Evren Teorisi - Part 3

Evren ile ilgili teorimin 3. yazısına hoş geldiniz. Bir şekilde yolunuz buraya düştü ise birinci ve ikinci yazıları okumadan devam etmemeniz gerektiğini belirtmeliyim. İlk 2 yazıda neden evren ile ilgili bir teori geliştirdiğimi ve bunun mantığa nasıl uyumlu hale geldiğini anlatmaya çalıştım. Bu 2 yazı sonucunda bütün teorimin mistik anlayışlar üzerine kurulu olduğunu düşünebilirsiniz. Bu yazıda ise fikirlerimin fiziki dünyadaki kurallarla olan ilişkilerini de irdelemeye çalışıyor olacağım. Biraz fizik bilgisi gerektiren bir yazı olacak ama bazı konseptleri yeri geldiğinde açıklayacağım.

Önceki yazıların özeti ile başlayayım. Görüşüme göre evren yaratıklardan oluşur. Bu yaratıkların bir kısmı bizim emrimizdedir. Şeytan bu yaratıklara çeşitli etkiler yaparak bizim davranışlarımızı etkilemeye çalışır. Bu şekilde yaptıklarımızdan irademiz ile sorumlu tutuluruz. Bu döngü tekrar tekrar tezahür eder.

Evren konusunda bir düşünce geliştiriyorsanız bilinen test edilmiş durumlara ve kurallara da bazı açıklamalar getirmeniz de gerekir (descriptive). Ayrıca bu noktadan sonra yapılabilecek olan belli testler ve sonuçlar da öneriyor olmanız gerekir (predictive). Kendi adıma benim bu seviyede matematik bilgim yok ama kuantum fiziğinin temelinde yatan Schrödinger denklemini ve Einstein 'ın genel görecelilik denklemini anlayabiliyorum. Bu yazıda yeni matematiksel önermelerde bulunamayacağım ama matematiğe uyarlanabilir bir bakış açısı sunmaya çalışacağım. Bu sayede birileri çıkıp önerdiğim sistemi denklemlerle bir altyapıya oturtur umarım :)

Şimdi başlık başlık bakalım. Evrende var olduğu bilinen ve bazıları ispatlanmış bazıları ispatlanmamış olgular ile ilgili benim teorimin bakış açısından neler söyleyebiliriz.

Multiverse (Çoklu evren)

Bu konuyu bir önceki yazıda kısaca yazmıştım. Benim teorime göre aynı anda birden fazla evren mevcut değil. Aynı evren her seferinde baştan meydana geliyor. Bu meydana geliş bizim açımızdan sıfırdan yaratılmak ile eşdeğer. Yani evren her an gözlemlendiğinde bu anlar arasında süreklilik bulunmuyor. Bir şekilde her bir an bütün evren baştan yaratılmış gibi oluyor. Tabi ki bu devamlılık, bilinen evren kurallarının devamlılığı ile oluyor. Evrenin parçacıklardan oluştuğunu söylemiştim. Bu parçacıklar kendi davranışlarını sürekli tekrar ettikleri sürece biz bunu zaman ve evren olarak algılıyoruz. Bu ikisini Einstein bir olarak düşünüyor ve Uzay-Zaman (spacetime) kavramını öne sürüyor.

Evrende belli bir hız limiti var, o da ışık hızı. Evren içinde hiçbirşey ışık hızından hızlı hareket edemiyor. Fiziksel olarak o hızı geçmek için sonsuza yakınsayan bir enerji gerekiyor. Bu sınırın neden var olduğu veya saniyede 299792458 metre olduğu ile ilgili bir yorumum yok. Tanrı öyle istemiş :) Tabi ki Maxwell formülüne göre çıkarım yapılarak ışık hızı bulunabiliyor. Evrende böyle başka sabit değerler de var. Hatta bu sabit değerlere de Fine Tuning Problem deniyor. Yani özel ayarlanmış sayılar sorunsalı.

Bu evrende maksimum hız, minimum zaman veya mekan gibi sanırım 10 kadar sabit değer var. Bu değerler çeşitli formüllerle bulunabiliyor ve ayrıca test edilebiliyor. Tanrı evreni bu sabitlerle yaratmasa idi insanların yaşaması mümkün olmayabilirdi. Zaten tanrıyı savunanların kullandığı argümanlardan birisi de bu sabitlerin varlığı ve uyumluluğudur. Zar atma örneğimizi hatırlayın burada. Ben de tanrının evrende insanların hüküm sürebilmesi için belli bir düzen yarattığını düşünüyorum ama bunu fizik ile değil mantık ile açıklayabiliyorum. O yüzden tekrar dönelim fizik konularına.

