Dile kolay 6 yıl önce başlamışım yazmaya. Her yıl dönümünde başka bir tarafını sorgulamışım. Mesela geçen yılın yazısında daha önceki yıldan gelen kaygılarla dünyanın gidişatı içerisinde üzerine düşünüp yazdığım konuların çok da anlamlı olmayabileceğini düşünmüşüm. Bu yüzden herhangi bir kaygı gözetmeden "yaz da ne yazarsan yaz" mantalitesine odaklanmışım. Aslında bunun da sonucunu almışım ve 21 blog yazısı yazmışım, ay başına 1.7 yazı gibi bir oran hiç fena değil. Bu yıl da kafama takılan bazı şeyler var. Fakat sıkıcı konulara geçmeden önce, geçen yıllar ile beraber yılın en iyisi listesini güncelleyeyim:
Bu yılın en beğendiğim yazısı konusunda biraz da kararsız kaldım. Bilmemenin felsefesi, Detaylar hak edenler içindir ve "-mış gibi" nin analizi yazılarını da beğendim. Adalet ve ekonomi gibi ağır konular üzerine de güzel yazılar yazabildiğimi düşünüyorum. Belki de kendimi oturup yazmaya zorlayınca incelemeye değer şeyleri keşfederek, "daha ne yazabilirim ki" yada "bunları yazmaya değer mi ki" gibi sorular azalıyor olabilir.
Bu yıl blogdaki 100. yazımı da yazmışım. O da dünyada şu an 2026 yılı Mayıs ayı itibarı ile hiç kimsede bir benzeri olmayan bir RAG sistemi. RAG sistemi nedir, detayları önemli değil. Benim bildiklerimi okuyup benim gibi konuşabilen bir yapay zeka uyarlaması aslında. Buradaki esas zorluk yapay zeka entegrasyonu değil. Bilgi birikiminin anlamlı bir şekilde yazıya aktarılabilmiş olması ve bunun hayatta bir çok konuya değinebiliyor olması asıl zorluk. Denemek isterseniz onu adı NUMAIN. Ama denemek isterseniz, yani merak ederseniz...
İşte bu noktada bu yılın en çok aklıma esen sorusu geliyor. Bu kadar şey neden yazıldı? Zamanında bahsettiğim gibi blog yazmak bir hobi olabilir. İşimin dışında zamanım oldukça, herhangi bir maddi getiri beklentisi olmadan yazabilirim. Bir yandan da sadece hobiler ile sınırlı kalmayıp insanlara yeni pencereler açmaya da çalışıyorum. Benim bir amacım ve üretimim var. Peki bunları okuyan var mı? Bilmiyorum, çünkü tıklamaları takip etmiyorum. Fakat insan ister istemez soruyor. Ben neden yazıyorum?
Bu dünyada üstüne çok yazılıp çizilen arz-talep dengesi denilen birşey var. İnsanlar bir ürün ortaya koyarlar, talep görmezse başarısız olduğunu düşünürler. Ürünün başarısını veya kalitesini alıcı sayısına göre veya alıcısının olup olmamasına göre değerlendirirler. Herşey ticaret kafası ile düşünülür. Bu yüzden bazıları "okuyan var mı ki, sana para getiriyor mu, benim ne işime yarayacak" gibi sorular soruyorlar. Bu bana özel bir durum değil tabi ki. Genel olarak "anlam arayışının değerlendirmede gizli olduğunu düşünmek" şeklinde bir sorunumuz var. Bir zamanalar "sen körsen güneşin suçu ne" şeklinde güzel bir söz duymuştum. Bir şeyin anlamı veya değeri, karşılık görmesi veya algılanması ile ölçülmez. Hayatın anlamı, tanrının anlamı, yaptığımız işin anlamı, yaptığımız iyiliğin anlamı... gibi şeyleri ticari bakış açısı ile ele alarak bulamazsınız.
Yani blog yazmanın anlamı okunuyor olması veya değer görmesi veya getirisinin olması değildir. Bir gazetede veya dergide ücreti karşılığında köşe yazarlığı yapabilirsiniz ve ücretinizi alamazsanız veya kazancınız size yetmezse bu işi bırakabilirsiniz. Blog yazmaya başladıysanız, okunmuyor diye bırakmazsınız. Zaten başlamış olmanız bile kendi kendinizle bir sözleşmedir. (İngilizce commitment kelimesi)
Tabi bir insan kendi bildiklerini veya yaptıklarını kendisinin değerlendirmesi de anlamlı değildir. Önemli olan daha iyi ve faydalı olanı bulma ve edinme amacıdır. Başladığınız zaman çorap söküğü gibi eksiklerinizi yüzünüze vuracak olan bir süreçtir. Yani bir bakımdan da cesaret işidir. İnsanlar genelde eksiklerini bilmek istemezler. Bu yüzden kendini geliştirmeye adamış az sayıda insan görürsünüz.
Geçen yıl gözlemlediğim gibi bu yıl da aslında hem Türkiye hem dünyada durumlar hiç iç açıcı değil. Bazı yazılarım da bunları özetledi aslında. Genel duruma baktığınızda insanoğlu ilerlemenin gerektirdiği akıl ve bilinçten yoksun olduğu için gerilemeye başladı. Bunu da çeşitli oyunlarla gizlemeye çalışıyor. Kimse krizin neden çıktığını düşünmüyor, çözmeye yanaşmıyor. Herkes krizden fırsat çıkaran olmaya çalışıyor. Bu toplu bir çöküştür, bir tarafından tutup düzeltemezsiniz. Ama muhtemelen fikir insanları ile alay edersiniz :)
Tahminimce bu yıl bazı subjektif konularda yazılarım olacak. Herkesin bir fikrinin olduğu çok tartışmalı konular var. Ama bir yazı var ki hepiniz bir, ben tek modunda olacak :) Başlığı da "Arz-Talep efendi hazretleri" olacak. Hatta seneye hala iş başında ve yazıyor olursam gelecek senenin en iyi yazısı bile olabilir diye düşünüyorum.
Yıllardır yazmanın kazandırdığı bir yetenek olsa gerek, bazı yazılarımı tek oturuşta yazabiliyorum. Bu aynı zamanda bir düşünce silsilesinin de var olması ile mümkün. Bir konuyu konuşmak yada irdelemek istediğinizde bir ucundan diğer ucuna kadar sorgulayabiliyor olmak gerekiyor. Sürekli öğrenmek, kafa yormak ve yazmak bu yeteneği de geliştiriyor. Aynı zamanda "ben bu konuyu bilmiyormuşum meğer" dediğiniz de olabiliyor. Bütün bunlar için önce işin içine girmek ve beyni stimule etmek gerekiyor. Dediğim gibi, başladınız mı gerisi geliyor. Bu yıl için de epeyce konum var. Zaten dünya da yerinde durmuyor, o da insana malzeme veriyor. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere...
Bir yorum yazabilirsiniz