Rage-bait

Yakın zamanda yeni bir sosyal medya trendi olan "rage-bait" ile ilgili bir video izledim. Rage-bait nedir? Click-bait içerikler başlıkları ile dikkat çekmeye çalışan ama içeriği aslında farklı olan paylaşımlardır. Rage-bait ise başlığı veya içeriği ile öfke uyandırma ve etkileşim alma amacı taşıyan içeriklerdir. Dikkat ederseniz tartışmalı konu veya başlık değil, öfke uyandıran türden içerikten bahsediyorum. Çünkü tartışmalı içerikler zaten insanların hayatında uzun zamandır var. Hatta sansasyon yaratıp sizi ünlü de yapabilir. Ama şimdiki zamanlarda insanlar sosyal medyada bu içerik selinden yoruldukları için tartışmalı içerik sizi öne çıkarmıyor. Onun yerine öfkelendiren içeriğe başvuruyorlar. Bu yazıda da bu konuyu biraz daha detaylı inceleyeceğim. Chatgpt bu konda şöyle söyledi: "Clickbait gets you curious, rage-bait gets you furious". İyi söyledi vallahi...

Blogda sosyal medya ve etkileri ile ilgili yazılarım var. Tam olarak sosyal medya olmasa da öyle gibi davranan Linkedin ile bir yazım da var. Bugünlerde de "trend" olmanın çoğu insanın büyük amacı haline geldiğini de biliyoruz. Sosyal medya algoritmalarının da bütün bunlara sebep olup beslediğini biliyoruz. Çünkü her etkileşim paraya dönüşüyor. Ama son zamanlarda izlediğim videodaki kişinin söylediği gibi, benim de dikkatimi çeken birşey var. İnsanlar bilinçli olarak öfke uyandıracak şeyler paylaşıyorlar, hatta söyledikleri şeylere kendileri inanmasalar bile. Sadece tartışmalı bir fikri veya düşünceyi dile getirmiyorlar, daha fazlası, kötü olduğu düşünülen davranışı veya yanlış bilgiyi bilerek yayıyorlar. Bazıları sadece sinirlendirmek amaçlı paylaşım yapıyor belki ama sonuçta öfke uyandıran içerik olarak onların da zararlı olduğunu kabul edebiliriz. Bu davranış da daha çok etkileşim ve para getirsin diye benimseniyor tabi. Ama tartışmalı içerikten farklı olarak daha kötü sonuçları var bunun.

Öfkeyle sosyal medyada dolaşan, zararla buluşur

Öfke tehlikeli bir duygudur. Sizin algınızı ve izanınızı bozabilir. Yani bu öfke körükleyen kişilerin ilk hasarı size oluyor, kontrolü kaybediyorsunuz. Sizi kışkırtıyorlar veya damarınıza basmaya çalışıyorlar. Böylece verdiğiniz tepki de normal dışı veya kontrolsüz oluyor. Bir cevap yazmadan önce derin bir nefes alıp düşünmek gerekiyor. Bunu yapmazsanız saçma sapan bir video veya tweet üzerine öfke patlaması yaşayan ve zamanını ve beyin sağlığını harcayan bir grup insan oluşuyor. Hatta bazen de ileride pişman olacağını bir dijital ayak izi bırakmış oluyorsunuz.

Öfke uyandırıcı içerik karşısında kendinizi kontrol etseniz bile zamanla insanlığa karşı inancınızı da yitirebilirsiniz. Bu da depresif bir ruh haline götürür sizi. Düşünün: Her gün daha fazla insan aptalca saçma sapan öfkelendiren şeyleri paylaşmaya başlarsa, algoritmalar da bunları çok izleniyor diye öne çıkarırsa, bir gün bütün dünyanın bu gerizekalılardan oluştuğunu düşünmeye başlarsınız. Çünkü öfkelendiren içerik hafızanızda günlük veya eğlendirici içerikten daha kalıcı olur.

