Herşey benim şu basit sözümle başlıyor: Hayat, her zaman beklentilerinizden ve varsayımlarınızdan fazlasıdır. Benim hayatımın çoğu incelemek ve merak etmekle geçti. Çocukken sorularıma aldığım yanıtlara çoğu zaman ikna olmazdım. Üniversite sınavına hazırlanırken çözümünü zaten bildiğim sorulara tekrar zaman ayırmaz ve onları atlardım. Bilgisayar mühendisliği okurken de ödev verilen kodları farklı şekillerde yazmaya çalışırdım. Bu hayat tarzı ile yaklaşık 25 yaşında bu blogda yazdığım 100 küsür yazının yarısını yazabilecek durumda idim, ama blog yazmaya 30 yaşında başladım. Bunları daha zeki olduğumu iddia etmek için söylemiyorum, bu fazla iddialı olur. Ayrıca çok okumuş birisi de değildim 30 'lu yaşlara kadar. Bu birikimin sebebi hayatta sürekli daha fazlasını istiyor olmamdı. Doymak bilmeyen garip bir iştahım vardı ve uzun dönemde bu bana normal insanlardan daha fazla birikim sağlamış oldu. Her zaman "hepsi bu mu" diye sorar ve bilinmeyen'in farkında olurdum. İşte buna bilmemenin felsefesi diyorum.
Bilgi, zeka ve bilgelik kavramları arasında büyük farklar var. Bilgi, normal işleyen bir beyine sahip herkes tarafından bir şekilde elde edilebilir. Zekâ, bilgiyi daha hızlı alabilmek, işleyebilmek ve bağlantılar kurabilmekle alakalıdır. Güçlü bir zekânın göstergesi budur ve farklı alanlarda kendini gösterebilir. Her konuda zeki görünen bir insan bulmanız imkansızdır. Bilgi ve zekâ kavramları somut bilgi ile alakalıdır. Bilgelik ise tam olarak bilgiye haiz olmadan da durumlar hakkında doğru yorumlar yapabilmektir. Bilgelik, bilgiye tecrübe eklendiğinde oluşur diyebiliriz. İçgüdüsel bir tarafı bile vardır hatta. Ben bir bilge miyim? Belki bazı açılardan evet :)
Ama sırf biraz bilgeliğim olduğunu düşünüyorum diye başkalarından daha iyi olduğumu söylemem çok saçma olur. Hayatta her konuda bilgelik taslayamam. Ama sahip olduğum bilgelik varsa bu tamamen bilmeme felsefesi üzerine kuruludur. Bu felsefe sürekli sorgulamayı önermez, ki bu da beyin yakıcı olur zaten. Sürekli şüphe duymayı da önermez, çünkü o da paranoyaya sebep olur. Bu felsefe çoğunlukla bilinmeyeni kabul etmek ve ondan korkmamak ile alakalıdır. Ama hiçbirşey bilmediğinizi varsayarak yaşamak değil burada önerilen, çünkü o da özgüven zedeleyici olur. Algılarınızı açık tutun yeter.
Bilmemenin felsefesi aynı zamanda çıkarımlarla da ilgilidir. Bu size çılgınca gelebilir ama bu hayatta hiçbir zaman asla bir çıkarım yapmamaya çalışın diyebilirim. Tabi o zaman şunu sorarsınız: Eylemlerimi neye dayandıracağım o zaman? İşte burası biraz incelikli. Beyniniz bir depo yerine makine gibi çalışmalı. Hayatta her neyi tecrübe etmiş olursanız olun, üzerinden başka çıkarımlar da yapmak için hazır olmalısınız. Veya en iyisi, zihninizde çıkarımlarınızı değil de tecrübelerinizi saklayın. Çıkarımlarınıza güvenerek hareket etmeyin. Yani, her yeni durumda önceki bildiklerinizi ve yeni öğrendiklerinizi beraber yorumlayın. Çünkü bir çıkarım yoruma kapalıdır ve dar kapsamlı olma riski taşır.
Tabi ki hayatınızın tamamen her noktasında bu mantık ile hareket edemezsiniz çünkü beyniniz yanar. Ama insanlar bu dünyada en karmaşık beyine sahip canlılar değil mi? Çoğu durumda önceki çıkarımlarınıza güvenmek veya varsayımsız bir şekilde kafanızı çalıştırmak arasında bir karar vermeniz gerekir. Hiçbir varsayımı olmayan bir hayat anlayışı size zor gelirse bunu normal karşılarım. Ama varsayımsız yaşamayı gereksiz veya anlamsız buluyorsanız sizi eleştiririm. Çünkü okyanus kadar tecrübe çeşidi olan bu dünyada çok fazla şeye hakim olduğunuzu iddia etmiş olursunuz. Fazla özgüven yüzünden de kör olur ve hayatta çok şeyi görmeden geçersiniz.
