Evren Teorisi - Part 2

Evren teorisinin ilk yazısını okumadan bu yazıyı okumanız hiçbir anlam ifade etmeyecektir :) Bu yazıda özetini 1. yazıda sunduğum evren hipotezimi detaylandıracağım. Yazı çoğunlukla tezimi savunma havasında geçecek. Dünyaya ve evrene biraz felsefi yaklaşacağım.

Yaratıldık mı?

Bu soru dinler tarihinde cevabı evet olan ama insanlık tarihi boyunca tartışılmış bir sorudur. Bizler insan olarak bu evrende gördüğümüz şeylerin yaratılıp yaratılmadığını sorgular ve bunu ispatlayamayız. Bu yüzden inanmayı veya inanmamayı veya üzerinde felsefe yapmayı tercih ederiz. Benim inancıma göre evet bir şekilde var edildik. Ama nasılı konusunda hiçbir malumatım yok tabi ki :) Zaten evren teorim işin bu kısmını açıklamakla yükümlü değil. O zaman ben bir peygamber veya yarı tanrı gibi olurdum ki bu da akıl dışı zaten. Teorim şu aşamada sadece evren ve içindeki herşeyin bir şekilde yaratıldığını söylüyor. Peki önce şu soruyu soralım. Yaratılan bu evren ne?

Panpsişizm (panpsychism) nedir?

Bu kelimeyi her seferinde panpişizm diye okuyorum ve panpiş kelimesine gülüyorum :) Bu felsefi anlayışa göre evrende kolektif veya bireysel olarak bilinçler var. Yani evrenin tamamının kendince bir bilinci olabilir. Olayları ve bizi yönetiyor olabilir. Veya evrendeki her parçacığın kendi bilinci ve iradesi olabilir. Böylece Panpsişizm de kendi içinde bölümlere ayrılabiliyor. Bizim için bu kadarı yeterli.

Benim teorime göre evrende herşey ve hatta evrenin kendisi parçacıklardan oluşuyor. Bunu sadece felsefi olarak söylemiyorum, uzay boşluğunun bile boş olmadığını söyleyenler var. Bu kocaman evrende bizim açımızdan baktığımızda (ki bu bakış açısı önemli) herşey parçacıklardan ibaret.

Etrafınıza baktığınızda herşey yerli yerinde uslu uslu duruyor. Gözünüzle görüp anlamlandıramadığımız hiçbirşey yok. Bizim boyutumuzda herşey normal görünüyor. Fakat önceki yazıda bahsettiğim gibi kuantum ölçeklerinde işler biraz karmaşıklaşabiliyor. Sonuçta bir yerde bir şeyler anlamsızdan anlamlıya geçiyor olmalı. Aksi takdirde şu anda oturduğunuz sandalye tek parça halinde bile kalamazdı.

İşte bu anlamsızdan anlamlıya geçiş, aslında evrende parçacık dediğimiz şeylerin bir görünüşüdür diyebilirim. Hani boyut olayından bahsetmiştik. Bence evrende gördüğümüz herşey, üst boyuttaki bir yaratığın (belki de 4. boyutta ve 5. veya 6 veya 12) bizim 3 boyutumuza yansımış halidir. Bu boyuttaki görüntüsüdür. Bu yüzden de diğer boyuttaki bilgilerine biz ulaşamayız. Sadece gördüğümüz ile yetinebiliriz. Gördüğümüzü anlamlandırabiliriz. Bir nevi hologram gibi.

Bu hologramımsı 3 boyutta bu parçacıklara artık yaratık diyeceğim. Tabi ki yaratık dediğim zaman tanrının yarattığını ve belli bir davranışlarının olduğunu da söyleyeceğim. Çünkü fizik bize parçacıkların davranış gösterdiğini ispat ediyor. Parçacıkları bilinçli gibi düşündük ve panpsişist olduk. O zaman soru şu: Bu yaratıkların kendi iradesi var mı? Şimdilik bu soruyu en sonra saklayalım. İrade demeden önce sorumluluk kavramına bir bakalım. Özetle ne dedik? Evren dediğimiz çok sayıda yaratığın bu boyutta yansıması ile oluşmaktadır.

Sorumluluk nedir

İnsanoğlu tanrının kendini yarattığına inandığında doğal olarak bir sorumluluk yüklendiğine de inanır. Tanrı olmasa bile davranışlarımızdan sorumlu tutulacağımızı düşünenler de çok. Tabi ki ben de bizim belli bir sorumluluğumuz olduğuna inanıyorum. Buna din öğretisi bağlamında inanıyorum. Fakat fiziksel açıdan baktığımızda da davranışlarımızın ve eylemlerimizin çeşitli sonuçlara yol açtığı aşikârdır. Bu sonuçlara sirayet ettirebilmek beraberinde sorumluluk getirir.