Size evrenin her saniye tekrar tekrar ve çok sayıda gerçeklendiğini yani oldurulduğunu söylemiştim. Bu sayı biraz kritik ama sayının ne olduğu konusunda bir fikirden öte görüş sunamıyorum. Planck zamanı denilen bir zaman birimi var. Saniyenin 10 üzeri 44 'te biri gibi bir değer. Evrende hiçbirşey bu süreden daha kısa sürede gerçekleşemez. Belki de evrenimizin frekansı budur. Birazdan bu frekansa da değineceğim.

Big Bang

Her ne kadar "big bang" teorisi büyük patlama olarak düşünülse de aslında burada patlayan birşey yok. Evrenin kendiliğinden genişlediğini (kara enerji başlığı aşağıda) fark eden bilim insanları, evrenin başlangıç noktasında küçük bir noktadan ibaret olduğunu ve sonra genişleyerek günümüzdeki konumuna geldiğini söylüyorlar. Burada enteresan sorular karşımıza çıkıyor. Evrenin dışında ne var? Evrenden önce ne vardı? Bu soruların cevabı felsefi olarak tanrıya bağlanabilir belki. Ama fiziki olarak cevaplanması pek mümkün görünmüyor. Çünkü bildiğimiz ve yapabildiğimiz herşey bu evrenin sınırları içerisinde kalıyor, dışına çıkamıyor.

Başka bir deyişle, evrenin işleyişi hakkında bir fikriniz olsa bile, sütlü kahve örneği gibi, evrenden önce ne vardı veya evren dışında ne var sorusuna cevap veremiyorsunuz. Bu en temelden imkansız oluyor. İnanç bağlamında evrenden önce diye bir kavram yoktur çünkü tanrı vardır ve onun öncesi sonrası yoktur diye düşünebilirsiniz. Benim düşüncem de biraz böyle ama fiziksel bir düşünce değil. Boyutlar o sırada başladı demeye çalışıyorum. Not olarak belirteyim, bu evrende evrenin kendisi dahil hiçbir şeyin sonsuz olmadığını ve sınırlı olduğunu düşünüyorum ama ispatlayamam :)

Evrenin dışı dediğimizde konunun üst boyutlara geçtiğini söyleyebilirim. Zaman ve mekan kavramının bizim açımızdan bir yansıma veya yanılsama olduğu düşünerek, o tarafta bizim farkına varamadığımız boyutların hüküm sürdüğünü ama bunların fiziksel olarak çıkarımlanabileceğini söyleyebilirim.

Tabi ki evren neden başladı sorusuna cevap veremem. Burada mantıksal olarak ilişki kuramam, sadece tanrı şeytanın isyanı karşısında bizi teste tabi tutuyor diyebilirim. Matematiksel sebep sonuç ilişkisi kurmak için ise bildiğim matematikten milyon kat fazlasını bilmem gerekir. Ama belki de evrenin başlangıcını 2 veya daha fazla boyutun etkileşimi olarak düşünebiliriz. Üst boyutların birbiri ile çarpışması gibi de modellenebilir. Evrenin başlangıcı benim tıkandığım noktalardan birisi. Neil Turok 'un bu konuda benden çok daha önce benzer bir fikri vardı.

Zaman

Evrenin kendisini veya başlangıcını açıklarken aklımıza gelecek ilk sorulardan birisi zaman nedir sorusu olur. Evrenin başlangıcında bizim zaman olarak algıladığımız süreklilik başlamıştır. Bir şekilde zaman boyutunu veya algısını çıkararak üst boyutlara erişebiliriz. En üst boyutta tanrı tarafında zamandan bahsedersek başı ve kısıtları olduğunu söylemek zorunda kalırız ve bu tanrı inancı ile çelişir. Alt katmanlara indikçe (belki de 7 katman) başka yaratıklar için de zaman algısı mümkün olabilir. Veya belki de zaman algısı olan tek varlık biz insanlarızdır. Hayvanların bizim gibi sürekliliğe dayalı zaman algıları var mıdır merak ediyorum.

