çok öğrenmem lazım diye erteleyebiliyorsunuz, bu çok yersiz olur önce şu konuda yazmam lazım diye düşünebiliyorsunuz, bu yazının kime ne faydası olacak ki diye vaz geçebiliyorsunuz. Yani içeriğinizi belirlemek ve sonuçtan memnun kalabilmek zor olabiliyor. İkinci en büyük zorluk da ayda en az 1 yazı hedefini tutturmak olabilir.
Blog yazmanın en eğlenceli tarafı ise kendi hesabını kendin kesip kendine vermek. Umarım siz de bir gün birşeyler yazmaya başlar ve geçmişe dönüp ben ne yaptım yada yapamadım diye kendinizi sorgulayacak birikimi elde edersiniz. Yakın zamanda bir prodüksiyon şirketi tarafından başarılı yazılımcı ödülüne layık görülmüştüm. Orada yaptığım küçük konuşma ile bitireyim: Ben hayatının 13 yılını yazılım ve bunun 3 yılını blog yazarlığı ile geçirmiş bir insanım. Yani yaptığım işin çoğunluğunu yazmak oluşturuyor ve bu süreçte şunu çok iyi gördüm. Yazmanın ön koşulu öğrenmektir. İçinde bulunduğumuz dijital çağda ise yeni şeyler görmeye, yeni bakış açıları kazanmaya ve tek yönlü olmamaya çok ihtiyacımız var. Bu yüzden iyi bir yazılımcı ve yazar ünvanlarına layık olabilmek adına, öğrenmeye ve yazmaya devam diyorum. Bir sonraki yıl görüşmek üzere :)
Bir yorum yazabilirsiniz