Mesela birşeyler okuduğunuzda önceki bilgilerinizi güçlendirmek veya desteklemek için mi okuyorsunuz yoksa eski bilgilerinizi sarsabilecek olsa bile yeni şeyler öğrenmek için mi? Mesela yeni birisi ile tanıştığınızda önyargılarınızı haklı çıkarmak için mi ona sorular soruyorsunuz yoksa size söylemediklerini öğrenmek için mi? Bir filmi sonunu tahmin edip hava atmak için mi izliyorsunuz yoksa sanatsal birikiminize katkı sağlasın diye mi? Yani çıkarımlarınıza tapınırsanız, hayatta çok şey kaçırırsınız.
Benim hayatta kendimce çıkarımlarım var mı? Tabi ki var. Bunların çoğundan %100 emin miyim? Evet. Ama bunlara dayanarak hareket etmek başka birşey. Bir insanla tanışmadan yargıda bulunduğumu pek göremezsiniz. Bir film izlerken "bu da o filmlerden birisi" dediğimi duymazsınız. Çoğunlukla bir blog yazısına veya bir habere sadece başlığına bakarak karar verdiğimi görmezsiniz. Günümüzde click-bait başlıklar çok olmasına rağmen genelde bir girip 30-40 saniye boşa harcayıp yazının veya videonun çöp olduğunu fark edip çıkacak kadar meraklıyım. Yani çıkarımlarım var ama çoğunlukla onları görmezden gelmeye çalışıyorum. Ben şaşırmak istiyorum. Ben yeni olanı istiyorum.
Bilmemenin felsefesini dikkatli uygularsanız hayatınızı küçük etkilerle iyileştirir. Overthinking yani fazla düşünerek hayat kalitenizi arttıramazsınız ve boşuna kendinize zarar verirsiniz. Amacımız çeşitliliği fark etmek ve kabul etmek ve ön kabuller yapmamak olmalı. Her insan yeni bir tecrübe olabilir, her eylem size yeni bir açı kazandırabilir. Sadece "bildiğiniz" ile idare etmeniz üretken veya vizyon geliştirici olmaz. Bu felsefe ile "çeşitlilik" ile tanışırsınız ve spektrumunuz genişler.
Ve bilmemenin felsefesi aynı zamanda alçak gönüllü olmayı da gerektirir. Bilginiz olan bir konuda konuşurken bazen araya "bildiğim kadarıyla", "benim tecrübeme göre", "buna siz karar verin", "yanlışsam düzeltin" gibi ifadeler eklersiniz. Bu ifadeler aslında konuyu bilmediğinizi veya özgüven eksikliğini göstermemeli. Bunlar aksine açık fikirlilik anlamına gelmeli.
Bilmemenin felsefesinin bir konusu da doğal olarak önyargılardır. İnsanlara ve olaylara karşı özgüvenimizin dürtüsü ile önyargılarda bulunuruz. Hatta belki de önyargı bizi bir şekilde güçlü veya üstün hissettirir. Ama gerçekte, beklentiler ve önyargılar yarı saydam kağıtlar gibidir. Ne kadar fazla üst üste gelirlerse gördüğümüz şeyi o kadar bulandırırlar. Yine de beklentiler önyargılardan daha az tehlikelidir. Beklenti en kötü ihtimalle bencillikten veya narsisitlikten veya dar görüşlülükten olabilir. Önyargı ise ironik olarak herşeyi bildiğini düşünen ama aslında gerçekten bilmeyen bir olgudur. Önyargı fazla bilgi üzerine inşa edilmez. Çünkü yeni şeyler öğrendikçe aslında ne kadar çok şey bilmediğinizi de fark edersiniz.
Önyargı sizi hatalarınızda inatçı yapabilir. Çünkü muhtemelen önyargılı olduğunuz insan veya olay hakkında yanlış olduğunuzu da kabul etmek istemeyeceksiniz. Hatta daha ileri gidip, kendi inancınıza ve beklentinize göre gerçekleri eğip bükmek veya manipüle etmek için ipuçları ararsınız. Günümüzde de insanlar nadiren hatalı olduklarını kabul ediyorlar. Hatta insanlar nadiren hatalı olduklarını görüyorlar bile diyebiliriz.
