4 yıllık blog tarihimin en zorlu yazısına hoş geldiniz :) Dikkat edin başlık evrim teorisi değil Evren teorisi. Sizlere felsefe ve fizik açısından bakarak evren - tanrı - insan üçlüsünü akla yatkın bir şekilde açıklamaya çalışacağım. 3 parçadan oluşan bu yazı dizisinin bu ilk yazısında özet bilgileri ve diğer yazıları anlayabilmek için gereken bazı kavramları sunacağım. 2. yazıda hipotezimin felsefi tarafını yazacağım. 3. yazıda ise hipotezimin bilim dünyasında karşımıza çıkan sorular ve sorunlarla ilişkisine fizik açısından yaklaşmaya çalışacağım.
Günümüzde insanlar evrendeki işleyişleri açıklamak için herşeyin teorisi dedikleri bir teoriyi bulmaya çalışıyorlar. Bu şekilde evrendeki bütün gizemleri merkezi bir noktadan anlamlandırmaya çalışıyorlar. Benim teorime herşeyin teorisi demek beni epeyce aşıyor :) Benim teorim sizlere fiziğin neredeyse tıkandığı noktada metafizik ile anlamlandırılabilmesi için bir çatı sunuyor olacak. Bu çatının altında tabi ki matematiksel olarak formüller oluşturulmalı ve bilimsel deneyler de yapılmalı. Konunun o kısmı benim bilgimin çok üzerinde. Fakat önereceğim teori ile ilgili nasıl testler veya deneyler yapılabilir veya nasıl çürütülmeye çalışılabilir gibi sorulara da yer veriyor olacağım.
Biz insanlar olarak anlam ve gerçeklik kavramlarını bir araya getirmeye çalışırız. Gözümüzle gördüğümüz veya kulağımızla duyduğumuz şeyler bizim için gerçektir ama anlamlarını da kavrayabilmekle beraber aklımıza yatar. Anlamsız gerçekler veya gerçek dışı anlamlar bu dünyaya, hatta evrene ve hatta inanacağımız bir tanrının varlığına terstir. İşte tam bu noktada, günümüzde fizikçilerin kuantum dünyasında geldiği noktada karşımıza çıkan anlamsız gerçeklerin açıklanabileceği bir bakış açısı mümkündür bence.
Teorimin kısa özetini bu yazıda yazacağım sizler için. Fakat bu özet size pek açıklayıcı gelmeyecektir. Bunun için diğer 2 yazıya da bakmanız gerekir. Her ne kadar konu ileri fizik bilgileri gerektiriyor olsa da yapabildiğim kadar basit anlatmaya çalışacağım. Fakat fizik ve felsefe konularına meraklı iseniz öncelikle aşağıdaki yazılarıma sırası ile göz atabilirsiniz.
Üçüncü yazıda fizik üzerine yoğunlaşacağım için şimdiden bazı çok kullanılan veya temel kavramları basitçe açıklamak istedim. Tabi ki diğer 2 yazıda da bazı kavramları yeri geldikçe basitçe açıklıyor olacağım.
Parçacık dediğimiz şeyleri atomlar veya atomları oluşturan nötron, proton ve elektronlar olarak düşünebilirsiniz. Tabi ki bu parçacıklar da küçük kuark denilen parçacıklardan oluşuyor. Fakat teorimi anlayabilmeniz için çok detaylı parçacık fiziği bilinmesine gerek olmayacaktır.
Kuantum parçacıklarını evreni oluşturan çok küçük parçacıklar olarak düşünebiliriz. İşte bu kadar küçük ölçülerde garip şeyler oluyor. Örneğin elinize bir tenis topu alıp onu havaya atıp tutabilirsiniz. Ama kuantum parçacıklarını değil havaya atıp tutmak, onların nerede olduklarını veya ne yapmakla meşgul olduklarını dahi bilemezsiniz. Bunlara kuantum belirsizlikleri diyebiliriz. Kuantum fiziğindeki bu gibi garip davranışları açıklamak için çok zeki bilim insanları çalışıyor.
Bu kavramı anlamak için bir bilardo masası düşünün. Bir top diğer topa vurduğunda doğal olarak hareket ettirir. Şimdi bu bilardo masasını galaksi boyutuna çıkarın. Siz topa vurduğunuz anda başka bir topun hareket etmesi mümkün müdür? Tabi ki hayır. Galaksi 100 bin ışık yılı ise bu süre 100 bin ışık yılından kısa süremez. İşte kuantum parçacıkları birbirinden çok uzakta olsa bile bu şekilde birbirlerinden anında etkilenebiliyorlar. Bu parçacıklara ise dolanık parçacık deniliyor. Birbirleri ile ışık hızından daha hızlı haberleşmeleri evrendeki kurallara aykırı görünüyor.
Boyut kavramı temelde geometride bildiğimiz boyut kavramından biraz farklı olabilir. Bizim evrenimizde herşey 3 boyutludur ve eni, boyu ve yüksekliği vardır. Ama çok küçük ölçeklerde bu boyut kavramı da karışmaya başlamaktadır. Belki de oralarda başka boyutlar da var olabilir. Ama bundan daha can alıcı başka bir çıkarım da yapabiliriz. 3 boyutlu bir cismi fotoğrafa aktardığımızda herşey 2 boyuta düşer ve derinliği kaybolur. 4 boyuttaki bir cismi hayal edemesek de var olduğunu kabul edersek, bunun 3 boyutlu yansıması ile 1 boyut bilgisi yok olabilir. Bu mantık daha sonra işimize yarayacak.
- 2, 1 'den büyük müdür?
- Sütlü kahve nasıl yapıldı?