Zaman kavramını uzay-zaman içinde bir parça olarak düşünebiliyoruz. Kütle çekimi arttığında, mesela kara deliklere yakın yerlerde, zaman yavaşlıyor. Bu demek değil ki oradaki olaylar yani tanrının boyutunda gerçekleşen olaylar yavaşlıyor. Aslında sadece oradaki sürekliliğin bize ulaşması daha uzun sürüyor. Kalabalık bir caddede yavaş yavaş ilerleyebildiğimiz gibi. Oradaki sebep sonuç ilişkilerini ve olayları almamız için çokça madde ile etkileşimden geçmesi gerekiyor.

Evrenin her tarafında evrensel zaman kavramı saniyede çokça defa evrenin yenilenmesidir. Aynı bir film izlemek gibi. Filmin kareleri art arda gelir ve bir bunu süreklilik olarak algılarız. Sürekliliği idrak edebildiğimiz sürece de zamanı algılarız. Duyu organlarımızdan gözlerimiz birşeyler farklılık gösterdiğinde tetiklenir. Aynı yere sürekli bakınca gözünüz birşey görmez olur. Bu da bana zamanla birşeylerin değişmesi ile zamanı ancak gözümüz ile görerek fark ettiğimizi düşündürür. Belki de zaman entropidir.

Benim teorimin can alıcı sorularından birisi budur. Evrenin frekansı nedir? Bu zaman kavramının belki de planck zamanı kadar veya daha hızlı olduğunu düşünebilirim. Fakat evrenin dışındaki boyutlarda bu planck zamanı sınırından bahsedemeyeceğimiz için, zamanın daha hızlı aktığını, evrenin daha hızlı bir şekilde yenilendiğini düşünebiliriz. Bu bir nevi evrenin bize sunduğu bir kısıt gibidir aslında. Hiçbirşeyi yaratan taraf kadar hızlı gözlemleyemezsin. Yani saniyede 10 üzeri 45 film karesi elde edemezsin. Bu biraz spekülasyon tabi.

Zaman dursa fark etmeyiz mesela. Bir şekilde üst boyutlarda (matrix 'te :P) bir sorun oluşsa ve biz belli bir süre yenilenmeyen bir evrende var olsak bunu fark etmezdik sanırım. Herşey, yani evrenin fiziksel kuralları kaldığı yerden devam ederdi ve biz de hiçbirşey olmamış gibi zihnimize ve bedenimize hükmetmeye devam ederdik.

Hatta daha fantastik birşey söyleyeyim. Zamanın başlangıcı ve bütün evren birkaç dakika önce başlamış olsa bunu da kanıtlayamayız. Aklınızdaki bütün bilgiler nöronların bağlantıları ile ifade edilebiliyor. Bildiğiniz herşeyin kafanızın içinde birkaç dakika önce oluştuğunu ve evrenin birkaç dakika önce şu anki durumu ile yaratıldığını iddia etsem, aksini kimse ispat edemez. İşte benim teorimin garip çıkarımlarından birisi budur. Evren içinde kurallar işletir ve biz bunlara dahil oluruz, burada hapsoluruz. Fakat evrenin kendisi o kurallardan farklı kurallara tabii olabilir.

Çekim kuvveti ve kara delikler

Bu iki kavram da günümüzde inkar edemeyeceğimiz kavramlar. Bu kavramlar ile ilgili bakış açısı Einstein 'ın uzay zaman modeline dayanıyor ve birçok durumu başarılı bir şekilde açıklayabiliyor. Fakat kara deliklerin merkezinde ne olduğuna veya çok küçük ölçeklerde çekim kuvvetinin nasıl gerçekleştiğine dair çıkarımlarda bulunamıyor. Bu durumda çeşitli hipotezler ortaya atılıyor. Bunlardan birisi Loop Quantum Gravity teorisidir. Bu başlık da aşağıda yer alıyor.

Benim teorime göre baktığımızda şunu akılda tutmak gerekiyor. Bu evrende hologram gibi bir yansımaya şahit oluyoruz. Yani parçacıkların esas özelliklerini değil yansımalarını biliyoruz. Bazı özellikleri kaybolmuş oluyor bizim tarafımızdan bakınca. Bu yüzden bilinen denklemlere belki yeni değişkenler eklenmesi gerekebilir. Zaten kuantum fiziği yaklaşımlarında gizli değişken (hidden variable) denilen şeyler vardır. Bu gizli değişkenleri biz deneyimlemiyoruz ama onlar deneyimlerimiz üzerinde etki ediyorlar. Ben bu taraftayım.

