Son 1 yıldır epeyce kitaplara gömüldüm. Tabi gömüldüm dediğim de 2 haftada 1 kitap okumak kadar, benim potansiyelim bu kadar :) Bu yazıda okuduğum bazı kitaplar hakkında düşündüklerimi yazmak istedim. Edebiyattan ve kitaptan çok anladığımı söyleyemem ama okuduğum skala içerisinde dikkatimi çeken bazı detaylar var. Onlardan da yazının içinde bahsedeceğim.
Bu listeyi bence her insanın okuması gerekiyor. Sevgiyi, insan doğasını ve dünyayı anlamak adına güzel bir özet oluyor.
George Orwell 'in 1949 yılında çağının ilerisini görerek yazdığı bir kitaptır. Otokratikleşmenin sonucunu güzel bir biçimde yazıyor ve bu yola giden taşları da gösteriyor. Günümüz devlet yöneticilerinin rüyası olan tam itaat sistemini kendi yorumu ile aktarıyor. Bu kitap hakkında detaylıca bu yazıda yazmıştım.
Bu kitap, Noam Chomsky 'nin modern dünya hakkında yazdıklarını ve düşündüklerini özetliyor. Chomksy 'nin tabi ki başka kitapları da mevcut ve dil bilimi üzerine çalışmaları da var. Bu kitap ve 1984 ile beraber dünyanın kirli, işlevsiz ve verimsiz düzenini daha iyi anlıyorsunuz.
Nigel Warburton 'un felsefe ile ilgili yazdığı kitaplardan birisidir. Bu kitap da tarih boyunca insanların neyi nasıl düşündüğünü özetlemektedir. Bu sayede bakış açınızı ve vizyonunuzu geliştirecektir. Ben de blogda bu kitap hakkında uzunca yazmıştım. Kitap batı felsefesine odaklanıyor. Henüz doğu felsefesini düzgün bir şekilde özetleyen bir kitap bulamadım ama şunları deneyeceğim: Engaging Japanese Philosophy: A Short History, Islamic Philosophy: A Beginner's Guide ve A Short History of Chinese Philosophy.
Mehmet Rauf 'un yazdığı bu kitap size sevgi ile ilgili yeni bakış açıları kazandıracaktır. Benim de sanırım favori kitabımdır diyebilirim.
Olmazsa olmazlardan sonra aklımda yer eden kitaplardan bahsetmek istiyorum. Okuduğunuza pişman olmazsınız diye düşünüyorum ama zevkler ve renkler tartışılmaz tabi.
Bu roman azap romanı diye geçiyor. Biraz abartılı da olsa aşk için nasıl azaplara düşülebileceği anlatılıyor kitapta. Ben biraz realist bir insan olduğum için abartılı gelmişti bana ama Fransız edebiyatı fena olmuyor genelde.
Bu Türk klasiklerinden birisidir. Dizisini mutlaka duymuşsunuzdur ama orjinalini kitaptan okumanız gerekiyor. Çünkü kapitalist kaygılarla yapılan dizinin muhtemelen kitapla pek alakası yok. Bu kitap da aslında biraz abartılı olabilir ama gerçeklikten hiç kopmuş değil. Size yeni bir bakış açısı kazandıracaktır.
Yine Türk klasiklerinden birisi ve Vadideki Zambak gibi azap romanı tadında. Bu kitabı okumuş olmanız muhtemel. Enteresan bir kadın erkek ilişkisini ve kader çizgisinin gücünü anlatıyor.
Bu kitap daha iyi olabilirdi. Japon felsefesinden esinlenmiş ve kendinden emin sakinlik anlamına gelen Şibumi kavramını yaşamaya çalışan bir ana karakterimiz var. Onun başından geçenler etraflıca anlatılıyor. Kıtalararası heyecanlı bir kitap olabilecekken büyük bir fırsatı kaçırıyor ve karakter geçmişine fazlaca odaklanıyor. Tarihi olaylar içine yerleştirilmiş kurgu romanlar yazılıyor mu bilmiyorum ama bu kitap o şekilde yazılsa ve karakteri daha çok yaşatsa çok daha ses getirebilirdi.
Biraz sıkıcı olabilse de sizi Amerika 'nın bir ucundan bir ucuna maddi ve manevi bir yolculuğa çıkarıyor. Büyük ekonomik buhran sonrası vahşi kapitalizmin temelleri atılırken topraklarını kaybeden bir ailenin batıya doğru iş bulmaya gitmesi ve yaşadıkları anlatılıyor. İnsanoğlunun aç gözlülüğü ve aptallığı hiç değişmiyor. 100 yıl geçmiş hala işçileri ezerek ve zenginleşmelerini önleyerek sistem yürütmeye çalışıyorlar.