Örneğin birinin yüzüne tokat atarsanız canını acıtırsınız. Bunu bilmek için tanrı inancına ihtiyacınız yoktur. Fakat aslında kontrolümüz altındaki bazı yaratıklarla bazı eylemler gerçekleştirir ve sonuçlar alırız bence. İşte bizler bize verilmiş olan sorumluluğu kullanırız. Belki de sorumsuzca kullanırız. Sonunda eylemlerimiz inkar edilemeyecek bir kayıt bırakır bu yaratıkların kendi geçmişinde. Siz diliniz ile inkar etseniz bile eliniz tokat atmak için kullanıldığını ifade edebilir. Evet, burası felsefe ile fiziği harmanladığımız yer.

Sonuçta tanrının bize verdiği sorumluluğu belli bir şekilde kullanmış oluruz ve davranışlarımızdan sorumlu tutuluruz. Zaten tanrıya inanan bir insan yaptığı herşeyden bir şekilde hesaba çekileceğine de inanır genelde. Bu hesap ise bizim kendi ifademizden çok daha güvenilir olan bu yaratıklar vasıtası ile gerçekleşiyor olamaz mı?

Bu noktada bizim irademiz yok mu veya bizim neden irademiz var veya irade nedir gibi sorular sorulacaktır. Hadi soralım.

İrade ve kader nedir?

Madem sorumluluğumuz var o zaman irademiz de olmalı değil mi? Aksi takdirde herşeyi önceden yazmış olan garip bir tanrımız olurdu. Kaderimiz baştan yazılmış ve iradesiz olurduk.

İrade kavramını 2 şekilde düşünebiliriz. Küçük irade ve büyük irade (Cüzi ve külli irade de derler). Küçük irade bizim bu yaratıklar üzerinde yani bu beden üzerindeki irademizdir. Biz kimiz sorusuna da geleceğiz merak etmeyiniz. Küçük irademiz sayesinde bir kısmı kontrolümüz altında olan beyin fonksiyonlarımızı yönetiyoruz bence. Çünkü sadece su, şeker, yağ gibi şeylerden oluşan bir beyinden bu kadar kompleks ve katmanlı bir bilinç çıkabilmesi hala bilim tarafından açıklanabilmiş değil. Tabi ki evrende bizlerin sadece kukla gibi varlıklar olduğumuzu düşünenler de var. Yaptığımız şeylerin evrendeki bazı parçacıkların kendi kendine ortaya çıkardığı sonuçlar olduğuna inanıyorlar. Ama bu sefer bir önceki sorumluluk başlığı çok karışır ve insanlar yaptıklarından sorumluluk kabul etmezler. Evren yaptırdı derler. Bizim irademiz beynimizi ve bedenimizi kontrol altına alabilmektedir.

Bizim irademizi bize veren tanrıdır. Evrendeki bütün yaratıklar yaratıldıktan sonra bir kısmı bizim direkt olarak emrimize verilmiştir bana göre. Diğerleri ise fizik kuralları dediğimiz kurallar altında belli davranışları kendi kurallarınca göstermektedirler. Fakat unutmayınız, onların boyutlarındaki bilgilerin hepsine değil sadece yansımalarına aşinayız.

Büyük irade ise bizim zaman olarak algıladığımız şeydir. Zaman ile ilgili bir blog yazımda, zaman geriye gidiyor olsa bunu anlayamazdık belki demiştim. Çünkü zaman bizim olayları algılayışımızdaki sürekliliktir. Hatta zamanla ilgili şöyle bir örnek de vereyim. Uzayın kapkaranlık boşluğunda hiçbir ışık ve ses yokken, kalp atışlarınız da olmasa belki de zamanın durduğunu hissedebilirsiniz. Sadece düşünceleriniz var olur ama onlar da zaman hissettirmez. Yani olaylar olmadan zaman algımız olmayacaktır. Zaman bir yanılsamadır.

Peki zaman nasıl büyük irade oluyor? Zaman, tanrının yarattığı herşeye saniyede belki de trilyonlarca kere tekrar ol demesidir. Olayların arka arkaya olma ve devam etme iradesi göstermesidir. Bunun dışına insan olarak biz çıkamayız. Hatta bunu insan olarak durduramayız da. Herşey saniyede çok defa (ki bu sayı nedir diye bir sonraki yazıda soracağım) iradesi ölçüsünde tecelli eder.