Ayrıca sürekli öfkelendirici içerikle karşılaşan insanlar psikolojik olarak yıpranır veya birbirlerine karşı da daha gergin olabilir. Dünya zaten olduğu hali ile çok problemli. Bu gerizekalı öfke simsarları da aslında insanlar arasındaki akl-ı selimi öldürüyorlar. Böylece insanlar da birbirlerinden daha çok ayrışıp kutuplaşabilir. Bir videonun altına yazılan öfkeli bir cevap başka birisi için aşağılayıcı sayılabilir. Bu gerçek hayatta da insanların birbirleri ile savaşmasına kadar uzayabilir.

Eğer öfke uyandırma amacı taşıyan içeriklerle etkileşime girmez, kendinizi kaybetmez ve onları paylaşmazsanız, kendi başlarına tehlikeli olamazlar, yada en azından gerilere düşebilirler. Ama olay burada kalmıyor. Saçma sapan bir içerik o konuda bilgisi olmayan bir başkası tarafından gerçek olarak algılanabiliyor. Bu da eğer iyi bir insansanız sizin omuzlarınıza sorumluluk yüklüyor. Tiktok 'ta, Instagram 'da, Youtube 'da veya Linkedin 'de o paylaşımın altına gerçekleri veya yararlı bilgiyi gösterme gereği duyuyorsunuz. Ama bu sefer de bu saçma paylaşımlar etkileşim aldı diye algoritmada üstlere çıkıyor ve paylaşan kişiye para kazandırıyor. O da gidip daha fazlasını yapacak güç buluyor. Bu durum şeytanla veya aptallıkla savaşmak gibi, yorucu ve biraz da anlamsız. Düşünsenize, günümüzde kötü şeylerle savaşmak bile onları besleyebiliyor.

Hep bu algoritmalar...

"Sosyal medya algoritmaları uzmanı olma" konusunda sıradaki trend 'in ne olacağını çok merak ediyorum. İlk zamanlarda sosyal medyada öne çıkmak için yaratıcılık gerekiyordu. Sonra bu sansasyon yaratan tartışmalı içeriklere dönüştü. Şimdilerde ise yazılı olmayan bir kural gibi öfke körükleyen toksik içeriklere yöneldiler. Bu yüzden de insanlar sosyal medyayı sınırlamaya veya tamamen bırakmaya doğru gidiyorlar. Bu da ironik değil mi? İnsanlar birbirleri ile daha çok etkileşime girebilecekleri bir ortam oluşturuyorlar, o ortan sayesinde birbirlerinin ne olduğunu görüp tanıyorlar, bu yüzden de o ortamdan uzak durmaya yöneliyorlar. Hepsi bir yana, bu öfke körükleyici içeriklerin kaybolacağını pek sanmıyorum. Sosyal medya patronlarının duyarlı olup bu içeriklere savaş açacağını hiç sanmıyorum. Daha çok klavye savaşının yaşandığı faydasız sosyal medyaya doğru gidiyoruz.

Ama bütün bunların bir iyi tarafı var. Ortada bir sürü toksik içerik pompalayıcısı varken insanlar aslında insanlığın en temel amacının iyi veya ideal olan şeyi bulmak olduğunu yeniden hatırlıyorlar. Oturduğumuz yerde oturmak gibi bir lüksümüz yok. Kötü olan şeyler genelde iyi olan şeylere karşı savaşıyor. Kötülük dağıtır, iyilik dağıtılır :) En azından yapabileceğimiz birşeyler var. Sosyal medyada ne gördüğünüzü siz kontrol edin, kimi takip ettiğinizi dikkatli biçimde kürasyon gibi oluşturun. Kafanıza girenleri veya kafanızdan geçenleri kontrol altında tutmuş olursunuz. Duygularınızla oynamak isteyenlerin olduğu ortamda en iyi cevap kendinizin ve karşınızdakinin farkında olmanızdır. En önemlisi de faydalı bulduğunuz içeriği paylaşın veya etkileşime girin ki onlar diğerlerini bastırabilsin. Bugünlerde bunları fark ediyor insanlar. Uygulamam WhoShares de size steril bir ortam sağlayabilir. Ama insanlar "neme lazım" da diyebilir. Size dokunmayan yılanlara eyvallah ederseniz, sonra pitona falan dönüşürler herhalde :D Bir sonraki yazıda görüşmek üzere :)


Bir yorum yazabilirsiniz