Tanrıya nasıl inanabiliriz

Eğer tanrı, inançlar ve dinler konusunda konuşmak istersek bu konuların aslında çok derin olduğunu hepimiz biliyoruz. Ama garip bir şekilde bu konular tartışmaları da beraberinde getiriyor. Çünkü aslında dinimizin inananı gibi değil fanatiği gibi davranıyoruz. Bu garip davranışı bir kenara koyarak, bu yazıda tanrıyı ispatlamaya çalışmak yerine tanrıya nasıl inanabiliriz sorusuna cevap arayacağım. Çünkü terminolojik olarak tanrının varlığını veya yokluğunu ispat etme gücümüz yok. Bu konuda inanmak dediğimiz kavram devreye girer ve bu konuda zamanında blogda yazmıştım. Fakat günün sonunda bütün insanlığın ortak olduğu bir nokta var, o da insanların otokontrolünün zayıf olduğu. Bu hemfikir olma durumu benim insandan öte bir varlığa inanmam için yeterli sebep aslında. Ama sizin için bu blog yazısı var :)

Bir tanrıya nasıl inanmaya başlayabiliriz?

En başta muhtemelen bizden daha yetkin bir varlığı bize haber veren bir hatırlatıcıya ihtiyacımız olurdu. Mesela birileri "kötü şeyler yaparsan kötü bir yere varırsın" veya "bu hayattan sonra başka bir hayat var" veya "evrende hiçbirşey kendiliğinden var olamaz" gibi şeyler söyleyebilir. Bunlar esasında istatistiki içgüdülerdir. Yani sizi birşeye ikna etmek için üretilen argümanlardır ve bunlarla ikna olmanız için çok geçerli bir sebep yoktur. Bu yüzden bunlar gibi ifadelerle bir tanrıya inanmanızı beklemek yerine tanrının başka yöntemleri vardır muhtemelen değil mi?

Bu noktada katmanlı bilgi kavramına gelebiliriz. Tanrı dediğimiz şey bilginin ve varlığın kendisidir özüdür. Bu şekilde bir üst düzey bir varlığı kabul ederek başlarsak aslında kendimizin de mutlaka tanrıdan daha düşük seviyede bilgiye haiz olduğumuzu kabul ederiz. Tanrıyı bir piramidin en üstü gibi düşünebiliriz. Zaten yarı güçlü bir tanrı inancı tanrı kavramına da ters olur. Sonra şu soruyu sorarız: Biz tanrı karşısında ne kadar küçüğüz?

İnanışımıza göre bildiğimiz herşeyi tanrı yarattığına göre yarattığı şeylerin kendinden daha az bilgiye ve iradeye sahip olması normaldir. Esasında tanrıyı bir cisim gibi düşünüp bir tanrı daha olamaz mı diye sormak anlamsızdır çünkü cisim dediğimiz şey evrende gördüklerimiz için yaptığımız tanımdır. Tanrının yarattığı şeylere melekler ve şeytan diyebilirsiniz. Eğer varlığınıza anlam vermek istiyorsanız bu evrende neden var olduğunuzu sorgularsınız. Bu durumda aslında şeytanın tanrıya kendini denk sayması ile insanlar üzerinde bir sınav vasıtası olduğunu düşünebilirsiniz. İyi ve kötünün bizim için bir anlamı varsa, üst düzeyde de anlamı olacaktır muhtemelen. İnsanlar ise bu sınava tabii tutulacaklar bir ortama yani evrene gönderilmiş olabilir. Aksi takdirde bizim de melekler ve şeytan kadar gücümüz olurdu ve sınav olmazdı. Fakat dünyada da sınırlı bilgimiz ve irademiz varken şeytanın bizim dürtülerimiz üzerimizde nüfuzunun olması tabi ki haksızlık olurdu. Bu yüzden tanrının kendini bir şekilde bize bildirmesi gerekir, aksi takdirde anlamsız bir sınav olur. Ama insan ve tanrının direkt teması da esasında sınav kavramını ortadan kaldırır. Bu yüzden aramızdan bizim gibi insanların, ki onlara peygamber diyoruz, bizi bilgilendirebilecek donanıma sahip olması beklenebilir. Fakat onların da insan olarak direkt olarak tanrı seviyesine çıkmaları ideal olmayan bir eşitsizlik doğurabilir. Bu durumda da melekler dediğimiz şeyler kendi imkanları dahilinde bu aracılara tanrıyı bildirebilir. Bu şekilde, bir yaratanı ve iyi-kötü arasında bir sınav olduğunu kabul ederseniz 1 tarı ve diğer katman katman irade seviyeleri anlamlı hale gelebilir.