Peki kader nedir? Tanrının yarattığı varlığın çeşitli şekillerde ve zamanlarda karşımıza çıkıyor oluşudur. Bana sorarsanız en baştan çizilmiş belli bir kaderimiz bulunmuyor ve bize verilen zaman içerisinde belli testlere tabii tutuluyoruz. Bu durumda tanrı inancına göre, tanrı senin en sonunda varacağın noktayı bilmiyor mu, tanrının bilemediği birşey mümkün mü diye sorulabilir. Bu sorunun cevabı bende yok :) Ama bizim açımızdan bakıldığında şu veya bu şekilde karşımıza olgular geliyor ve bu süreğenlik kader olarak görünüyor.

Şimdi durum şu: Evrende yaratılmışlar var. Bunlar her saniyede çok defa belli ölçülerde belli davranışlar gösteriyorlar. Bazıları ise insan denilen varlığın kontrolünde. O zaman sıradaki sorumuz şu: İnsan nedir?

Biz neyiz?

Hatta önce 2 soru daha sorayım: Düşünce ve his nedir? His biraz mistik birşeydir. Beyindeki kimyasallarla açıklanabilir mi bilemem. Ama dediğim yaratıkların küçük de olsa bizim irademizdekiler ile etkileşime geçmesi sonucunda bazı hislerimizin uyandığını düşünebilirim. Düşünceler ise çoğunlukla beyin fonksiyonları ile açıklanabiliyor. Ama beyin fonksiyonu dediğimiz şey zaten bizim irademize verilmiş olan yaratıklara yaptırdıklarımızdan ibarettir bence. Zaten Descartes 'ın görüşüne harfi harfine katılıyorum. Madde ve ruh bir şekilde beyinde tecelli ediyor. Bunun nasıl işlediğini bilemiyoruz, tanrı biliyor :)

Sahi biz kimiz, yada neyiz? Sadece maddeden ibaret olmadığımıza inanıyorum. Ruhlarımızın bir şekilde tanrı tarafından var edildiğine inanıyorum. Fakat burada biz neden var edildik sorusunun cevabını bilmiyorum. Zaten açıklayamadığım en büyük 2 sorudan birisi bu. Neyse dönelim bize. Evren yaratılmadan önce tanrı insanı yarattığında diğer yarattıklarından daha fazla irade ve sorumluluk vermiş sanırım. Bu durumda şeytan buna isyan etmiş ve yaratılan bu ruhlar ile eşit olduğunu ve onların üzerinde etki kurabileceğini iddia etmiş. Bu da bizi şimdiki evrene getirmiş. Tanrı belli bir süre ile bizim emrimize bazı yaratıkları tayin etmiş.

Bu yaratıklar ile yaptıklarımız sonucunda sorgulanacağımız geçmişimiz oluşabilir. Tanrının bize her saniye neredeyse sayısız defa verdiği şansı nasıl kullandık sorusu bize sorulacaktır bir gün. Sorumluluğumuz ve irademiz ile bir sonuca ulaşacağız. Sonrası inancınıza kalmış. Cennet ile ödüllendirilmek veya cehennem ile cezalandırılmak gibi... Ama bu konuda da bir açıklayamadığım 2. soru geliyor. Tanrı sonsuz ise insanoğlu cennet veya cehennemde nasıl sonsuz kalabiliyor? Biz sonsuz yaratıklar olma özelliğine mi eriştirildik? Sonsuzluk tanrıya has bir olgu değil midir? Neyse dağıtmayayım.

Ruh konusunda ilgimi çeken bir deney var. 21 gram deneyi. Bu deney, insan öldüğünde vücudundan 21 gram eksilir gibi bir önermeye gidiyor ama tam olarak test edilmiş değil. Aslında bunu neden detaylı test etmiyorlar anlamıyorum. Öldüğümüz anda gerçekten belli bir kütle kaybına uğruyor muyuz? Bence cevap evet olmalı.

Şimdi işin fiziğe doğru bağlanacağı noktaya yani can alıcı detayına geliyoruz. Şeytan detaylarda gizlidir derler ya işte o nokta. Bu kadar irade ve sorumluluğumuz varsa bizi yanlış şeyler yapmaya sevk eden ve test edilmemize yol açan şey nedir? Şeytandır. Yada Descartes 'ın cinidir. Şimdi şeytan nedir sorusuna biraz daha anlamlı bir cevap verebiliriz.

Şeytan ayrıntıda gizlidir

Evrendeki yaratıkların kendi iradesi var mı diye bir soru sormuştum ve cevabı sona saklamıştım. İnsanın iradesinin olduğunu biliyoruz. Ama bence evrendeki yaratıkların kendi iradeleri bulunmuyor. Onlar sadece tanrının onlara verdiği güç çerçevesinde belli durumlarda olabiliyorlar. Aslında tıpkı bir insan topluluğu gibi. Hepsinin kendi kendine bir görevi ve düzeni var. Tekrar tekrar, saniyede sayısızca bunu tekrar ediyorlar. Sorgulamadan ve herhangi bir sapma olmadan.