Çekim kuvveti nedir diye sorduğumuzda sanırım Higgs alanı ile çok ilintili görünüyor. Higgs alanının da parçacıklardan oluşup oluşmadığından emin değilim ama evren kurallarına göre o alanda da parçacıkların var olduğunu düşünebilirim. Zaten bu gibi düşünceler beni adından bahsettiğim Loop Quantum Gravity teorisine doğru götürür. Çekim kuvveti günümüzde açıklanması en zor olan konudur. Elektromanyetizma ve nükleer kuvvetler açıklanabilmektedir. Benim de çekim kuvveti konusundaki görüşüm sınırlı.

Benim teorime göre kara deliklerin merkezinde maddenin başka bir hali var olabilir. Sonsuzluğa giden veya evrenin başka bir noktasına açılan bir pencere yerine, henüz gizli değişkenlerini bilmediğimiz yeni bir madde olabilir. Maddeyi kara delik içerisinde (Interstellar 'da olduğu gibi) gözlemleyemiyoruz ve o andaki durumunu bilemiyoruz. O basınç altında neden başka özellikleri ortaya çıkmasın? Kömür basınç alınta elmasa dönüşür ya. Tabi burası biraz spekülasyon. Ama koca Einstein bile görecelilik denklemine evren ile ilgili bir değişken ekliyor yeri geldiğinde. Bunu sıradaki başlıkla açıklayayım.

Karanlık madde, karanlık enerji

Einstein 'ın görecelilik denkleminde kozmolojik sabit denilen bir sabit var. Bu sabit sayının gerekliliği Einstein denklemi yazdıktan sonra ortaya çıkıyor. Çünkü evrenin genişlediğini görüyorlar ve hatta bu genişlemenin hızlandığını söylüyorlar. Bu yüzden, kütle çekim kuvvetini ve uzay zamanı tasvir eden bu denkleme bu kozmolojik sabit eklenmek zorunda kalınıyor. Bu durumda evrendeki galaksilerin ve yörüngelerin nasıl hareket ettiği büyük ölçüde açıklanabiliyor. Evreni genişleten güce ise şu anda Dark Energy yani ne olduğu bilinmeyen enerji deniyor.

Hatta bu enerjinin çok garip bir yansıması daha var. Evren ışık hızından daha hızlı genişliyor. Normalde evrende ışık hızından daha hızlı hareket edemiyoruz. Ama evrenin kendisi dışardan bakıldığında bu kurala tabii değil görünüşe göre. Evrendeki en uzak noktalar bizden ışık hızından daha hızlı bir biçimde uzaklaşıyor ve biz onları hiçbir zaman göremeyeceğiz. Çünkü ışık bize ulaşamayacak, geride kalacak. Evrendeki gariplikler bununla da sınırlı kalmıyor. Daha sonra bir eksik daha fark ediliyor.

Galaksilerin kendi içinde anlamsız hızlarda hareket ettiğini fark ediyorlar. Galaksilerin içinde bir şekilde onları tek parça halinde tutmaya yetmeyecek kadar az madde olduğunu görüyorlar. Bu yüzden galaksi içerisinde var olan ama test edilemeyen ve etkileşime girilemeyen Dark Matter yani ne olduğu bilinmeyen madde kavramını öne sürüyorlar. Beni mistisizm ile suçlamadan önce bilim dünyasında da bazı mistik şeylerin olduğunu bilin istedim :)

Benim teorime göre bu ikisinin açıklaması çok basit. Kara madde denilen madde sadece daha az etkileşime giren bir parçacık yani yaratıktan ibaret. Kara enerji dediğimiz şey ise bir enerji değil aslında evrende daha çok tespit edilemeyen varlığın var olmasıdır. Bu bir akvaryum gibi düşünülebilir. İçine su basarsınız ve evreniniz her yandan genişler. Kara enerji evreni genişletse de yoğunluğu azalmaz ve evren dokusunu inceltmez. Dediğim gibi sadece daha fazla yaratığımız var. Peki bu genişleme neden hızlanır? Belki de yer yüzündeki her insan için belli sayılarda yaratıklar yaratılmaktadır diye spekülasyon yapılabilir. Bizim nüfusumuz da hızla artıyor ya :)