Peki tanrıya inanalım, sonra?

Bu durumda en baştan tanrı bilincine sahip çalışan bir sistem gerekiyor. Çünkü bu sistemde iyi ve kötü arasında seçimler yapan insanlar olacak. Böylece Adem ve Havva (veya yaratılan başka kişiler olabileceğini düşünüyorum) en basit seviyede hayatta kalabilecekleri bir hayata başlamış olabilirler. Bu noktada evrimden bahsedeceksinizdir. Eğer 1 tanrının insanları dünyada test ettiğine inanırsanız, biyoekolojik olan bütün olayları da tanrının iradesi dahilinde Adem ve Havva gibi ilk şuurlu insanların yaşaması için geliştiğine inanmalısınız. Çünkü insan beyni sadece "daha fazla nöron" değildir. Katmanlı bilinç seviyeleri ve amaçları olan bir yapıdır. İnsanları sadece gelişmiş hayvanlar kategorisinde değerlendirmek aslında tanrının varlığını inkar etmek için bir bahanedir.

Fakat insanlara bildiriciler aracılığı ile tanrının varlığını anlatan bir dünyada bile insanların şeytan sayesinde hatalar yapması da çok mümkün. Zaten tarih çağları boyunca görüyoruz bunu. İnsanlar kendi istedikleri gibi yaşamak ve dürtülerinin esiri olmak için bahaneler üretir durur. Birçok toplum da tanrıya doğru gitmesi gereken bir hayat anlayışından saparak kendi yollarına yönelmiştir. Bu yüzden zengin bir dinler tarihimiz var. Ama esasında bu dünyada birden fazla din yok, sadece 1 tane var.

Bizim "din" dediğimiz şey kavram olarak tanrının koyduğu kurallar bütünüdür. Eğer 1 tanrıya inanıyorsak onun iradesine göre hareket etmek, anlamlı olan tek din olacaktır. Temelde o tanrının varlığına kani olmak ve hayatını iyiye doğru yöneltmeye çalışmak bence en temel prensiplerdir. (Evet iyi ve kötü kavramları yerine göre göreceli olabilir ama burada iyiyi bulma niyeti olarak bahsediyorum.) Fakat şeytanın dürtmesi ile birden çok dine sahip olduk. Şeytan insanları birbirinden ayrıştırmayı başarıyor çünkü insanların otokontrol yeteneği zayıf oluyor. Gruplara ayırılarak kendi yolumuzun doğru olduğunu ve başka herkesin yanlış olduğunu düşünüyoruz. Bu aptalca bir varsayım. Çünkü en baştan beri söylediğim gibi insanoğlunun bilgisi gerçekten olana göre çok sınırlı.

Tanrının nasıl olmasını bekliyorsunuz?

Bu soru sizce mantıklı mı? Bizim insan olarak beklentilerimiz ancak sınırlı maddi görüşümüze ve bilgimize dayalı olabilir. Tanrı konusunda mantıklı olan tek beklentimiz sanırım iyi niyetli bir tanrı olduğu olabilirdi. Kötü bir tanrı fikri pek mantıklı olmazdı sanırım ama siz istediğiniz gibi düşünebilirsiniz. Yine de tanrının özellikleri veya davranışı konusunda fikir beyan ediyorsak bu sadece bilgimiz olmadığı bir konuda spekülasyondan ibarettir. Bu yüzden din dediğimiz olgunun en başında tanrıyı kabul etmek gelir, sorgulamak değil.