Şimdi bu 2 saçma soru nereden çıktı diyeceksiniz :) Açıklayayım.
2 sayısı 1 den büyüktür tabi ki. 3 2'den büyüktür. 4 3'ten büyüktür... Bu şekilde 6 'ya kadar olan sayıları sıralarsak 1,2,3,4,5,6 olur. Şimdi bu sayıların küçükten büyüğe sıralandığına hemfikiriz değil mi? Şimdi elinize bir zar aldığınızı farz edin. Attınız ve 1 geldi. Devam edin tekrar atın. 2 geldi. Sonra 3 geldi. Sonra 4,5 ve 6 geldi. Yani 6 kere zar attınız ve 1 'den 6 'ya kadar sayılar sıralı geldi. Kendinizi şanslı hissettiniz değil mi?
Bence de şanslısınız. 6 kere zar atıp sayıları sıralamak mucize gibi geliyor. Ama olasılık bilimine göre örneğin 2-3-2-1-4-4 atma olasılığınız ile 1-2-3-4-5-6 atma olasılığınız aynı. Yani zaten olası konfigürasyonlardan birini tutturduğunuz için sadece 6 üzeri 6 (permütasyon) durumdan birini tutturdunuz. İşte olasılığın en fena çuvalladığı nokta budur. Çünkü 6 sayının birbiri ardına gelebildiği durumda bir anlam vardır. Ne demiştik? 2, 1 'den büyüktür. Siz sayıları küçükten büyüğe doğru attınız. Sadece sayıları tutturmakla kalmadınız. Attığınız sayıların mahiyeti vardı. Bu size sadece bir bakış açısı sunmak için verdiğim bir örnekti. İkincisi de öyle olacak.
Sütlü kahve demek kahveye süt koyulması demektir. Yada belki de süte kahve koyulmuş olamaz mı? Yada kahve zaten içinde süt mü barındırıyordu? Yoksa inekler kahveli süt mü veriyordu? (Bu noktada sesli güldüm) Kısacası, sütlü kahve size sütlü kahvenin nasıl veya neden yapıldığı ile ilgili hiçbir bilgi vermez. Sadece varsayımlar yapabilirsiniz. Sonra bu varsayımları deneylerle test edersiniz. Ama bir şekilde nasıl sorusuna cevap verseniz de, neden sorusu biraz havada kalacaktır. Bazen insanlar, bilim nasıl sorusunu, din ise neden sorusunu açıklar derler. Bu görüşe katılır mısınız bilmem. Dediğim gibi, bir bakış açısı olsun diye bunu da yazdım.
Çünkü bu sorgulayıcı bakış açıları bize evren ve tanrının bir araya gelmesi ile ilgili sorular da sorduracak. Evren nasıl ve neden işliyor diye soracağız elbette. İnsan nedir veya nasıl insan olur gibi sorularımız da olacak. Tanrı varsa biz nasıl varız veya kader varsa biz neden varız gibi sorularımız da var. İşte bu yüzden hipotezimi yazmak, fizik üzerine esaslı araştırmalar ve felsefi konularda bazı derleme toparlamalar ile 3 yılı aştı. Fizik konusunda ilerledikçe garip gerçekler keşfediyoruz. Tanrı konusunda düşündüğümüzde ise elle gösteremediğimiz veya çıkarımlar yapamadığımız inançlara doğru yol alıyoruz. Hepsini birden tek bir teoride, akla yatkın bir çerçeveye oturtmak gibi çılgınca bir fikre kapıldım. Nihayet eksiği ve fazlası ile birçok açıdan değerlendirebildiğim teorimi yazabiliyorum.
Umarım özeti okuyup diğer yazıları okumazlık yapmazsınız :) Burada sadece ne demek istediğimi herkesin anlayabileceği bir dilde kısaca yazacağım. Ama mutlaka diğer 2 yazıyı de okumanızı öneririm, keza esas açıklamalar ve savunmam orada.
Evrenin kendisinin ve evrendeki fiziksel olan herşeyin küçük parçacıklardan oluştuğunu düşünüyorum. Bu parçacıkların tamamının tanrı tarafından yaratıldığına inanıyorum. Bu yüzden parçacık yerine yaratık da diyeceğim. Hatta bir adım ileriye gidip, bu yaratıklardan bir kısmının bizim emrimizde olduğunu ve buna da beden yada beyin dediğimizi iddia edeceğim. Sonrasında da biz kimiz diye soracağım ve bu evrende kendisine verilen iradesi test edilen varlıklarız diye cevaplandıracağım.
Buradaki test nerede diye soracak olursanız, şeytanın en büyük numarasından bahsedeceğim. Şeytanın en büyük marifeti kendisinin etkin olmadığına inandırmasıdır. İşte tam bu noktada şeytanın da bu parçacıklar (yaratıklar) üzerinde belli bir etkisinin olduğunu ve bazı yönlendirmeler yapmaya çalıştığını söyleyeceğim. Bu şekilde iyi ve kötünün savaşı gerçekleşir ve irademiz test edilir diyeceğim. Tanrı ise büyük iradedir ve evren dediğimiz bu konfigürasyonu her saniye çok büyük bir frekansta tekrar tekrar oldurmaktadır diyeceğim. Bu şekilde kuantum fiziğinin bazı açıklanamaz davranışlarının aslında gizemli olmadığını ve parçacıkların (yaratıkların) kendi görevleri veya yetki alanları ile açıklanabileceğini söyleyeceğim.
Özeti bu kadar ise diğer 2 yazıda neler olduğunu siz düşünün. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere :)
Bir yorum yazabilirsiniz