Holografik evren

Hologram teknolojisi bir cismin özelliklerini başka bir ortamda başka bir düzlemde yansıtma işlemidir. Bir nevi sinema ekranı gibi. Bizim evrenimiz de buna benziyor bence. Üst boyutlarda belli olguların bu boyutlarda belli yansımaları oluyor. Bu yüzden çekim kuvveti gibi bazı olguları çok güzel açıklayan denklemlerin hatasının bu boyutları yok sayması olduğunu düşünüyorum. Ne demek istiyorum:

Evrenimizdeki bazı denklemler 4 boyuttan 3 'e veya 5 boyuttan 4 'e düşecek şekilde düşünülmeli. Belki de daha fazla boyuttan da olabilir. Einstein 4 boyutlu düşünüyor ama 5. boyuttan bazı özellikleri süzülerek gelecek şekilde düşünülmesi gerekiyor sanki. Burada Einstein 'dan daha zeki olduğumu söylemiyorum. Zaten Sicim teorisi denilen bir teori bu üst boyutlarla ilgileniyor. Birileri de bunları bir araya getirmeye çalışıyor. Bu ikisinin bir boyut kaybı ile bir araya gelmesi gerektiğini düşünüyorum. Sinemaya gidersiniz ve 3 boyutlu filmi perdede 2 boyutlu görürsünüz. Bu mantığın bu denklemlerde var olması gerekiyor.

Kuantum dalga fonksiyonu, kuantum dalgalanmaları, dolanıklık

Bu kavramlar üzerinde kafa yorarken evren teorimi oluşturdum diyebilirim. Kuantum dalga fonksiyonu basitçe bir olasılık fonksiyonudur. Evrende bir parçacık bir anda birden fazla yerde olabilir gibi davranır ama gözlemlendiğinde kesin olarak sadece 1 noktada var olur. Burada gözlem yapıldığında gerçekliğin belirlenmesi gibi bir durum oluşur. Bu yüzden bu kadar bulanık bir kuantum dünyasından nasıl bu kadar tutarlı bir evren oluşur sorusu da gündemimizdedir.

Kuantum dalgalanmaları (quantum fluctuations) kavram ise boşlukta yani maddenin olmadığı yerde, mesela uzay boşluğu gibi, küçük kuantum parçacıklarının belirip yok olmasını ifade eder. Buradaki en can alıcı nokta bu parçacıkların bir anda var olup yok oluyor gibi görünmeleridir. Amma lakin ki, öyle değildir :)

Kuantum dolanıklık ise daha önceki yazıda belirttiğim bilardo masası örneği gibidir. Ama burada başka bir örnek vereyim. Elinizde bir çift eldiven var ve birisi sağ birisi sol ele ait. Bunları iki farklı çantaya koyuyorsunuz ve birini ülkenin öteki ucuna yolluyorsunuz. Ülkenin öteki ucundaki bir kişi çantayı açtığı anda hangi eldiveni görürse diğerinin de hangi eldiven olduğunu bilebiliyor. Sağ ise diğeri sol, sol ise diğeri sağ eldivendir. Bu durumda bilgi ışık hızından hızlı mı gitmiş oluyor yoksa zaten eldiven çiftinin var olduğunu bildiğiniz için diğer eldiveni de otomatik olarak mı biliyorsunuz. Bilim adamları bunun ışıktan hızlı transfer olduğunu söylüyorlar. Ama bence hangisinin doğru olduğu önemsizdir. İkisi de aynı şeydir.

Şimdi bu kavramlarla ilgili kendi bakış açımı yazayım. Kuantum dalga fonksiyonuna bakınca her parçacığın belirsiz bir noktada olması gerekiyor olması lazım. Buradaki belirsizlik parçacığın yani yaratığın ne yapacağını veya nerede olacağını kendisinin de bilmemesinden kaynaklanıyor olamaz mı? Yani evrendeki her küçük yaratığın herhangi bir anda bir noktada veya bir durumda olup olmaması durumu, bir üst boyuttaki etkileşimi ile (şeytan dedik buna) meydana geliyor olamaz mı? Burada da bir üst boyutta ne olduğunu bilmediğiniz gizli değişkenleri de işin içine katarsak, aslında hiçbir belirsizlik kalmıyor ortada. Birazdan Heisenberg prensibine de değineceğim. Kuantum fonksiyonları ile parçacığın nerede olacağının olasılığını ortaya çıkarıyoruz. Fakat bu olasılığın neden kaynaklandığını açıklamakta zorlanıyoruz. Bu alanda Quantum Field Theory gibi teoriler de mevcut ama gerek yok. Daha ileri seviye konuşmak gerekirse, olasılık fonksiyonu biz gözlem yapmadan önce zaten kapanmıştır. Biz bu kapanıştan yani bu frekanstan daha hızlı gözlem yapamayacağımız için sonucu görürüz sadece.