Biz insanlar işimize geleni ararız genellikle ve bu yüzden işimize gelen bir tanrı beklentimiz oluşur. Ayrıca tanrının değil kendi kurallarımızla yaşamak isteriz, bu da işimize geleceği için. Fakat aslında bu yeni dinler türettiğimiz gibi yeni tanrılar da türettiğimizi gösterir. Ama eğer tanrının daha üst düzey iradeye ve bilgiye sahip olduğunu düşünüyorsanız bu tanrı sorgulanamaz ve hakkında varsayımlarda bulunulamaz.

Fakat tanrının sorgulanamaz olması tanrının çok katı kurallarının olduğunu gösterir mi? Sizi bilmiyorum ama bence hayır. Çünkü bizler, tanrı tarafından düşünüldüğünde, 3-4 yaşlarındaki çocuklar gibi anlamadığımız konularda istemeden de olsa hatalar yapabiliriz. Tabi ki bu günah işleme lüksü vermez ama bence tanrıyı yaratıcı ve kural koyucu olarak kabul ettikten sonra kötüden kaçınmak en önemli duruş gibi geliyor dünyada. Çünkü iyi birşey yapmanın art niyetleri olabilir. Ama şeytanın fısıldadığı kötüden kaçınmak genelde zor ve riyakârlıktan uzaktır.

Tabi ki ben burada kurallar icat etmeye veya yorumlamaya çalışmıyorum. Biz üstün olan bir yaratıcıyı kabul ettiğimiz zaman aslında bir bilinmeyene teslim olmuş oluyoruz. Sonucunda da bir ödül bekliyoruz. Zaten hiçbir ödül olmadan teslimiyet bekleyen bir tanrı da pek anlamlı olmazdı. Fakat bir ödül olmasa bile insan olarak iyi dediğimiz şeyin tutarlı ve sürdürülebilir olduğunu, kötü dediğimiz şeyin ise düzensiz, yıkıcı ve sürdürülemez olduğunu fark ediyoruz. Bu yüzden temel kuralın iyiyi aramak ve kötülükten kaçınmak olduğuna inanıyorum.

Yani özetlersek, tanrı ancak ve ancak tam olarak anlayamayacağımız veya direct olarak iletişim kuramayacağımız veya şahit olamayacağımız üstün bir varlık olabilir. Herhangi bir açıdan herhangi bir noksanlığının olması mantıksal olarak tutarsızdır. Birden fazla tanrının var olması da onları yarı güçlü yapacağı için anlamsız olurdu ve ayrıca iradeleri bölüşmek zorunda kalırlardı. Bu yüzden tekil bir tanrıya inanabilirsiniz ve yarattığı varlıklar aracılığı ile insanoğlundan bazı kişilere haber gönderdiğini düşünebilirsiniz. Tek 1 tanrıya inanırsanız sadece 1 dininin olacağını düşünmelisiniz. Aksi takdirde tanrının iradesi üzerinde varsayımlarda bulunmaya başlarsınız. Tek bir tanrıya tek bir din ile bağlanmanın da ilk kuralının tanrıya inanarak iyiyi aramak ve kötüden kaçınmak olması sanırım bütün insanların hayatı için temel yönerge olabilir. Tabi ki bu noktada "iyi veya kötü nedir" veya "ahlak nedir" gibi sorularınız vardır. Bunlara farklı perspektiflerden bakılabilir ama bu konuda size yardımcı olamam :) Sadece tanrının iyiyi şeytanın da kötüyü temsil ettiğini düşündüğümü söyleyebilirim. Gerisi sizin algınıza ve iradenize kalmış. Din bir inanış ve yaşayış biçimidir. Ben inanış kısmına nasıl baktığımı açıklayabilirim. Yaşayış kısmında söz sahibi olmam mümkün değil.

Bütün cevaplar bende mi?

Benim de beynimi yakan sorular var tabi ki :) Mesela zaman kavramı bizim evrendeki olayların sürekliliği ile fark ettiğimiz birşeydir ve tanrı zamansız olarak var olur. O zaman biz cennet veya cehennemde nasıl sonsuza kadar kalabiliriz? Yani tanrı başlangıcı ve sonu olmayan varlık ve biz başlangıcı olan ama sonu olmayan varlıklar mıyız? Fikrim yok :)