Önyargıdan kurtulup hayatta daha fazlasının var olduğu gerçeğini kabul ettikten sonra açık fikirlilik yolculuğuna başlayabilirsiniz. Küçük veya büyük de olsa, sadece bilgi birikiminizin olması bir konuda her açıyı veya tecrübeyi yakaladığınızı göstermez. Gerçekliği algılama konusunda bir sünger gibi olmalısınız. Bu sizi açık fikirli yapar. Sonrasında yeni öğrendikleriniz ile nasıl karar vereceğiniz size kalmış. Açık fikirli olmak birilerinin söyledikleri ile birşeylere ikna olmak değildir. Dışarıdan birşeyleri alıp içeride değerlendirmektir. İnsanlar bu kavramı istismar edip, sizin inancınızı veya fikrinizi değiştiremediklerinizde sizi açık fikirli olmamakla suçlayabilirler.
Bir de etiketleme konusu biraz ilişkilidir ve bence etiketlemeler pek işe yaramaz bu hayatta. Mesela büyük bir oda dolusu insan düşünün. Bu insanlar bir süre sonra küçük kümeler oluşturmaya başlayabilir. Sonra bu insanları düşünürler, konuşurlar, eğlendirenler veya başka şeyler gibi kategorilere ayırabilirsiniz. Ama hayatta birşeyleri etiketlemek bu kadar tek boyutlu değil. Bir eylemi veya fikri veya kelimeyi bile alıp hazır kalıp bir değerlendirme mekanizması ile etiketleyebiliyoruz. Buna çok örnek verebilirim ama sadece subjektif tartışmalar yaratır. Ama şu şekilde özetleyebilirim: Gerçek dünya çok boyutludur. Birşeye sadece 1 boyutundan bakarsanız diğer boyutlarla olan ilişkisini kaçırırsınız. Mesela evren 10 boyutlu bir yapıda ise ve biz sadece 3 boyutunu görüyorsak, diğer boyutlardan yapılan bağlantıları göremeyiz ama onları yok saymamalıyız.
Şimdi bana diyeceksiniz, "bilgelik bilgiye dayalıdır ve ona güvenebiliriz dedin, bu durumda çıkarımlarına güvenmiş olmuyor musun?". Esasında biraz evet biraz hayır. Çıkarımlara güvenmiş oluyoruz ama bilgelik dediğimiz kavram sadece çıkarımlara değil genel çerçeveye bakabilmektir. İçinde hatalar veya tecrübeler de vardır ve açık fikirlilik ile beslenip büyür. Bu konuda biraz da ideali bulmaya çalışıyorum, siz kendiniz bilgi ve bilgelik nedir konusunda karar verebilirsiniz. Bilgelik biraz da geleceği tahmin edebilir belki. Bilgelik yargılama yapmaz, rehberlik eder.
O zaman tecrübe nedir? Ben tecrübe dediğimiz şeyi yok mu sayıyorum? Tabi ki hayır. Hatta bu psikolojik olarak ideal olmasa da, yaşadığınız hiçbir tecrübeyi unutmamanızı tavsiye ederim, iyi de olsa kötü de olsa. Tecrübelerle beraber yaşamanız gerektiğini söylemiyorum, bu sizi tıkanmaya götürür. Sadece unutmayın diyorum. Bu tecrübeler ile yeni öğrendiklerinizi beraber işleyeceksiniz ve oradan yeni şeyler öğreneceksiniz. Yani size bir fil hafızası gerek :) Tekrar belirteyim, bu hayat anlayışı bir insan beyni için çok fazla ama dediğim gibi genellikle özgüven ile analiz arasındaki dengeyi kurmaya çabalarsınız insan olarak.
Bilmemenin felsefesi benim hayatımda çok geniş yer tutar ve size de tavsiye ederim. Ama bunun gibi bir felsefeyi dikkatli uygulamak ve uçlara savurulmamak gerekir tabi. Fark ettiğiniz gibi bu yazı çoğunlukla felsefi. Size hayatınızı nasıl yaşayacağınızı direkt olarak söylemem çok saçma olur. Size hayatta karşınıza çıkan durumlarda rehberlik edemem. Size sadece açık fikirliliği derinlemesine yaşatan bir anlayış tarzı önerebilirim. Bilmediğini bilmek güçtür. Denge kurmak ise bir insan özelliğidir. Eleştirel düşünme de bir insan özelliğidir. O zaman neden siyah ve beyazların hayatınızı idame ettirmesini bekliyorsunuz? Neden gri renkleri veya diğer renklerin varlığının da farkına varmıyor ve kabul etmiyorsunuz? Bundan sonra seçimlerinizde daha dikkatli olacak mısınız? Bir sonraki yazıda görüşmek üzere :)
Bir yorum yazabilirsiniz