Aynı mantıkla, üst boyuttaki etkileşimin bu boyuta yansıması prensibi ile düşünürsek, uzay boşluğunda aslında hiçbir parçacığın yoktan var olup gitmediğini de fark edebiliriz. Sadece 4 veya 5 boyuttaki bir cismin bu boyuta rastlayıp geçişini görüyor olamaz mıyız? Sadece nasıl davrandığını bilemiyoruz, bu yüzden yoktan var oldu ve tekrar yok oldu diye açıklıyoruz ve bu dar görüşlü oluyor.

Ve son olarak kuantum dolanıklılık. Bu durumda elimizdeki eldivenlerin zaten çift olacağı ve her hangisini görürsek görelim diğerinin ne olduğunu anında bildiğimizi söyleyebilirim. Bir üst boyutta bunlar birbirine bağlıdır ve bir şekilde bu evrende biz gözlem yaptığımız anda bir şekil almış gibi görünürler. Yani yine üst boyuttaki bazı bilgileri kaybettiğimiz için bilginin ışık hızından hızlı hareket ettiğini düşünüyor ve yanılıyoruz. Ben bir gözlem yapmasam da iki eldiven var, ikisi de birer yaratık, ikisinin birbirine zıt durumları var, ikisi de aynı anda hem sol hem sağ eldiven olabilecekmiş gibi görünür ama evrende büyük irade tarafından gerçeklenmiş ve belli bir hal almıştır. Benim gözlemim evreni var etmez.

Heisenberg belirsizlik kuramı

Bu prensibe göre bir parçacığın aynı anda hem konumu hem de hareketi bilinemiyor. Yani nerede olduğunu bilirseniz nereye gittiğini bilemiyorsunuz, nereye gittiğini bilirseniz nerede olduğunu bilemiyorsunuz. Bunu da aynı mantıkla üst boyuttaki bilgisinin bize görünmediği çıkarımı ile açıklayabiliyorum. Kuantum fonksiyonu açısından baktığımızda kendi iradesi olmayan ve nerede nereye gidiyor olacağı belli olmayan bir yaratık oluyor. Heisenberg açısından baktığımızda da sadece üst boyutta bilinip bizim boyutumuzda kaybolan bir bilgiden söz ediyoruz.

Süper simetri

Bu kavram evrendeki her parçacığın bir simetriği ile var olduğunu söyler. Elektronun karşısında (s)elektron olması gibi. Bu görüşün, canlılarda çift cinsiyet ile olmasına bakarak mantıklı bir çıkarım olduğunu düşünüyorum. Tabi burası spekülasyon. Ama kuantum dolanıklığında şöyle bir ilke vardır. Bir parçacık sağ ise diğeri mutlaka sol olur. Yani mutlaka zıttı olur. Bu da bana süper simetri ile bağdaşır görünüyor. Herşey evrende bir karşılık ile yaratılmış, tek olan tek varlık tanrının kendisidir gibi.

Loop quantum gravity

Çekim kuvvetini açıklayan Einstein 'ın denklemi çok küçük boyutlarda anlamlı sonuçlar vermediği için yeni açıklamalara gitmeye çalışıyorlar. Bu açıklamalardan benim görüşüme en yakın olanını zaten düşünmüşler. Evrende herşeyin, ve hatta evrenin kendisinin, küçük kuantize edilebilir birimlerden oluştuğunu öngörüyorlar. Bu şekilde evrende açıklanması en zor güç olan çekim kuvvetini kuantum seviyesinde de açıklamaya girişiyorlar. Maalesef önerdikleri sistemi test edecek kadar gelişmiş cihazlar yapılamıyor. Ama teorimin temelini bu görüş oluşturuyor diyebilirim. Benim bakış açımı bir şekilde bu teoriye aktarmak ve onların evren mantığında her birimin çok boyuttan az boyuta indirgenmiş birer yaratık olduğunu düşünmek gerekiyor. Benim böyle bir matematik için 1000 yıl falan çalışmam gerekir :)