Buraya kadar geldiğimizde insan neden kötülük yapsın ki diye sorabiliriz. İşte kötülük şeytan ile geliyor. Şeytan, isyan ettikten sonra kendi iradesi altına yaratıklar ve hatta bütün evren verilmiş bir yaratıktır. İnsan sadece kendi zihni veya bedeni ile meşgul iken, şeytan bizim dışımızdaki bütün yaratıklar üzerinde iradeye sahiptir. Bu da bizim zihnimizde kötü düşüncelerin peyda olmasına sebep olmaktadır. Fakat biz insanlar şeytanın bize gösterdiği kötülüğü yapmamayı tercih etme iradesine sahibiz. Descartes 'ın cininden bir adım öteye gidiyoruz yani.

O zaman sistem mantıklı bir şekilde oturuyor. Hatta tanrı inancına sahip olmasanız bile bir çerçeve ile açıklanabiliyor. Evrende başka boyutlarda yaratıklar var. Bunlar kendi kendilerine belli kurallara göre hareket ediyorlar. Bu boyutlarda başka bir yaratık olan şeytan ise bunlara etki edebiliyor. Bu tanrının iyi ve kötüyü yaratıp evreni başlatması gibi bir durum. Bizler ise yine benzer boyuttan bu boyuta hapsolmuş şekilde bedenimizi idare ediyoruz. Bir şekilde şeytan dediğimiz yapıya karşı kendi irademizi yönetiyoruz. Tanrıya inanmak ve aynı zamanda irade kavramını evren içerisinde açıklamak bu şekilde mümkün oluyor.

Bu şekilde felsefi açıdan teorimi açıklamış oldum epeyce. Size belki garip gelecek ama teorimi şeytan dediğim bir boyut ile hem felsefeye hemde kuantum fiziğine bağlamış oluyorum. Bir yandan irademiz test ediliyor, bir yandan da bir aslında kuantum alemindeki gizemler ortadan kalkıyor. Ama bir sonraki fiziksel anlatım yazısına geçmeden önce bir başlığa daha dikkat çekmem gerekiyor. Tek evren mi var yoksa çoklu evrenler mi sorusu.

Tek evren mi, çok evren mi?

Günümüzde çok popüler bir kavram var. O da multiverse, yani çoklu evrenler teorisi. Bu teoriye göre evrendeki her parçacığın her türlü konfigürasyonu yada permütasyonu bir yerlerde mevcut olabiliyor. Yada başka bir bakış açısına göre aldığımız her kararda yeni bir evren yaratılıyor ve oraya dallanıyoruz. Bunların detayları eski yazılarımda mevcut. Ama burada bahsedeceğim sorun felsefi olacak.

Eğer başka evrenlerde şu anda başka Numan 'lar varsa bunların hangisi sorumlu tutulacak? Ben bu evrende iyi bir insan isem ama başka evrende kötü olabilecek şekilde 2,3,4,5... çok sayıda tekrar mı yaratılıyorum. Bence bu saçma bir düşünce. Bu yüzden aynı anda bütün evren kombinasyonlarının var olduğunu hiç sanmıyorum.

Ama diğer görüşe göre verdiğimiz her kararda evren tekrar oldurulduğunda biz olası başka bir konfigürasyona atlatılıyoruz. Bu bana daha mantıklı geliyor. Bizler burada hapsolmuş varlıklarız. Bir havuzda suyun içinde elinizi havada olduğu kadar hızlı hareket ettiremezsiniz. Bu evren de aslında bir tür duraksama anı gibi. Tek bir evren var ve tekrar tekrar var ediliyorken bizler bunu zaman olarak algılıyoruz. Sadece bir hologramı deneyimliyoruz.

Özetle

Evren yaratıklardan oluşur. Bu yaratıkların bir kısmı bizim emrimizdedir. Şeytan bu yaratıklara çeşitli etkiler yaparak bizim davranışlarımızı etkilemeye çalışır. Bu şekilde yaptıklarımızdan irademiz ile sorumlu tutuluruz. Bu döngü tekrar tekrar tezahür eder. Şu aşamada herşeye çok mistik baktığımı düşünüyorsunuzdur.

Tabi ki fizik konusunda da açıklamalarım ve sorulara bazı cevaplarım var. 3 yıl boyunca sadece felsefeye kafa yormadım. Konunun fizik ile alakalı kısmı sıradaki yazıda olacak. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere :)


Bir yorum yazabilirsiniz