Tanrı konusunda beynimi yakan başka bir soru: Melekler ve şeytan neden yaratıldı? Tanrının esas gerçeklik ve varlık olduğunu düşünüyoruz, o zaman herhangi birşeye ihtiyacı da olmayacaktır. Yani varlık varlıkları var ediyor gibi birşey mi? Buradaki istek ne idi? Bilmiyorum :)

Benim için değil ama başkalarının çok düşündüğü bir soru daha var. Tanrı beni dünyaya gönderdiğinde hayatımın sonunda cehenneme gideceğimi biliyorsa neden gönderiyor? Bunu değiştirmem mümkün değil mi? Bu durumda "tanrı seni dünyaya gönderiyor ama sonucu önceden bilmiyor" dersem tanrının zamansızlığına ve bütünlüğüne aykırı olur. "tanrı seni dünyaya sınamak için gönderse de senin sonuçta sınavdan kalacağını zaten biliyor" dersem o zaman da gaddar bir tanrı olur. Bunu dert edinmektense kendime şu soruyu soruyorum. Bu soru bir işime yarıyor mu? Hayır :) Yani günün sonunda iyiyi arayıp kötüden kaçınma anlayışım değişmiyor.

İnsanların çok sorduğu bir soru daha. "Tanrıyı hiç duymamış bir insan ne yapacak?". Bu durum haksızlık gibi görünüyor, tanrıyı hiç duymadan direkt cehennem ile mi cezalandırılacak? Aslında tam bu noktada insanın hür iradesinin olduğunu ve tanrının bizim aklımızdaki gibi katı kurallara bağlı olmadığını düşünebiliriz. Hiç tanrıyı duymamış olsan da otokontrolün ve insanlık konusunda temel anlayışın olduğu sürece iyi ve kötü ayrımı yapmaya çalışabilirsin. Bu da bence seni kurtarabilir.

Benim bilgim çölde kum tanesi kadar

Bu yazı aslında kafasında soru işareti olan insanlar içindi. Dünyada tanrısallığı farklı şekilde algılayan farklı inanışlar olduğunu biliyorum. İnsanların "tanrı iyi ise çocuklar neden ölüyor" gibi sorularının da olduğunun farkındayım. Ben sadece sınırlı bilginiz olduğunu ve merkezi bir otoriteyi kabul ettiğiniz, teslimiyet temelli mantıksal bir inanış biçimini ifade etmeye çalışıyorum. Kimse size iyi kötü nedir veya ahlak nedir sorularının cevabını tatminkar olarak veremeyebilir. Ama esasında bunları sorgulamaya gelmedik dünyaya. Siz sorgularken dünya objektif olarak daha kötüye gitmeye devam ediyor çünkü. Yıkıcı davranışlar norm olarak görülmeye başlandı. Az insan tarafından yürütülen kötü niyetlerin çok insan tarafından savunulan iyi niyetleri bastırabildiğini görünce ben zaten daha üst düzey bir düzenin var olduğunu düşünüyorum. Zaten yıkıcılığın üstün gelebildiği bir sistem evrim anlayışına da terstir.

Tanrı, din ve toplum konusu kendi içinde 100 başlığa ayırılabilir. Ben sadece tanrıya inanış konusunda fikir yürütebilirim. Ama dünyada düzen sağlama konusunda konuşmak isterseniz herşey bir anda çok karmaşık hale gelir. Ama biz karmaşıklık ile başa çıkabilen canlılar değil miyiz? Bu insan olmanın bir avantajı değil mi? Hayvanlar gibi dürtülerle yönetilmek yerine bizim stratejik düşünme gücümüz yok mu? Ruh dediğimiz olgu ile bedenimize hükmediyoruz ve kendimizi kontrol etme gücümüz çok yüksek. Bu yüzden insan olmayı anlayabilirseniz tanrıyı anlama ihtiyacınız kalmaz diyorum. Yani bilmediğiniz tümden gelmeye çalışmak yerine elinizdeki ile tüme varmanız daha kolay değil midir? Toplum olarak her insanın da insanlık temeline haiz olması gerekiyor, vücudumuzdaki hücrelerin DNA 'mızı taşıdığı gibi. Ama sadece mecazi konuştuğumu düşünüyorsanız kuantum fiziği de içeren evren teorisi yazıma göz atabilirsiniz. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.


Bir yorum yazabilirsiniz