Tahminler

Biraz da teorimin yaptığı çıkarımlardan bahsedeyim. Böyle bir teoriye göre öncelikli olarak gizli değişkenleri genel görecelilik ve Schrödinger gibi denklemlere bir şekilde katmak gerekiyor. Bunu yaparken üst boyuttan alt boyuta geçişte bir çeşit indirmeme (reduction) yapılması gerekiyor. Fizik dünyasında genelde gizli değişkenlere karşı çıkarlar.

Bu teoriye göre lokallik (locality) ve nedensellik (causality) korunmak zorunda değil. Locality nedir? Her bir olayın en yakınındaki parçacıklar ile ilişkili olmasıdır. Yani atlama yapılamamasıdır. Causality ise bir nedeni olmadan herhangi bir olayın gerçekleşmemesidir. Mesela durduk yerde bir bilardo topunun yuvarlanmaya başlamamasıdır. İşte benim teorime göre üst boyutlarda bizim tarafımızdan bakıldığında görülmeyen kayıp bilgiler olduğu ve bizim boyutumuzun bir yanılsamadan ibaret olduğu göz önünde bulundurulursa, bu iki kavram da mevcut olmak zorunda değildir.

Yani bir bilardo topu durduk yerde hareketlenebilir. Hareketlenmiyor olması onun böyle bir özelliğinin var olmadığı anlamına gelmez zaten. Ayrıca evrenin öteki ucundaki bir süpernova beni bu dünyada anında etkileyebilir. Birbirinden uzak olaylar birbiri ile direkt alakalı olabilir.

Hatta evren bile herhangi bir bir anda bir sonraki anı ile ilgili bilgi vermek zorunda değildir. Mesela elinizden bıraktığınız bir top yere düşerken bir anda yukarı çıkmaya başlayabilir. Veya elinizdeki top bir anda bir telefona dönüşebilir. Bir araba 100 kilometre hız ile güneye giderken bir sonraki anda 100 kilometre hız ile kuzeye dönmüş olabilir. Bunlar size absürt gelse de hiçbir olay veya durum süreğenlik sağlamak zorunda değildir. Tanrı iradesi ve tutarlılığının bir göstergesidir bunlar sadece. Benim teorim bunu söyler.

Bahsettiğim gibi teorime göre zaman sadece bir yanılsamadır. Zamanın devamlılığı da zorunlu değildir. Üst boyutlarda bir yerlerde zaman kavramını bir şekilde yok etmeniz gerekmektedir ama kaçıncı boyutta bilemiyorum. Evrende hiçbirşey belirsiz değildir, sadece biz belirleyen mekanizmayı üst boyutta gözlemleyemiyoruz (sütlü kahve).

Son olarak da benim teorime göre Feynman diyagramlarında olduğu gibi yaratıklar hal değiştirebilir. Veya belki de başka bir yaratık ile yer değiştiriyordur. Bu kısım bu teoride önemsiz oluyor. Bir elektron bir anda bir positron ve gamma ışımasına dönüşebilir. Bu dönüşüm teorideki hiçbir kuralı ihlal etmez.

Nasıl çürütülebilir

Teorimi felsefi anlamda çürütmeye çalışabilirsiniz ve tartışabiliriz. Ama eğer fiziksel anlamda bir şekilde evrenin belli kuralları izlemek zorunda olduğunu (tanrının ve şeytanın varlığından bağımsız) ispatlayabilirseniz aslında teorimi çürütmüş olabilirsiniz. Yani araba örneğine geri dönersem, bir araba 100 kilometre hız ile giderken bir sonraki saniyede şu noktada olmak zorundadır, aksi takdirde evren çöker gibi bir çıkarım yapabiliyorsanız, teorimi çürütürsünüz.

Zaman konusunda da evrenin zamana sahip olduğu, ona hükmettiği ve zamanın evrenle gelen bir olgu olduğunu ispatlamaya çalışabilirsiniz. Benim zaman kavramıma göre evren tekrar tekrar var olduğu için zaman varmış gibi algılıyoruz. Evrenin kendisi zamanı var ediyor şeklinde bir ispat yapılırsa bu da teoriye büyük darbe vuracaktır.