Bu kitap da Amerikan klasiklerinden. 13 yaşında çocukların bile okuyabileceği türden bir kitap ama anlamaları için biraz büyümeleri gerekiyor. Amerika 'nın siyahilere karşı yargılarının sonuçlarını anlatıyor kitap. Ama çoğunlukla küçük kahramanımız Jean Louise Finch 'in gözünden olaylar anlatılıyor.
İtiraf ediyorum aşağıdaki kitapları okudum ama bende hiçbir etkisi olmadı çünkü anlayamadım. Kitapları eleştirmiyorum tabi ki emeğe saygım var. Ama ne anlatmaya çalışıyorlarsa o şey bana hiç geçemedi :)
Sanırım benim yazarların bakış açıları ile bağdaşamama sorunum var. Oscar Wilde 'ın youtube 'da radyo tiyatrolarını da bulmuştum ve çok anlamsız gelmişti. The Picture of Dorian Gray 'i okuduktan sonra "ben şimdi ne okudum" diye sordum. Yani kitabı özetleyecek kadar bile anlamadım. Bana sorarsanız şımarık ve daracık bir dünyaya sahip bir oğlanın kendi kendine kuruntularını okudum. Yazar muhtemelen başka bir mesaj vermeye çalışmıştır. Siz ne düşünürsünüz bilemem tabi beni referans almayın :)
Platon hocası Sokrates 'in bakış açısını yansıtmak için kitaplar yazıyor bildiğim kadarıyla. Devlet de sanırım Sokrates 'in sorgulamaları ile devlet kavramını sorgulama yoluna gidiyor. Sanırım diyorum çünkü kitabı yarısında bıraktım :D Çünkü deli olacaktım. Sokrates 'in sorgulayıcılığı insana yol gösterir kesinlikle ama neyi ne zaman ne kadar sorgulayacağımızı bilmemiz ve context dediğimiz bağlamı kaçırmamamız gerekir. Aksi takdirde ineklerin otlaması ile insanların yemek yemesini benzeştiririz. Yani bu kitaptaki gibi bir sorgulama yaparsam şuna benzer: Senin adın neden Ayşe? Eğer adın Ayşe ise hayvanlara isim verebilir miyiz? Peki hayvanlar birbirleri ile konuşur mu? Konuşmak için oturuyor olmak gerekli midir? Otururken etrafa bakınmak sakıncalı bir davranış mıdır? :D Bağlamsız ve hedefsiz ve kontrolsüz sorgulama herşeyi sadece karıştırır.
Bu kitap o kadar garipti ki konusunu bile unuttum. Sadece aklımda Nuran 'ın garip davranışları kalmış. Ahmet Hamdi Tanpınar çok donanımlı ve kaliteli bir yazar, aksini kimse iddia edemez. Ben bu kitabı gerçek dışı buldum. Mesela insanlar yerine göre hatalar yapabilirler. Veya bir insanda beklenmedik bir davranış biçimi fark edebiliriz. Fakat davranışların ve hatta hataların bile bir tutarlılığı olur. Hatta psikolojik hastalıkların bile bir tarzı vardır kendini belli eder. Fakat bu kitap bir insanın olağan veya olağan dışı durumlarda yapmayacağı şeyleri yazıyor gibi geliyor.
Bence coğrafyanın edebiyata etkisi var. Mesela Rus yazarları aşırı detaycı buluyorum. Bazen hikayeye veya okuyana birşey katmayan laf kalabalığına giriyorlar gibi geliyor. İngilizlerin biraz fazla mecazi düşünüp gerçekle alakalarını kaybeden bir dünyaya daldıklarımı hissediyorum. Amerikan yazarların maddiyat üzerine çok eğildiğini görüyorum. Almanların biraz fazla ruhsuz yazdığını düşünüyorum. Türk edebiyatı bence kesinlikle ortanın üstünde. Fransızların madde ve mana arasında ideale yakın bir yerde bulunduğunu düşünüyorum. Bu yüzden Sefiller kitabının mutlaka okunması gerektiğini düşünüyorum. Monte Kristo Kontu da güzel kitaptır.
Bu şekilde okuduğum bazı kitapları tavsiye etmiş ve bazılarına da kendimce yorumumu katmış oldum. Kitap konusunda seçiciyim ve beklentileri yüksek olan bir insanım. Okuduğumda bana keyif vermesinden çok bana birşeyler katmasına öncelik veririm. Sizlere de birşeyler katarlar umarım. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere :)
Bir yorum yazabilirsiniz