Bir de şu bakış açısı olabilir. Evrenin yapısı süreğendir ve küçük parçalardan oluşmaz şeklinde bir ispat yapabiliyorsanız yine teorime büyük darbe vurmuş olabilirsiniz. Loop Quantum Gravity yaklaşımının tamamen çürütülmesi gerekir bunun için. Bunları yapabiliyorsanız kendi evren teorinizi de geliştirirsiniz zaten.

Son çıkarımlar..

Bundan yaklaşık 3 yıl önce Block Universe ve Pilot Wave Theory gibi kavramları öğrendiğimde, irade üzerine de düşünüyordum. Bu şekilde bir şeytan algısını bu teorilere katmak aklıma geldi. Zaten Descartes 'da bir cin tarafından yönlendiriliyor olsak acaba ne olurdu diye sormuştur. Bunlardan ilham alınca ortaya epeyce fizik içeren ve gündelik hayatta insan, tanrı ve evren üçlüsünü bir araya getirebilen bir çerçeve çıktı. Vites arttırıp bazı ileri seviye çıkarımlarımı da yazmalıyım bu noktada.

Kuantum fiziğinde birşeyleri yanlış düşünüyoruz. Olasılık fonksiyonunun bir gözlem tarafından son bulduğunu düşünüyoruz. Bana sorarsanız üst boyutlarda quantum field theory 'de olduğu gibi bazı boyutlar veya alanlar çakıştığı için biz sadece bunun sonucunu görüyoruz. Bu olasılık bizim evrenimiz içinde gerçeklenen bir olay değil. Evren üstü alanda yaratıkların olasılıkla bulunacağı haller var. Bunun içinde şeytan gibi bir boyut daha eklediğimizde zaten sonlanmış bir fonksiyonu biz gözlemliyoruz bence.

Birkaç kere üst boyutlarda kaybolan bilgilerden bahsettim. Bu bilgi matematikteki türev alma işlemi gibi bir kayıp oluyor. Hatta integral aldığımızda da C diye bir sabit ekleriz. İşte bu C 'ler aslında gizli değişkenler. Hatta 3X değerinin türevi 3 olduğuna göre burada bir X de kaybolmuş gitmiş demektir. Evrende boyutların indirgenmesi gibi bir durum oluşuyor sanki. Zaten holografik teoriye göre bakarsak da esas gerçeklik başka bir boyutta olabilir ve biz sadece o gerçeklikte olup bitenin süzülmüş yansımasını görebiliriz.

Evrenle ilgili cevapları kuantum boyutlarında aramaktansa evren üstü boyutlarda arıyorum. String teorisi de 10 veya 11 boyuttan bahsediyor. Bunları bir araya getirirken bir de üzerinde şeytan boyutu ekliyorum. Bu sayede irade ve kader gibi kavramlar da akla yatkın hale geliyor.

Evrenin frekansı kavramı burada önemli oluyor. Yüksek frekanslarda gözlem yapamadığımız zaman da bazı verileri kaybederiz. Mesela arabalar ileri giderken lastikler geri gidiyormuş gibi görünebilir bazen. Bu da fiziksel olarak üzerine düşülmesi gereken bir konu.

Ya devamı..?

Ben üzerime düşeni yaptım :) Sizlere bir evren modeli sundum. Felsefi bir bakış açısı ile açıkladım. Bu modelin evrendeki bilinen kavramlara nasıl entegre edilebileceği ile ilgili görüşlerimi de sundum. Şu aşamada bir meraklının çıkıp bu modeli matematik ile birleştirip bir temele oturtmasını istemekten başka bir çarem yok. Tek cümlelik özetle, boyutların indirgenmesi ve boyutlar arası etkileşimden bahsediyorum diyebilirim.

Bu teoriyi sadece fiziksel olarak ele alıp değerlendirebilirsiniz. Yani sadece mistisizm yapmıyorum. Veya dilerseniz felsefi olarak da tartışabilirsiniz. Umarım sizlere de yeni bir pencere açmışımdır. Sorularınız ve yorumlarınız da olursa sevinirim. Bu yazı dizisini paylaşmanızı ve duyulmasını sağlamanızı da rica edebilirim. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere :)


Bir yorum yazabilirsiniz